HOŞ GELDİNİZ

maden ve madenciliğe ilişkin yazı, fotoğraf, belge ve bilgilerin paylaşılması amacıyla hazırladığım bu sayfaya isteyen herkes katkı sunabilir. bilgi örgütlendikçe anlam kazanır, insan öğrendikçe...

vahşi kapitalizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
vahşi kapitalizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ağustos 2015 Çarşamba

çatışmalar 90'lara benziyor da, ekonomi farksız mı?


10 temmuz 2014'te 1 dolar 2,12 tl.
25 ağustos 2014'te 1 dolar 2,93 tl.


1 yıl içinde türk lirası 80 kruş'tan fazla değer yitirmiş (devüle olmuş). bu hafta çin'in düşük büyüme açıklamasıyla başlayan ve asya ve avrupa borsalarını sarsan durum, dünya genelinde bir krize yol açacak gibi görünüyor. buna altın fiyatlarının (özellikle türkiye'de) son yıllardaki en büyük yükselişini, petrol fiyatlarının ise en düşük değerlerini görmesini eklemek gerekiyor.

akp iktidarının hükümet ve seçimden başka bir şeyi gözünün görmediği açık. çünkü 4 gün önce ekonomiden bakanı nihat zeybekçi; "“Türkiye büyük, güçlü bir ülke. ’Vay şu olmazsa kriz gelir’. Gelmez arkadaşlar. Allah aşkına ben söylüyorum” dedikten 1 gün sonra dolar 3.tl'yi gördü.

demek istediğim çok şey var aslında; fakat artık kişi başı gelir nutukları atanlar 10.000 $'dan söz etmeseler iyi olur. yalnızca 7 haziran seçimlerinden sonra tl.nin 30 kuruş değer yitirmesi; ücretlerin dolara karşı %12 değer yitirdiği anlamına geliyor. yani akp iktidarının verilerini dikkate alırsak kişi başı gelir 9000 dolara düştü...

belirsizlik, çin ekonomisinin küçülmesi, gelişmekte olan ülkelerde sıcak paranın "kazandırmaması", dünya genelinde tüketicilerin tüketecek kadar gelirlerinin olmayışı, ülkelerin ve kişilerin borçlarının çevrilemeyecek noktalara ulaşması vb. onlarca etken 1994 ve 1999'da yaşadığımız krizlere benzer bir krizin kapıda olduğunu gösteriyor. 1999'daki kriz de asya'dan başlamış ve ülkemizi de vurmuştu...

ekonomi bakanı "kriz olmaz, allah aşkına ben söylüyorum" dese de, kapitalizmin krizsiz yaşayamayacağını ve her krizde önce emekçileri, sonra da kendi kendine yetemeyen ülkeleri vurduğunu biliyoruz...
1. altı ay %6, 2 altı ay %5 zammı yerlere göklere sığdıramayan sendikacılar "aldıkları" zammın ücretlilerin cebine girmeden buharlaştığını görüyorlardır sanırım... elbette önemli olan bizim, ücretlilerin görmesi...

türkiye'nin dönemsel olarak içinde bulunduğu durum şimdi tam da 90'lara benzedi. (çatışmaların düzeyinin daha çok 1970'lere benzediğini düşünsem de) bir yandan yoğunlaşan çatışmalar ve siyasi kriz, bir yandan yine asya'dan başlayan ekonomik küçülme ve krize evrilme olasılığı... akp sürekli diline doladığı 1999 ekonomik krizinin neredeyse tıpa tıp aynısını yaşıyor şu an ve seçimlerin YSK'yı beklemeden 1 kasım olarak açıklanmasının bir nedeni de bu diye düşünüyorum...

hiçbir iktidar eksikliğini kolay kolay kabul etmez. örneğin merkez bankası rezervi 120 milyar dolar açıklanıyor ya, gerçekte kullanılabilir net döviz rezervi 42 milyar $ düzeyinde. (120 milyar rezerv altın dahil tüm rezervlerin brüt miktarıdır.)

ithalatın düşürülemeyişi, ara mal ithalatının sanayideki ağırlığı, sermayenin dış borçlarının dövizdeki artışla birlikte katlanması ve ödeme güçlüklerinin ortaya çıkması, net döviz rezervlerinin spekülatörler tarafından paradan para kazanma fırsatı olarak görülmesi (hatta zorlanması), muktedirin faizlerin yükseltilmesine karşı çıkması, üretmeye bir ekonomi ve dış ticaret açığı...

istediğiniz gibi yorumlayın... hepimizin koalisyon tiyatrosunu izlediğimiz, (haklı ve kaçınılmaz olarak) çatışmalara yoğunlaştığımız, son olarak doğu karadeniz'deki sel (rant) felaketine baktığımız bir dönemde ekonominin durumu bu...
emeğin örgütlülük durumu "nerede bizim dolarlarımız" sorusunu sormaktan uzak... barıştan yana tavrımız ve kararlılığımız 1 kasım seçimleri kadar, ekonomik bölüşüm ilişkilerini de hesaba katmalı...

şu anda üretilen tüm mal ve hizmetler karşılığı elde ettiğimiz toplam gelirin %60'ını en varsıl %1'lik kesim alıyor, geri kalan %40' da kalan %99 arasında bölüştürüyorlar... unutmayalım ki; bu ülkede dünya milyarderler listesine girmiş (türkiye ölçeğinde) 35 süper varsıl (zengin) var...

salim çalık

4 Haziran 2014 Çarşamba

iş cinayetleri sürüyor (mayıs ayında 414 kişi öldürüldü)


istanbul işçi sağlığı ve iş güvenliği meclisi'nin 2014 mayıs ayı raporuna göre, mayıs ayında en az 414 işçi yaşamını yitirdi.

yaşamını yitirenlerden 2'si çocuk, 10'u kadın.

ölüm oranlarına göre en fazla iş cinayetinin gerçekleştiği işkolları; madenlerde 305 işçi, tarım-ormancılık işkolunda 37 işçi, inşaat-yol işkolunda 30

soma'daki 301 madencinin öldürülmesiyle sonuçlanan katliamı saymazsak bile, iş cinayetlerinde düşme olmadığı açıkça görülüyor. yaz aylarının gelmesiyle tarım-orman ve inşaat işkollarındaki yoğunluğun artacağı da dikkate alındığında, bu duyarsızlık, düzenlemelerdeki insansızlık, devletin göstere göstere sermayenin sözcüsü-koruyucusu olması durumu ölümlerin artacağını gösteriyor ne yazık ki...

emekçiler geçim derdi, yaşamını sürdürme telaşının yanında yaşamlarını korumayı, yaşama haklarını savunmayı da düşünmek zorundalar...
sendikalar, koltuklarına ve örgütlü bulundukları işyerlerine kapanıp kalmak yerine fabrikalara, tarlalara, inşaatlara, madenlere çıkmak zorundasınız... üye yapamıyor musunuz? olsun, emekçilerin, kölelik ücretine tutsak edilip canları çıkarılanların adına söz söyleyin, duyarlılık oluşturun, can kurtarın...


salim çalık

23 Ocak 2014 Perşembe

taşeronlaştırma sömürüdür, ölümdür (susma; sustukça sıra sana gelecek)

https://plus.google.com/108518469492470099989/posts/CXkQzbkSxRR

22.01.2014 tarihinde Türkiye Taşkömürü Kurumu Armutçuk Müessesesi maden işçileri taşeronlaştırma ve özelleştirmelere karşı basın açıklaması yaptı. Genel Maden İş Armutçuk Şube Başkanı İsa Isa Mutlu  açış konuşmasında taşeronlaştırma ve özelleştirmeye karşı olduğunu, bunu engellemek için mücadele edeceklerini belirtikten sonra; şu an direnişte olan Yatağan Maden İşçilerinin kararlı mücadelesini selamlayarak; Zonguldak Maden İşçilerinin Yatağan Maden İşçilerinin yanında olduğunu belirtti.

daha sonra basın açıklamasını okuyan Genel Maden İşçileri Sendikası Genel Başkan Yardımcısı Satılmış Uludağ; kurumun işçi açıklarının her geçen gün arttığını, genel müdürlüğün 2 yıldır bakanlıktan 3200 işçi talep ettiğini, ancak bakanlığın yanıt vermediğini belirterek; 
"kurum tarihinin en düşük kömür üretimini gerçekleştirdi... kurumun zararının düşmesi ve ekonomiye katkı sunması için bir önce işçi açıkları kapatılmalıdır. şu an ocakları açık tutabilmek bile zorlaşmıştır. işçi alınmayarak yapılan yanlışa, bir de taşeronlaştırmaya giderek başka bir yanlış eklenmemelidir. yıllardır uyarıyoruz; taşeron demek sömürü demektir, daha fazla kar hırsıyla ölüm demektir. biz taşeronlaştırmaya şiddetle karşı çıkıyoruz..." dedi.




2 Ocak 2014 Perşembe

Milas emek ve bağımsızlık mitingi (29.12.2013)


29 aralık 2013'te muğla'nın milas ilçesinde yapılan emek ve bağımsızlık mitinginden görüntüler. yatağan ve milas'taki termik santraller ile yatağan linyint işletmelerinin özelleştirilmesine karşı gerçekleştirilen miting coşkusu ve kitleselliği ile gelecek güzel günlerin izdüşümleriyle doluydu.


herkesin bu görüntüleri iyi okuması gerekiyor. talepler, tepkiler çok net biçimde ifade edilirken başta sendika yöneticileri olmak üzere tüm siyasilerin ve emekten yana siyaset üretme, emeğin sözcüsü olma iddiasındaki örgüt ve kurumların buradan yükselen sesi izlemesi ve katkı koyması gerektiğini düşünüyorum...

salim çalık

9 Aralık 2013 Pazartesi

hava iş' te-akp'li yonetim-donemi

http://www.sendika.org/2013/12/hava-iste-akpli-yonetim-donemi/

hava iş kongresinde yaşananlar yalnızca hava iş sendikası'yla sınırlı düşünülmemeli. bu kongre, kıdem tazminatı, özel istihdam büroları, çalışma ilişkilerinin esnekleştirilmesi, özelleştirmeler gibi konularda türk iş yönetiminin akp'ye "hizmet" etmeye devam edeceğini göstermiştir. akp'nin-thy'nin çıkardığı adaya tam destek veren türk iş yönetimi kendine muhalif bir sendika yönetimini devirmekle kalmadı, türk iş içindeki iyi-kötü direnen, hak savaşımı veren bir yönetimi devirmiş oldu. dolayısıyla türk iş'in direnen bir bileşenini etkisiz kılarken kendisini de iyice akp'ye bağlamış oldu...

salim çalık


7 Aralık 2013 Cumartesi

MADENCİ

___I


saçı başı kömür içinde
gömleği kanlı
çizmelerinin terlettiği ayakları
______________________ıslak

yüzü kara kömür tozu
gözleri canlı
kömürden öğrenmiş içten yanmayı
çocuğu ağlamaklı
karısı yaslı
_______________23/7/89

___II

çıkar işinden
içinde
yılgı
umutsuzluk
bitmez evin yolu
uzadıkça uzar

____Armutçuk 89
salim çalık
GÜLMEKLE AĞLAMAK ARASI (sf.37)      




















6 Aralık 2013 Cuma

KARA / Fahri Bozbaş

04.12.2013'te kandilli (kdz ereğli)'de genel maden işçileri sendikası (gmis) armutçuk şubesi ile kandilli dayanışma evi derneği'nin birlikte düzenlediği dünya madenciler günü kutlamasında çekilmiştir.

“…
Gözümün yağına bak, kara
Tırnağımın dibine bak, kara
Yutkunduğumu göremezsin,
Ciğerimi bilemezsin
Ben aydınlığım sen kara

…”

Fahri Bozbaş


YÜREKLER YİNE DAĞLANDI, 4 MADENCİ YAŞAMINI YİTİRDİ

YÜREKLER YİNE DAĞLANDI, 4 MADENCİ YAŞAMINI YİTİRDİ


gazetenin haberine bakınca durum net olarak görülüyor aslında. kaçak ocağın girişinin fotoğrafında ocaktan kömür çıkarmak için kurulmuş ray sistemi göze çarpıyor... yani burada ciddi bir çalışma olduğu açık. üstelik söz konusu yer merkeze de oldukça yakın. yani adı kaçak ocak...

peki nasıl oluyor da, kaçak ocaklar bu kadar rahat çalışabiliyor? nasıl oluyor da, buradan çıkarılan kömürler hiçbir engele takılmadan tüketime (pazara) sunulabiliyor? nasıl oluyor da türkiye taşkömürü kurumu (ttk)'nun imtiyaz sahasında veya rödövans sözleşmesiyle buralarda işletme hakkını almış olan şirketlerin alanlarında bu kadar kolay kaçak ocaklar kurulabiliyor...?

o kadar çok soru var ki sorulması gereken... örneğin, hava kirliliğini önlemek gibi bir görevi olan belediyelere, şehircilik bakanlığı'nın, sağlık bakanlığı'nın taşra teşkilatlarına rağmen kaçak ocaklardan çıkarılan bu kömürlerin nem, kol, karbonmonoksit oranları, lavvarlanıp lavvarlanmadığı gibi denetimlerden nasıl kurtulabiliyor bu ocaklardan çıkarılan kömürler?

maliye'nin taşra denetçileri, trafik polislerinin yol denetimleri sırasında hiç mi bu ocaklardan çıkarılan kömürleri taşıyan araçlar denk gelmez? yani yasal gereklilikler, taşıma irsaliyesi, kömürün çıkarıldığı ocak, kg. miktarı, satış bedeli, ödenen vergi vb.birçok alanı ve kurumu ilgilendiren kaçak ocaklardan çıkarılan kömürleri hiçbir göz görmüyorsa... ölen madencileri kim görür?

bu yüzden valilik ve milletvekilleri sıradan bir bilgilendirme açıklaması yapmanın ötesine de geçmiyorlar. oysa valiliğin ve milletvekilinin görevi ölenlerin adlarını sıralayıp "ölenlere allah rahmet eylesin, yaralılara acil şifalar diliyoruz" demek değildir... önce insanların ölmeyecekleri koşulları ve denetimleri sağlamak, ardından da ttk'nın, yani kamunun malı olan taşkömürüne sahip çıkmaktır.

zonguldak işsizlik ve ölüm arasına sıkıştırılmış bir kent. dolayısıyla önce işsizliği çözme yönünde adımlar atıp, insanların 3-5 kuruş için ölmeyecekleri koşulların, olanakların sağlanması gerekiyor. geçtiğimiz yıllarda gördük, 1200 kişinin, 2000 kişinin kazmacı olarak ttk'ya alındığı mülakatlara 40 bin kişi başvurmuştu. kısacası zonguldak taşkömürüne mahkum... ne yazık ki, bu mahkumiyet 20 yıla yakın bir zamandır özel- kaçak ocaklara yönlendirilmiş durumda... ya işsizlik ya ölüm riskine rağmen ekmek parası...

06.12.2013
salim çalık

5 Haziran 2013 Çarşamba

HEMA MADEN İŞÇİLERİNİN DENEYİMİ (GMİS NEREYE 5)

HEMA MADEN İŞÇİLERİ DENEYİMİ
(GENEL MADEN İŞ NEREYE 5)

            Hattat Holding’e bağlı Genel Maden İşçileri Sendikası (GMİS) üyesi Hema Kandilli İşletmesi işçileri 04.06.2013 günü 16:00-24:00 vardiyasında iş bırakma eylemi başlattılar. Şubat ayında başlayan toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin uyuşmazlıkla sonuçlanması ve ara buluculuk sürecinin de bitmesinin ardından işçiler sendikanın grev kararı almasını istemişlerdi.

            Hema Kandilli İşletmesi işçileri 2005 yılında bu yana çok sayıda eylem yaptı. Öyle ki, işletme yöneticilerinden birisinin daha önceki eylemlerden birinde; “Festivale çevirdiniz. Her yıl bir eylem yapıyorsunuz” sözü en açıklayıcı tespit. Bu yüzden 2000'li yıllarda Türkiye sendikal hareketi açısından Hema Kandilli İşletmesi işçilerinin ayrı bir yeri olduğu kanısındayım.

Örneğin  04.03.2007 tarihinde yaptıkları 3 günlük iş bırakma eyleminde; kazmacı maaşının 900 YTL.olmak üzere, en düşük  ücretin 600 YTl. olması, daha önceden verilen zam sözünün yeni ücret talepleri üzerinden verilmesi, İşçi Sağlığı İş Güvenliği Koruma Kurulu’nun kurulması, işin niteliğine uygun koruyucu teçhizat verilmesi ve miatlarının belirlenerek düzenli olarak değiştirilmesi, ilk yardık istasyonlarının kurulması, işveren tarafından verilen yemeklerin işyeri hekiminin de görüşleri alınarak yeterli kaloriye sahip yenilebilir tat ve çeşitte olması, işçilerin kendilerinin karşıladığı ulaşım giderlerinin maaşlarına yansıtılması (işveren tarafından ödenmesi), eylem nedeniyle işçilerin maddi ve manevi olarak zarar görmeyeceğinin sözünün verilmesi, ücret artışlarının 6 aylık dönemler olarak yapılması, taşerona devir sonrası hiçbir işçinin ücret ve sosyal hak kaybına uğramayacağının garanti edilmesi, ehliyet gerektiren işlerde ehliyetsiz işçi çalıştırılmamasını talep etmişlerdi.

Eylem sonrasında ise; 19.03.2007 tarihinde Hema Kandilli İşletmesi’nin işçilere yaptığı yazılı ve sözlü açıklamada “en düşük yer altı ücretinin 650 YTL., kazı ustasının 800 YTL. dolayında ücret olacağı, taşerona devir sonrası (25.03.2007) ulaşımın ve yemeğin taşeron firma tarafından karşılanacağı, ücretlerin ise 50 YTL.dolayında yeniden artırılacağı belirtildi. Böylece ücretler 700-850 YTL. net olurken özellikle köylerden gelenlerin 100 YTL. ulaşım giderinin de karşılanacak olması nedeniyle işçilerin talepleri gerçekleşmiş oldu.
            Hema işçileri aldıkları bu zamlarla TTK’ya 2006 yılında alınan kazı işçilerinin ücretlerini de geçmiş oldular. http://madencininsesi.blogspot.com/2008/07/zel-ocaklar-ne-kadar-uzak_28.html

21.08.2008’de maaşlarının geciktirilmesi üzerine 4 saatlik iş bırakma eylemi yapmışlar, işletme müdürün en geç 28.08.2008 tarihinde maaşların ödeneceği sözünü vermesi üzerine eylemlerini bitirmişlerdi.

            05.11.2008 tarihinde 24:00-08:00 vardiyasında başlattıkları iş bırakma eyleminde ise; "1) Ödenmeyen maaşlarımız ve yemek paralarımız hemen ödensin. 2) Bundan sonra ücretlerin ne şekilde, hangi tarihlerde verileceği yazılı olarak işçilere bildirilsin. 3) Taşeron firmalar arasındaki transferler sonucu eski çalışılan süreye ait kıdem tazminatı haklarının güvencesi verilsin. 4) 29 ekim cumhuriyet bayramında çalışmadıkları için ceza olarak verilen 3 günlük ücretsiz izinler iptal edilsin. 5) İşçilere imzalatılan sözleşmelerin birer sureti işçilere de verilsin." dediler.http://madencininsesi.blogspot.com/2008/11/hema-kandilli-iletmesinde-eylem.html

09.07.2009 tarihinde maaşlarının geciktirilmesi ve yemek ücretlerinin 8 ay ödenmemesi üzerine 16:00-24:00 vardiyasında iş bırakma eylemi yaptılar. İşverenin 12.07.2009’da maaşların ödeneceği sözünü vermesine rağmen eyleme devam kararı vermeleri üzerine diğer vardiyalardaki işçilerle birleşmelerini önlemek için  HEMA Kandilli Kömür İşletmesi işçileri ücretsiz izine çıkardı.http://madencininsesi.blogspot.com/2009/07/hema-kandilli-komur-isletmesinde-is.html  daha sonra işverenin verdiği kesin söz üzerine eylemlerine son verdiler.

14.12.2009 tarihinde ise; ocaklarda yangın çıkması sonucu üretimin düşmesi üzerine maaşlarından %20 kesinti yapılacağı söylentisi ve 2009 temmuz ayında söz verilmesine rağmen yemek ücretlerinin ödenmemesi üzerine ocağa girmediler. Bazı maden işçileri en son Bursa'da yaşanan maden dcağındaki grizuyu da anımsatarak; "Kelle koltukta ocağa giriyoruz. İşverenin bize söylediği işi yapıyoruz. Bugüne kadar iş kazası sonucu ölen ve sakat kalan arkadaşlarımız da oldu. Yaptığımız işin zorluğu ve riskini düşündüğümüzde bize reva görülen bu sefalet koşullarını kabul etmiyoruz. Tüm yetkililerin ellerini vicdanına koyup verdikleri kararı gözden geçirmeye, kamuoyunu hassas olmaya çağırıyoruz." dediler. http://madencininsesi.blogspot.com/2009/12/hema-kandilli-isletmesinde-eylem.html  
Bu tarihlerde ekonomik kriz gerekçesiyle hemen yanı başlarındaki Erdemir'de ücretlerin %35 düşürüldüğünü, bunu başka şirketlerin izlediğini anımsamamız gerekir.

TÜRKİYE’DE SINIF ADINA EN RADİKAL TALEP ve BAŞARI
(Taşeronlaştırmaya Son !!!)

16.12.2009 tarihinde yaptıkları ve Türkiye sınıf hareketi tarihinde bugün değilse bile gelecekte yerini alacağına inandığım en radikal ve uç taleplerle bir kez daha iş bıraktılar. Bu kez destek almak, kamuoyu yaratmak için GMİS başta olmak üzere Ereğli ve Zonguldak’taki meslek örgütlerine, stk’lara, 2009 yerel seçimlerinde kapılarını aşındıran muhalefet partilerine vs. gittiler, telefon etilen, e posta attılar. Ereğli ve Zonguldak kamuoyunun (CHP ilçe örgütü ve Kandilli Dayanışma Evi Derneği dışında) ses vermediği, yanlarına gelmediği koşullarda;
“Kendi çığlıklarıyla bulundukları alanın duvarlarını zorlayan ve çatlaklar yaratan Kandilli Hema İşletmesi'ndeki madenciler tüm yalnızlıklarına, eksikliklerine, deneyimsizliklerine rağmen başlattıkları ve üç gün boyunca işyerinde kuyubaşında yatıp kalkarak sürdürdükleri eylemlerinin sonucunda ana işveren durumundaki Hema Kandilli İşletmesi’nden;

İşyerindeki en büyük taşeronun sözleşmesini sona erdirerek, işçileri kendi kadrosuna geçireceği, geriye dönük tüm alacakları ödeyeceği, eylem gerekçesiyle işten çıkarmalar olmayacağı, makul bir süre sonrası ücretlerine iyileştirme yapılacağı sözünü aldılar.  Bu eylem sonrası işyerinde en fazla işçiye sahip olan taşeron şirketin sözleşmesi fesh edilerek işçiler Hema Holding kadrosuna geçirildiler. İlerleyen süreçte işletmedeki diğer 5 taşeron şirketin sözleşmesi de fesh edilerek tüm çalışanlar şirket kadrosuna geçti. http://madencininsesi.blogspot.com/2009/12/kandilli-hema-isletmesinde-eylem.html
Türkiye’de birçok sendikanın taşeronlaştırmaya karşıyız, işyerimizde taşeron istemiyoruz dediği koşullarda en kıdemlisi 4 yıllık olan Hema Kandilli İşletmesi işçileri yaptıkları eylemler ve kararlılıkları sonucu çalıştıkları taşeron şirketleri işyerinden çıkartarak ana işverenin kadrosuna geçirilmelerini sağladılar.
 
SENDİKAYA DOĞRU

14.12.2011 tarihinde ise maaşlarına zam yapılması, 1 ton yakımlık kömür yardımı ve ikramiye verilmesi talebiyle bir kez daha eylem yaptılar. Bu eylem en hazırlıksız eylemleri olması açısından da ayrı bir öneme sahip. Çünkü eylem öncesinde bazı işçiler 16:00-24:00 vardiyası başında; “uzun zamandır maaşlarına zam yapılmadığını, bu konuda da kendilerine bir açıklama yapılmadığını” konuşmak için gittikleri iş amirlerinin olumsuz ve incitici tavırlarına işçilerin karşılık vermesi üzerine çok sayıda kişinin işten çıkarılacağının söylenmesi, bazı kişilerin işten çıkarıldığının ilan edilmesi üzerine işçiler eyleme başladılar. http://madencininsesi.blogspot.com/2011/12/hema-iscisi-eylemde.html

Eylemin hemen ardından Hema İşletme yönetimi sorunu asayiş sorununa çevirerek işyerine jandarma çağırıp, kitleselleşmeyi engellemek için de işçi taşımacılığı yapan servis şoförlerini arayıp gece ve gündüz vardiyası işçilerini işe getirmemeleri söyledi. 15.12.2001 tarihinde işyeri kapısına “iş güvenliği nedeniyle 2. bir duyuruya kadar işyeri tatil edilmiştir.” yazısı asıldı. İşyerinde zorunlu ve acil işlerin yapılması için çalışacakları listesini asan işveren diğer işçilerin işyerine girmesini yasakladı. Bu arada işyeri içerisinde 100 civarında robokop konuşlandırıldı.
İşçiler 4857 sayılı iş kanununun 34. maddesi hükümleri doğrultusunda iş görme borçlarını yerine getirmediklerini, bunun eylem veya grev olarak tanımlanamayacağını; bölgedeki seçilmişlerin veya GMİS Armutçuk Şubesi yönetiminin arabuluculuğunda çözüme açık olduklarını ilan ettiler. Köylerdeki arkadaşlarının da gelmesiyle işyeri önünde 450-500 kişilik kitle oluşturan Hema işçileri giriş kapısı önüne kurdukları çadırlarla kararlılıklarını da gösterdiler.

Başta GMİS Armutçuk Şubesi’nin yoğun desteğinin verdiği moral, daha önceki eylemlerinin tersine çok sayıda kurumun temsil düzeyinde de olsa ziyaretlerine gelmesi işçilerin direncini daha da artırdı. Bu arada işçiler hazırladıkları döviz ve pankartları yol boyunca duvarlara, ağaçlara  astılar. İnternet üzerinden yerel medya sitelerine, sosyal paylaşım sitelerine, haber sitelerine, gazetelere taleplerini taşımaya çalıştılar.
6 gün boyunca işyeri önünde yatan madenciler bu eylem sırasında aldıkları destekten daha fazla baskı da gördüler. Özellikle eylemin 4.,5. günlerinde köylerde oturan işçiler evlerine üzerlerini değiştirmeye, gereksinimlerini karşılamaya gittikten sonra geri dönmediler. Böylece 6. güne gelindiğinde eylemdeki işçi kitlesi zayıflamış oldu. Bu zayıflığı da yakın çevrede oturanların eşlerini, çocuklarını, anne babalarını işyeri önüne çağırarak aşmaya çalıştılar; ki bunu da ilk kez yaptılar. Daha önceki eylemlerini kendileri (erkek erkeğe) yapan madenciler bu kez eşleri, çocukları, anne babaları ve arkadaşlarıyla işyeri önündeydiler. Bu arada Hema yönetimi bölgedeki çok sayıda muhtarı, bazı belde belediye başkanlarını, eski TTK işçilerini eylemi kırmak için devreye sokmuştu. Köylerdeki işçilerin işyerine gelemeyişinin nedeni de böylece anlaşılmış oldu.

Zonguldak milletvekili Ercan Candan’ın 6.gün öğleden sonra işyerine gelip “çalışanlar içeri girsin. Eyleme devam ederseniz işyeri kapatılacak. O zaman hiç biriniz yanıma iş,ekmek diye gelmeyin” sözleri üzerine işçilerin ve ailelerin yoğun tepkisi, yuhalaması ve “Vekilim Hattat devletten büyük mü?” sorusuyla özetlenen tavır üzerine milletvekili Ercan Candan işçilerin belirlediği temsilcilerle toplantı talebinde bulundu. Yapılan toplantının sonrası Ercan Candan şunları söyledi. 1) Atıldığı ilan edilen işçiler geri alınacak. 2) En geç şubat ayında zam yapılacak. 3) Ben Mehmet Hattat’la görüşüp haziran ayında kömür talebinizi çözeceğim. 4) Sendika üyesi olmanız durumunda işveren tarafından hiçbir baskıya uğramayacaksınız.  https://plus.google.com/u/0/108518469492470099989/videos
(bir anekdot: eylem sırasında Ercan Candan’ın bu sözüne tanık olan işçilerden biri 2013 yılında bu sözünü anımsattığında Ercan Candan’ın kendisine “yuh yuhçulardansın yani” diyerek yüzüne bile bakmadığını anlattı. 04.06.2013’teki eylem sırasında “neden milletvekilini sıkıştırmıyorsunuz? Toplu olarak 2011 aralık ayındaki sözünü anımsatmıyorsunuz?” dediğimde; “biz ne onu ararız. Ne de olduğumuz yere sokarız.” diyerek kesin bir tepki gösterdiler.)

            Hema işçileri belde belediye başkanlarının, muhtarların, sendika şube yöneticilerinin bulunduğu bir ortamda ve kameralar karşısında milletvekilinin ağzından aldıkları bu söz üzerine eylemlerine son verdiler. 2012 yılı başlarında da sendika üyesi oldular. Çalışma Bakanlığı’ndan yetkinin geç gelmesi, TİS görüşmelerinde geçen süre derken 19 aydır maaş zammı, ikramiye ve kömür taleplerinin yerine gelmeyişi üzerine son olarak “YA GREV YA GREV” olarak özetlenebilecek bir tutumla 04.06.2013 tarihinde 24 saatlik iş bırakma eylemi yaptılar.
 
YA GREV YA GREV

            Eylemin hemen ardından Armutçuk Şubesi önünde bekleyen işçilerin yanına gelen GMİS Genel merkez yöneticileri “eylem hukuksuz. Biz daha grev kararı almadık. Yasa gereği grev kararı alıp işverene bildirmemiz gerekiyor. İşlerinizin başına dönün ve bizden haber bekleyin” diyerek eyleme son verilmesini istediler. Bunun üzerine işçiler; “10 gün içinde 2 arkadaşımız işten çıkarıldı. Bazı arkadaşlarımızın sanat ünvanlarıyla oynandı. TİS sürerken işveren taşımacılıktan çekildiğini söyledi. Bütün bunlar da hukuksuz. Siz bu hukuksuzluklar karşısında hukuk, yasa demiyorsunuz. Bizim 19 aylık beklentimizi dile getirmemize hukuksuz diyorsunuz” diyerek karşılık verdiler. Tartışmalar sırasında işçilerin “arabuluculuk süreci bittiğinde size grev kararı alın. İşveren bizi oyalıyor, üzerimizde yoğun bir baskı oluşturuyor. Birçok kişi ve kurum greve çıkmamamız için bizi sıkıştırıyor. 10 gündür neden grev kararı almadınız?” soruları üzerine sendika yönetimi işverenle görüşmek üzere Hema Kandilli İşletmesi’ne gitti.

            İşverenle yapılan görüşmeler sonrası atılan işçilerin geri alınacağı, görev ünvanları değiştirilen bir kişinin sendika üyesi olamayacak bir sanatta (tekniker) çalıştığı, diğerinin düzeltileceği sözlerinin alındığı bilgisini veren sendikacılar eylemin bitirilmesini istediklerinde işçiler; "bunlar zaman kazanmak için taktikler” diyerek reddettiler. Gece vardiyasının da gelmesiyle iyice kalabalıklaşan ve işçilerin tamamına yakınının bulunduğu sırada kendi aralarında yaptıkları toplantıda eyleme devam kararında direttiler. Bunun üzerine sendika yöneticileri bu karara uyacaklarını “gazamız mübarek olsun” sözleriyle açıklayıp gece yarısına doğru Zonguldak’a döndüler. Bir anekdot daha: işçiler kendi aralarında eylemin olası sonuçları üzerine tartışırlarken işçilerden biri “2011 aralık ayında eylem sırasında evlerimize gittik ağzımıza s.çtılar (geri gelemedik), şimdi birkez daha ara verirsek greve çıkacağımız tarihe kadar (bizim anamızı s….ler) diyerek geçecek süre içerisinde görecekleri baskıyı özetliyordu.

            GMİS Genel Merkezi’ne tüm bunlar anlatılmasına rağmen işçilere güven verecek bir açıklama yapamayışları eylemin uzamasına yol açtı. Sendika ve çevresini terk etmeyen işçiler geceyarısından sabaha kadar geçen sürede kendi aralarındaki yaptıkları değerlendirmeler, dışarıdan taşınan bilgiler, uyarılar sonrası, sendika yönetiminin grev kararı alarak karar defterine yazmaları ve işverene bildirim süresini kapsayacak biçimde en geç 10 gün içerisinde greve çıkılması koşuluyla eyleme son verebileceklerini açıkladılar. Bunun üzerine sendika genel merkezi 05.06.2013 tarihinde grev kararını alarak karar defterinin ilgili sayfasını işçilere faksladı. Böylece işçilerin “ya grev ya grev” diyerek başlattıkları eylem 24 saat sonra bitirildi.

            Sendika genel merkezinin işçilere gönderdiği grev kararında greve çıkış tarihinin yazılmamış olduğunu da fark eden işçiler bu konuda şube yönetimini de uyararak; “biz gün saymaya başladık. TİS sözleşmesi 10 gün içerisinde istediğimiz gibi sonuçlanmazsa biz greve çıkarız.”

SONUÇ YERİNE

            Hema Kandilli İşletmesi 8 yıllık bir işyeri. Burada çalışan madencilerin büyük çoğunluğu genç işçiler. Başlangıçta işsizliğin verdiği çaresizlikle burada çalışmaya başladılar. 2 yıla yakın bir süre ses çıkarmadan, ciddi taleplerde bulunmadan çalıştılar. Zamanla yaşanan işçileşme, verilen ücretin bedensel yıpranmalarının karşılamadığını görmeleri, bazı arkadaşlarını iş kazalarında yitirmeleri, zaman zaman işveren temsilcilerinin hoyratlığı gibi çok sayıda nedenle yaptıkları eylemlerde ortak savaşımın, örgütlü davranmanın önemi içselleştirdiler.

            GMİS yönetimi bu kitleyi üye yaptığı sıralarda Sendikalar Kanunu’ndaki %10 işkolu barajı duruyordu. Yani sendikaya üye, işçilere de sendika gerekliydi. Çünkü 2011 yılına dek defalarca eylem yapan Hema işçilerine bir kez olsun destek vermeyen, üye olmak için sendikaya giden işçileri geri çeviren GMİS yönetimi sendikanın işkolu barajına takılma olasılığı ortaya çıktığında Hema işçilerini üye yaptı. (Bu iddianın göstergesi; 2012 yılı başlarında üye yaptığı 1000 dolayındaki Hema işçisi sonrası GMİS’in diğer özel ocaklara yönelmeyişidir. Öyle ki; en büyük şubesi olan Karadon Şubesi’nin yanıbaşında binlerce sendikasız maden işçisini örgütlemeyen, Üzülmez ve çevresindeki madencileri örgütlemeyen GMİS en uzak 2 noktadaki (Armutçuk-Amasra) işçileri üye yaptı. Bir de daha önce Kozlu Müessesesi’ndeki taşeron şirket Star İnşaat işçileri var. 14-15 aydır da yeni bir üye, örgütlenme çabası yok.)

            Hema işçileri karar verdiğinde sonuna kadar zorlayabilecek bir birikim, deneyim ve örgütlülüğe sahip. Bu kitle GMİS’i hantal, durağan, suskun durumundan kurtarıp Zonguldak’ın ve Türkiye’nin sınıf örgütüne dönüştürebilir. Ancak sendika yönetimi şu ana kadar gösterdiği tavır ve tutumlarla Hema işçilerini dönüştürmeye, sınıf bilincinden koparmaya çalışır gibi davranıyor. İşçiler bunu teorik olarak görüp açıklayamasalar bile, davranışlardan, sözlerin içeriğinden, grev kararı almamak için direnmesinden bile anlıyorlar. Bu yüzden sendika yönetimine tepki gösteriyorlar. Bu yüzden yasal durumu açıklamaya çalışan sendikanın avukatını susturup “sen kimin avukatısın?” diye soruyorlar. Bu yüzden grev kararını sendika karar defterinde görmek istiyorlar.

            Sendika yönetimi Hema işçilerinin geçmiş deneyimlerini, eylemlerini gözden geçirmelidir. Örneğin TİS’nde istedikleriyle Hema işçilerinin daha önce (sendikasızken) aldıklarını karşılaştırmalıdır. Sendika içerisinden, dışarıdan, işyeri yönetiminden işçilere karşı (gizli-açık) geliştirilen sınıf düşmanlığına, eylemsizliği telkin eden baskılara son verilmesini sağlamalıdır. Çünkü Hema işçileri GMİS yönetiminin sandığından daha fazlasını görüyor, biliyor ve not ediyor…

05.06.2013
salim çalık



 

31 Mayıs 2013 Cuma

Türk Metal'in İmzaladığı Sözleşmenin Düşündürdükleri

türk iş içindeki sendikal güç birliği platformu'nu saymazsak; türk iş yıllardır sürdürdüğü işveren ve iktidar yanlısı tutumunu son yıllarda gemi azıya alarak sürdürmekte sakınca görmüyor. şu an ki; türk iş yönetimini oluşturan ve seçen sendikalar toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde ve uygulama dönemleri boyunca işçilerin demokratik-sosyal-ekonomik kazanımlarını geliştirmek, korumak bir yana var olanları da teslim ederek siyasi iktidarların vahşi kapitalizm politikalarının payandası, yer yer savunucusu olacak kadar ileri gidebiliyorlar.

türk metal sendikası'nın kendi talebinin bile çok altında oranlarla imzaladığı sözleşmeler sürmekte olan diğer toplu iş sözleşmelerinin nasıl sonuçlandırılacağının da sinyali olarak okunmalıdır. sektörde çalışanlar arasındaki ücret farklılıklarını düzeltmeyen (neredeyse kalıcılaştıran), %18'le oturup %7 ile kalkan, birlikte hareket edeceğini söylemesine (değiştik demesine) rağmen birleşik metal iş'i yalnızlaştırmayı seçen türk metal'in bu tutumu salt türk metal'in değil, türk iş yönetimini seçen, destekleyen sendikaların da tutumunu göstermektedir.

bu noktadan bakınca genel maden işçileri sendikası'nın (türkiye taşkömürü kurumu) ttk, (maden tetkik arama) mta ve (hattat holding) hema kandilli işletmesi ile hema amasra işletmesi'nde sürdürdüğü toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde daha dikkatli olmak gerekiyor.

hema kandilli ve amasra işletmelerinde toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin uyuşmazlıkla sonuçlanmasına rağmen şu ana kadar grev sinyali sayılabilecek bir gelişme yaşanmadı. masaya 4 yarım (2 bütün) ikramiye, 1 ton kömür, %20 maaş zammı ve sosyal haklarda makul iyileştirme talebiyle oturan genel maden iş; 15 yevmiye tutarında 2 ikramiye, %20 ücret zammı, 1 ton kömür ve sosyal haklarda iyileştirmeler noktasına geldiğini genel başkan yardımcısı aracılığıyla (işçilerin "son nokta nedir? en son ne talep ettiniz?" sorularına karşılık olarak) açıkladı.

bu arada görüşmelerin devam edeceği, "60 günlük süre içerisinde greve gidilebileceği gibi anlaşma da sağlanabilir" denerek görüşmelerin bitirilmesinin zamana yayılacağı belirtilmiş oldu. işçilerin kararlı biçimde sordukları ana kadar sendikanın son talebi yerine uzun uzun hattat holding'le yapılan görüşmeleri, hattat holding'in %5 maaş artışı, 5 yevmiye tutarında iki ikramiye, 100 tl. yol yardımı, 60 tl. yemek yardımı, 45 tl. sosyal yardım dışında birşey vermediğini anlatan sendika yöneticilerinin grev silahını düşünmedikleri, sözleşmeyi masada bitirme konusunda işçileri iknaya yönelecekleri izlenimi ağırlık kazandı.

bu arada sürekli olarak "sendikanıza güvenin, sendikanız dışında başkalarının verdikleri bilgilere itibar etmeyin, sendikanızdan işaret almadan kanunsuz eylem yapmayın" benzeri söylemler de konuşma aralarına sıkıştırılıyor.

oysa daha önce işyerinde yapılan bilgilendirme toplantısında söz alan işçilerin işveren tarafından tehdit edildiği, 2 işçinin işyerindeki pozisyonunun değiştirildiği, köylerden gelen işçilere "greve çıkmamaları" eylemlere katılmamaları" yönünde telkin ve psikolojik baskılar uygulandığı da sendika yöneticileri dahil herkesi bildiği ve konuştuğu olaylar. sözleşme görüşmeleri sırasında işçi taşımacılığına son verilerek, işyerine geliş gidişin ücretli yapılması, "herkes başının çaresine baksın" denilmesi bile en azından bir uyarı eylemiyle protesto edilebilecekken doğrudan sendika yöneticileri bu tepkiyi soğutup, oldu bittiye getirilmesine göz yumdular.

türk metal'in kendi talebinin çok altında-gerisinde bir zam oranıyla sözleşmeyi imzalamasından başladık, genel maden iş'e geldik. niye mi? çünkü iki sendika da aynı kulvarda koşuyor. türk iş yönetimi gibi onlar da var olan hakları geliştirmek, iyileştirmek, yeni kazanımlar eklemek yerine, günü kurtarıp işçileri işverene teslim etmek istiyorlar. grevin bir hak ve işçi sınıfının en son kullanacağı silahı olduğunu kabul etmeyen sendikal anlayış neyi savunabilir ki? öyle yanılmak istiyorum ki?

salim çalık

 

"Türk Metal, işçilerin taleplerinin daha altında bir sözleşmeyi imzalarken Birleşik Metal-İş iş bırakma eylemlerini sürdürdü. Birleşik Metal-İş Genel Sekreteri Selçuk Göktaş, metal işçilerinin talepleri doğrultusunda mücadeleyi sürdüreceğini söyledi
Metal işkolu grup toplu iş sözleşmesinde Türk Metal, sözleşmeyi imzaladı. MESS ile Türk Metal arasında süren grup toplu iş sözleşmesinde Türk Metal grev kararı almıştı. Yasal süreç devam ederken MESS ile Türk Metal arasındaki görüşmeler de sürdü...."
http://www.sendika.org/2013/05/turk-metal-sozlesmeyi-imzaladi-birlesik-metal-is-metal-iscileri-mucadeleyi-surdurecek/

21 Mayıs 2013 Salı

GENEL MADEN İŞ NEREYE 4



            Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK), Maden Tetkik Arama Kurumu (MTA), Hema Kandilli Kömür İşletmesi ve Hema Amasra Kömür İşletmesi (Hattat Holding) işyerlerinde toplu iş sözleşmesi görüşmelerini yürüten Genel Maden İşçileri Sendikası (GMİS) sınıf örgütü olmaktan hızla uzaklaşıyor.

Türk Hava Yollarında greve giden Hava İş Sendikasını ziyaret eden GMİS Genel Başkanı Eyüp Alabaş; “GMİS olarak, THY’den 305 arkadaşımız işten çıkartıldığında bunu asla kabul etmedik ve bu düşüncemizi her ortamda dile getirdik.Bu olayı işçi sınıfının başına çuval geçirilmesi olarak değerlendirdik ve tüm emekçileri uyardık.” açıklamasını yapıyor. http://www.genelmadenis.org.tr/ .

22 Şubat 2013’te “maaşlarını alamadıkları gerekçesiyle İzmir'den Ankara ve İstanbul'a yürüyüş gerçekleştiren Türk Metal Sendikası'na üye BMC işçilerini destekliyor.” . Yol-İş Sendikası’nın 28 Ocak 2013 tarihinde Ankara’da Karayolları Genel Müdürlüğü önünde gerçekleştirdiği eyleme katılıyor. 02 Şubat tarihinde Emeğe Saygı mitingiyle ilgili olarak yaptığı konuşmada; “27 Ocak 2013 tarihinde Zonguldak’ta Madenci Anıtı’nda düzenlemiş olduğumuz Emeğe Saygı Mitingi’ne yoğun bir şekilde katıldığınız için sizlere ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Madencinin gücünü, madencinin emeğe saygısını, madencinin aşına, işine, ekmeğine sahip çıktığını dosta-düşmana bir kez daha ispatladığınız için sizleri kutluyorum.” diyor. http://www.genelmadenis.org.tr/Haberler.asp

Bunlara benzer onlarca açıklama, fotoğraf karesi… Fakat gelin görün ki; Zonguldak dışındaki işçi eylemlerinde boy gösteren, açıklamalar yapan GMİS Genel Başkanı Eyüp Alabaş, Hema işyerlerindeki sözleşme sürecinde işveren temsilcisi gibi izlenim veriyor. Geçtiğimiz hafta Hema Kandilli İşletmesi’nde “bilgilendirme toplantısı” yapan genel merkez yöneticisi Satılmış Uludağ sözleşmede işverenin son teklifini işçilere açıkladı.
Taşıt yardımı-servis ücreti: 100,00 TL.
Yemek yardımı: 60,00 TL.
Sosyal yardım: 45,00 TL.
İkramiye: ramazan ve kurban bayramlarında 5 yevmiye tutarında ikramiye. (iki ikramiyenin toplam tutarı ortalama 350,00 TL.)
Maaş zammı: %4 (30,00- 40,00 TL. arası)
Brüt olan bu rakamları duyan işçiler yoğun biçimde tepki gösterince Satılmış Uludağ; “ben bilgilendirme için geldim. Sizin onaylamadığınız bir sözleşmeyi elbette imzalamayız.” diyor.

İŞÇİLERİN İSTEKLERİ ve GÖZDAĞI

            İşçilerin sözleşmeden bekledikleri; en az %20 dolayında ücret artışı, en az 1 ton yakımlık kömür yardımı, en az bir maaş tutarında ikramiye, servislerin kaldırılmaması veya gerçek rakamlar üzerinden ücretinin ödenmesi, yemek yardımı ve sosyal yardımın da tatmin edici düzeyde olması. (Ayrıntılar için: http://madencininsesi.blogspot.com/2013/05/genel-maden-is-nereye-3.html .

İşçiler, işyerinde yapılan toplantıda; ücret artışıyla birlikte kömür yardımı ve ikramiyenin olmadığı bir sözleşmeyi kabul etmeyeceklerini, yasal kesintiler ve sendika aidatı kesintisiyle birlikte düşünülünce işverenin önerdiği rakamların toplamının %20 zam talebini bile karşılamadığını  açıkça dile getirdiler.

            Toplantıyı izleyen işletme yöneticilerinin daha sonra bazı işçileri uyardığı, “size gösterdiğimiz iyi niyetin karşılığı bu mu?” biçiminde psikolojik baskı uyguladığı yönünde ciddi iddialar ortaya atıldı. Bu süreçte, uzak köylerden gelen işçilere de köylerinde bazı ileri gelenler tarafından baskı yapıldığı; “greve çıkarsanız işyeri kapanır”, “bu sizin ilk sözleşmeniz, Hema’da da yeterli kömür çıkmıyormuş”, “fazla öne çıkmayın. işten atılırsınız” benzeri telkin ve tehditlerde bulunulduğu söyleniyor.

            İşçilerin greve çıkılacağı yönündeki beklentileri ve kararlılıkları böylece kırılmaya çalışılırken, görüşmeleri yürüten GMİS Genel Merkezi’nin işçileri grev olasılığına karşı hazırlamadığı, işyerlerine düzenli olarak bilgi taşımadığı da dikkate alınarak, GMİS yönetiminin işverenin teklifini kabul ettiği veya edeceği yorumları yapılıyor.

            Teklif edilen ücret ve sosyal haklar dışındaki bilgiler duyuma dayalı olmakla birlikte; eğer doğruysa işçilerin işyerinde ve çeşitli alanlarda gösterdikleri tepkiyi kırmayı amaçlayan girişimlerden sonra direnen işçilerin etkisizleştirilmesi için bir grev oylaması beklenebilir. İşyerinde ve köylerinde yoğun psikolojik baskı ve tehdide maruz kalan işçiler böyle bir oylamada greve karşı oy kullanabilir. Böylece Hema önemli bir sorunu kendi istediği biçimde sonuçlandırırken; GMİS yönetimi de, “biz işyerinde oylama yaptık. işçiler greve karşı çıktılar” diyerek kendisini başta Zonguldak kamuoyuna ve  Türkiye sendikal çevrelerine masum gösterebilir.

TTK-MTA ile HEMA FARKI

            Aynı tarihte başlamasına rağmen TTK-MTA ile Hema işyerlerindeki sözleşmelerin bitiş tarihleri aynı olmayacak. TTK ve MTA’nın kamu kurumu olmalarının verdiği rahatlık ve kolaylıkla sözleşmede bazı taleplerde “ısrar” edebilen GMİS yönetimi, ilk kez sözleşme imzaladığı Hema Kandilli ve Hema Amasra Kömür İşletmeleri’nde sözleşmeyi bir an önce, masada ve işverenin istediği gibi bitirmek için uğraşıyor izlenimi veriyor.

            Özel sektörde örgütlenme iddiası olan sendika yöneticilerinin ilk özel sektör deneyimlerinin işçilerin taleplerini yok sayarak sonuçlanması durumunda örgütlenme olasılığı kalmayacak. Geçmişte imzalanmış sözleşme örnekleri açısından TTK ve MTA sözleşmelerinin daha hızlı ve kolay sonuçlanması gerekirken her şeyin sıfırdan başladığı Hema Kandilli ve Hema Amasra sözleşmelerinin bir çırpıda bitirilmesi inandırıcılık sorunu yaratacaktır. Bu arada, işçiler üzerinde işyerinde ve köylerinde psikolojik baskı uygulandığı iddialarına yönelik olarak da bir çıkış yapılmazsa sözleşme süreci ve sonrası için çok daha zor günlerin yaşanacağı açık.

            GMİS yönetimi ister kamu, ister özel sektör olsun işçilerin hakkını, hukukunu, emeğinin bedelini, geleceğini ve isteklerini dikkate almak zorundadır. Bunu yapamadığı zaman Hema-TTK-MTA arasındaki sınıf dayanışmasını da yok etmiş olur.

            Hema’da bu denli geri adım atan bir sendikal anlayışın, TTK’da düşük ücretle çalışan gruplu işçiler başta olmak üzere TTK ve MTA sözleşmelerini olumlu bitirebilmesi olanaklı görünmüyor. Ücret zammını Türk İş’e bıraktığını daha önceden açıklayan GMİS yönetiminin idari maddelerde kazanım elde edebilmesi zor görünüyor.

Ücretle ilgili eleştirileri de; “Biz Türk İş’e bağlıyız. Örgüt disiplini gereği onların kararı bizi bağlar” diyerek savuşturacaklar. Oysa sözleşme kitapçığına bakan her okur yazar görür ki; sözleşmenin taraflarının imzaları arasında Türk İş’in değil ilgili sendika yöneticilerinin imzaları bulunur. Kaldı ki; konfederasyonlar sözleşme imzalamaz. Sözleşmeler konusunda sendikalar üzerinde bağlayıcı karar alamaz.

TÜRK İŞ ÇOK UZAK

            Türk İş yönetimi Tek Gıda İş’in, Hava İş’in grevlerinde ve daha önceki eylemlerinde iktidardan yana tavır aldı. Bu nedenle Türk İş yönetiminin yeniden seçilmesi zor görünüyor. Buna güvenen sendika yöneticilerinin daha şimdiden adaylık için kulis yaptığı, kendisine zemin hazırladığı biliniyor, hissediliyor.
Kendi üyelerini işverene kurban eden bir sendika yöneticisinin Türk İş yönetimine girmeyi aklından geçirmesi abesle iştigal olur. Kendi üye sendikalarına sahip çıkmayan konfederasyon  yöneticilerinin yerine üyelerine sahip çıkmayan sendika yöneticileri seçilemez. Yapılması gereken şey biliniyor. Doğruları konuşup yanlışta ısrar etmek yerine alanlarda, miting meydanlarında, destek ziyaretlerinde söylenen sözlere sahip çıkmak. Yoksa Türk İş çok uzak…

salim çalık

ilgili yazılar için;
http://www.sendika.org/2007/04/genel-maden-is-nereye-gidiyor-salim-calik/
http://madencininsesi.blogspot.com/2011/12/hema-iscisi-eylemde.html
http://madencininsesi.blogspot.com/2012/02/genel-maden-is-nereye-2.html
http://madencininsesi.blogspot.com/2013/01/sozlesmeler-sureci-ve-genel-maden-is.html
http://madencininsesi.blogspot.com/2013/01/emege-sayg-mitingi-goruntuleri.html

17 Mayıs 2013 Cuma

hava iş uyuşmazlık tutanağı

yalanın biri bin para. 
bireyler ve sosyal taraflar arasında ara bulucu olması, anayasa ve yasaların uygulanması gibi en temel liberal demokrasi gereklerini de yok sayan akp iktidarı, atadıkları adamlarına sahip çıkarlarken; sınıf eksenli, hak hukuk temelli her talebi düşmanca karşılamaktan geri durmayarak gerçek yüzünü ve karakterini gösteriyor. 

alandaki öğrencilere, meydanlardaki kitlelere, reyhanlı'nın uludere'nin hesabını soranlara, suyuna ormanına sahip çıkanlara en kaba ve hoyrat yüzünü gösteren iktidar, hava iş grevinde de işverenin yalanlarını sahiplenerek, yasadışılığı hukuksuzluğu görmeyerek aynı yüzünü göstermektedir.

http://www.havais.org.tr/hizli-ulasin/kaynaklar/belgeler/109/toplu-sozlesme-belgeleri.html

YEDİ MART SEKSENÜÇ ÜÇ MART DOKSANİKİ VE TÜM MADEN ŞEHİTLERİNE

hangi köyün yüreği / hangi ananın gözyaşları / tutabilir yasınızı // bilmem kaç yedi kat altında / yatarken yerin / okuttular kur’an’ınızı / yatış şeklinizi bile bilmeden // ilk size kuruldu/ cenazesiz gömütlükler/ -dünyada yüreğim gömüt size-// bilmem kaç yedi kat altında yerin / yatarken sizler / yemin ettim böylesinin sürmeyeceğine // yemin ettim/ yatış şeklinizi bilmeden// bilin ki dostlarım / dimdik ve ayaktasınız / yüreğim gömüt size...// Armutçuk-Kozlu 10/03/92 / salim çalık / GÜLMEKLE AĞLAMAK ARASI (sf.36)

geleceğe dikiliyor gömüt taşları



biliyorum
kendisini kirleterek tükeniyor
umutla süslenmiş gelecek günler

şimdi
bir bir içime gömülüyor
yaşamda alacağı kalan çocuklar
ömrü metaya değişilen işçiler
içime gömülüyor
töreye kurban edilen kadınlar
ve karşılıklı dağlara sürülüyor gençler
gömüt taşları geleceğe dikiliyor
gömüt taşları iki parça yüreğime

şimdi
tepeden tırnağa utançla
__ipe çekiyorum mutluluk düşlerimi
acı ve hüzün ötesi yaralı duygularla
__tenime gömüyorum gülüşlerimi

………………kasım-aralık 2007
salim çalık