HOŞ GELDİNİZ

maden ve madenciliğe ilişkin yazı, fotoğraf, belge ve bilgilerin paylaşılması amacıyla hazırladığım bu sayfaya isteyen herkes katkı sunabilir. bilgi örgütlendikçe anlam kazanır, insan öğrendikçe...

7 mart armutçuk grizusu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 mart armutçuk grizusu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mart 2015 Çarşamba

7 mart 1983 grizusu yıldönümünden...

7 mart 2015 armutçuk müessesesi'nde yapılan anma töreninden görüntüler...
bu görüntüler her yıl yineleniyor. önlemler, önlemlerin uygulanması, gerekli yasal düzenlemeler konusunda doğru düzgün tek söz edilmeden, ölen madenciler anılıp ardından dua ile sonlandırılıyor...

oysa madenciler olarak şunu düşünüp, sormamız gerekiyor; on yıllardır yinelenen bu anmalar neye, kimlere hizmet ediyor? bu anmalar gereği gibi yapılıp, dersler çıkarılsaydı kozlu, yeniçeltek, mustafakemalpaşa, dursunbeyli, karadon, kozlu, soma, ermenek'teki katliamlar yaşanır mıydı?

armutçuk'taki anmaya akp milletvekili ercan candan telgraf göndermiş; "işlerimin yoğunluğu nedeniyle törenlere katılamıyorum, ölenlere rahmet...." demiş. bir maden işçisi bağırdı bu telgraf okununca, "ne zaman yanımızda olacaklar?" bu soruyu daha da anlamlı kılan bilgi yerel gazetelerin sitelerine düştü 2 saat sonra...

akp milletvekili ercan candan yoğun işleri nedeniyle 103 kişinin öldüğü grizunun anmasına katılamazken, saat 10:00'da yarım saat uzaklıkta (gülüç'te) açılış ve temel atma töreninde yerini almıştı... ereğli'de bunun üzerine konuşurken bir arkadaşım; "seçim dönemi geldi, ölülerden ne hayır gelir, dirilerin yanında..." dedi... evet yaşıyor olsak da ölü sayılıyoruz sanki...; madencinin emekçiden, emek dostlarından başkasına yüzünü dönmemesi gerektiğine ilişkin acı bir örnek...

salim çalık










3 Mart 2015 Salı

1983'te grizudan sağ kurtulan salih kılavuz'un tanıklığından bir bölüm


07 mart 1983 armutçuk (kdz ereğli) grizusu yaşandığı zaman türkiye madencilik tarihinin en büyük iş cinayeti olarak kayıtlara geçti...

yönetenler ders almadığı, sendika üzerine gitmediği için yine aynı kurumun kozlu ocağında 03 mart 1992 tarihinde (yaşandığı zaman) türkiye madencilik tarihinin en büyük iş cinayeti olarak kayıtlara geçti... sonra;

yeniçeltek, afşin elbistan, mustafa kemalpaşa, dursunbeyli, karadon, kozlu.. sonra;

soma, yaşandığı zaman türkiye madencilik tarihinin en büyük iş cinayeti olarak kayıtlara geçti... sonra; ermenek...

kitleler halinde madenciler öldürülmeye devam edildi. sorumlu olanlar değişti, sömürenler ve ölenler değişmedi..

yalnızca zonguldak madenlerinde bugüne kadar (bilinen) 5000 kişinin öldüğü, yaklaşık 350 bin kişinin yaralandığı düşünülürse gerçekte yaşananlar daha iyi anlaşılır sanırım...

herkesin "bir daha olmaması için" yalnızca temennide bulunup somut adım atmaması nedeniyle, madencilerin "ölmek istemiyoruz" diyerek ayağa kalkmaması ve kazmasını masaya vurmaması nedeniyle yüzlerce madenci öldü...
 
salih kılavuz resmi kayıtlara göre 103 kişinin öldüğü 07 mart 1983 grizusundan sağ kurtulan madencilerden. kendine gelip de olağan yaşamına dönünce, grizu öncesi ve sırasında gördüklerini, bildiklerini gazetecilere anlattığı için neredeyse "canı okunmuş" bir madenci... emekli olduktan sonra da 1983 yılından bu yana anlattıklarını anlatmaya devam etti...

yaklaşık 1 saatlik röportajdan kısa bir bölüm bu izledikleriniz. bu kadarı bile bir çok sorumuza yanıt vermemize yeter sanıyorum...

evimizdeki ışıkta, ısıda; bacaları tüten fabrikalarda madencinin çıkardığı kömür, o kömüre karışmış kanı, canı, alınteri var... saygıyla anıyorum...

salim çalık



6 Haziran 2014 Cuma

maden şehitlerine, madenciye


ÖNERİLER

Tüm işletmelerdeki iş güvenliğinden sorumlu müdür, başmühendis ve mühendisler görev yaptıkları işletmenin değil Çalışma Bakanlığı’nın kadrosunda olmalıdır. Böylece işten atılma, sosyal haklar, terfi gibi endişelerden uzak ve doğrudan bakanlığa karşı sorumlu olacağından gerekli önlemlerin alınması için müdahalede bulunabilecektir. (Bu personellerin maaşları çalıştıkları firma tarafından Çalışma Bakanlığı’nın hesabına yatırılabilir.)

Bakanlık bünyesinde işyeri denetimleri için kurulacak birimlerde; ilgili işyerindeki işçi ve kamu sendikalarının, meslek örgütlerinin temsilcilerinin bulunması sağlanmalıdır.

Özel ocaklar başta olmak üzere belirlenen eksiklikler grizu ve göçüğe neden olabilecek durumdaysa üretim durdurulmalı, bu eksikliklerin giderilmemesi durumunda maden işletmesi kamulaştırılarak çalışan işçilerin işsiz kalması önlenmelidir.

Kamuya ait ocaklar da dahil, taşeronlaştırmadan ve özelleştirmelerden vazgeçilmelidir. Aynı işyerinde birden fazla şirketin bulunması iş uyumunu ve ana işverenin denetimini engellemektedir.

Taşeronların çalıştığı ve neden oldukları kazalar sonrası ortaya çıkan tüm maddi ve manevi kayıplar, ocakta meydana hasar ve iş kayıplarının bedeli taşerondan tahsil edilmelidir.

Grizu ve göçükler başta olmak üzere iş kazaları sonrası görülen mahkemelerde işçi ve kamu sendikaları müdahil olmalıdır.

Sendikalar imzaladıkları toplu iş sözleşmelerinde iş güvenliğini düzenleyen maddelere sendika ve meslek örgütlerinin etkisini (hatta yetkisini) artıran hükümler için tüm güçlerini kullanmalılar.

Tüm maden işletmelerinde tahlisiye istasyonlarının kurulması zorunlu duruma getirilmeli, küçük ölçekli oldukları için tahlisiye istasyonu kurmaktan kaçınan fakat birbirine yakın ocakların ise ortaklaşa olarak tahlisiye istasyonları kurmaları Çalışma Bakanlığı tarafından düzenlenmelidir

salim çalık
("madenlerdeki kazaların düşündükleri" başlıklı yazımın son bölümünden alıntı)

9 Mart 2013 Cumartesi

Armutçuk Grizusu’nun 30.Yılında İş Kazaları ve Güvenliği




07 mart 1983 yılında TTK Armutçuk Müessesesi’nde 103 kişinin ölümüyle sonuçlanan grizunun yıldönümünde iş kazaları (cinayetleri) ile iş güvenliği ve işçi sağlığı tartışıldı.
Kandilli Dayanışma Evi Derneği’nin düzenlediği Genel Maden İş (GMİS) Armutçuk Şubesi’nin destek verdiği ve TTK Armutçuk Müessesesi misafirhanesinde düzenlenen söyleşiye konuşmacı olarak İstanbul İşçi Sağlığı İş Güvenliği Meclisi’nden İbrahim Sarıkaya ve                      Avukat Ceren Uysal katıldı.
            Avrupa’da taşkömürü üretiminin düşmesine paralel olarak başta Çin olmak üzere bazı ülkelerde kömür üretiminin yükseldiği; Türkiye’de ise TTK’nın kömür üretiminin düşmesine rağmen kömür üretimi ve tüketiminin yükseldiği, Türkiye’nin Avrupa’nın Çin’i yapılmak istendiğinin vurgulandığı söyleşide;

            Dünyada kömür madenciliğinin dünü ve bugününe ilişkin bilgiler veren İbrahim Sarıkaya; çalışma yaşamının esnekleştirilmesi, özelleştirmeler gibi sermaye lehine yapılan düzenleme ve politikalarla TTK’nın kömür üretimi düşürülürken özel sektörün kömür üretiminin artırıldığını, bu süreçte Türkiye’nin kömür tüketiminin de arttığına dikkat çekti. Dünyada en büyük kömür üreticisi ve tüketicisi olan Çin’de madenlerdeki iş kazaları ve ölümlerinin sayısının bilinmediğini, ülkemizin Avrupa’nın Çin’i yapılmak istendiğini anlatan Sarıkaya; 1960’lı 70’li yıllarla kıyaslandığında 1990’ların sonundan itibaren 100 bin ton kömür üretimine karşılık olarak ölümlü kazalarda 3 kat artış olduğu, bunun da devletin kömür üretiminden çekilerek rödovans, işletme hakkı devri ve kaçak ocaklara göz yumulmasının sonucu olduğuna vurgu yaptı.  
 
            Avukat Ceren Uysal ise; iş kazası yerine iş cinayeti demenin daha doğru olacağını belirterek; son yasal düzenlemelerle az da olsa işçilerin kullanabileceği bazı alanlar olduğunu, iş güvenliği ve işçi sağlığı açısından risk bulunan durumlarda işçilerin çalışmama haklarının olduğunu vurguladı. Bu hakkın kullanılmaması durumunda herhangi bir kaza sonrası işverenlerin; “İşçi bile bile çalışmaya devam etmiş. Bizi de bilgilendirmedi” diyerek tüm sorumluluğu işçilerin sırtına yıkabileceklerini, bu durumun gözden kaçırılmaması gerektiğini belirtti. İşçilerin hukuki metinlerden önce, yaşama ve çalışma haklarına sahip çıkmaları gerektiğini, meşruluğun temel hakların korunması ve geliştirilmesi üzerinden aranıp bunun için örgütlü davranılmasının gerekli olduğunu çeşitli örneklerle açıkladı. Uysal; maden işkolu dışında hiçbir sektörde şehitlik kavramı bulunmadığını, şehitlik kavramıyla insanların madenlerde ölme nedenlerinin ve sorgulamasının önüne geçildiğini; yaşama hakkı ve sorumluların cezalandırılabilmesi için buna karşı çıkmak gerektiğini, emeklilik sonrası meslek hastalığı sonucu ölümlerin de izlenmesi gerektiğini söyledi.
 
            GMİS Şube Başkanı İsa Mutlu katılımcılara teşekkür ederek başladığı konuşmasında; sermayenin her geçen gün yeni bir saldırısıyla karşılaştıklarını, yeni sendikalar kanunu ile 30 kişiden az çalışanın bulunduğu işyerlerinde sendikal üyeliğinin engellendiğini bu yolla da 5 milyona yakın kişinin örgütlenme haklarının ellerinden alındığını, kıdem tazminatının ortadan kaldırılmak istendiğini belirttiği konuşmasında; özel istihdam büroları, esnek çalışma, taşeronlaştırma gibi uygulamalarla bir yandan sendikal örgütlenmeler engellenirken bir yandan da iş kazaları ve meslek hastalıklarına zemin hazırlandığını anlattı. Mutlu; “1970’li yıllarda yalnızca Türk İş’in 2 milyonu aşkın üyesi varken, bugün üç konfederasyonun toplam üyesinin 700 binin altına düştüğünü belirtti.
 
Kandilli Dayanışma Evi Derneği yönetim kurulu üyesi Salim Çalık; 1983 yılında 103 maden işçisinin yaşamına mal olan Armutçuk Grizusu sırasında bölgede görev yapan 2 doktor zor bulunmuştu. Herkes doktor arıyordu. 30 yılın sonunda hem TTK Armutçuk Müessesesi’nde işyeri hekimi, hem de saat 16:00’dan sonra belde de doktor bulunmadığını, yıllardır gelir vergisi, sigorta primi ödemiş olan işçilerin ve bugün Hema Kandilli İşletmesi ve TTK Armutçuk Müessesesi’nde çalışan 2000’i aşkın madenciye 1 doktorun çok görüldüğünü anımsattı. Yeni iş cinayetlerinin önlenmesi için başta sendikalar olmak üzere tüm kurum ve kişilerin aşağıdan yukarı zorlanması gerektiğini belirten Çalık; yürürlükteki mevzuatın bile uygulanmadığı koşullarda üretimden, işçi maliyetlerinden söz etmenin doğru olmadığını, iş kazası ve meslek hastalığı sonucu ölen insanların bulunduğu işyerinde işçilerin canlarının hangi hesaba sığacağının sorulması gerektiğini söyledi.

1)      Tartışmalar bölümünde ise; işyerlerindeki iş güvenliği birimlerinde çalışan elemanların maaşını aldığı işverene karşı yaptırım uygulayamayacakları, aksi durumda işten atılacakları, görevden alınacakları; bu nedenle tüm iş güvenliği elemanlarının Çalışma Bakanlığı’na bağlı ve bakana karşı sorumlu olmaları, ücretlerinin görev yaptıkları işveren tarafından bakanlık hesabına yatırılması gerektiği;

2)      Bakanlık, Bölge Çalışma Müdürlüğü ve kurum içi denetimleri sırasında; işçi ve memur sendikalarından birer kişinin, meslek odası temsilcisinin, denetlenen işyerinin türüne göre bir tabip odası temsilcisinin de içinde yer alacağı bir komisyonun tam yetkili olarak denetimlere katılması gerektiği;

3)      İşyeri ve iş kolu ayrımlarının bir kenara bırakılarak işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri başta olmak üzere emeğin meşru haklarının savunulması için ortak mücadele zeminlerinin oluşturulması gerektiği;

4)      Var olan yasal hakların sonuna kadar kullanılmasının yanında, yaşama ve çalışma hakkının her şeyin üzerinde olduğundan hareketle, sermayenin kuralsızlığı karşısında emekçilerin başta yaşama ve çalışma hakkı olmak üzere kendilerine yönelik her türlü saldırıyı emekten yana bakış açısıyla değerlendirmeleri gerektiği; konularında ortak görüş oluşturuldu.

mart 2013 / salim çalık

YEDİ MART SEKSENÜÇ ÜÇ MART DOKSANİKİ VE TÜM MADEN ŞEHİTLERİNE

hangi köyün yüreği / hangi ananın gözyaşları / tutabilir yasınızı // bilmem kaç yedi kat altında / yatarken yerin / okuttular kur’an’ınızı / yatış şeklinizi bile bilmeden // ilk size kuruldu/ cenazesiz gömütlükler/ -dünyada yüreğim gömüt size-// bilmem kaç yedi kat altında yerin / yatarken sizler / yemin ettim böylesinin sürmeyeceğine // yemin ettim/ yatış şeklinizi bilmeden// bilin ki dostlarım / dimdik ve ayaktasınız / yüreğim gömüt size...// Armutçuk-Kozlu 10/03/92 / salim çalık / GÜLMEKLE AĞLAMAK ARASI (sf.36)

geleceğe dikiliyor gömüt taşları



biliyorum
kendisini kirleterek tükeniyor
umutla süslenmiş gelecek günler

şimdi
bir bir içime gömülüyor
yaşamda alacağı kalan çocuklar
ömrü metaya değişilen işçiler
içime gömülüyor
töreye kurban edilen kadınlar
ve karşılıklı dağlara sürülüyor gençler
gömüt taşları geleceğe dikiliyor
gömüt taşları iki parça yüreğime

şimdi
tepeden tırnağa utançla
__ipe çekiyorum mutluluk düşlerimi
acı ve hüzün ötesi yaralı duygularla
__tenime gömüyorum gülüşlerimi

………………kasım-aralık 2007
salim çalık