türkiye taşkömürü kurumu (ttk) armutçuk müessesesi işçilerinin 22.01.2014 tarihinde taşeronlaştırma ve özelleştirmeye karşı yaptıkları basın açıklamasından görüntüler.
ttk'nın kendi hazırladığı norm kadroya göre 3500, genel maden işçileri sendikasına göre en az 5000 işçi olan kuruma işçi almak yerine, işlerin taşeron eliyle yapılması verimli olmamakla birlikte; karadon ve kozlu'da yaşanan grizu vb. büyük çaplı iş cinayetlerinin de önünü açmaktadır.
genel maden iş armutçuk şubesi işçileri bu durumu bir kez daha dile getirirken, genel müdüre atfen "vur vur inlesin burhan inam" dinlesin sloganları attılar.
yatağan maden işçilerinin direnişine de selam gönderen işçiler, gün gelip sorunun genel müdürlerle değil, siyasi iktidarın ekonomik seçimleriyle ilgili olduğunu haykırıp, "işçilerin birliği sermayeyi yenecek", "üreten biziz yöneten de biz olacağız" diyecektir.
salim çalık
dünyanın en ağır işkollarından biri olan madencilik tarihine, madencilerin günlük yaşamlarına ilişkin olarak yazı, şiir, belge vb. paylaşmak, madencinin sesine ses vermek... çünkü; insanlığın toprağa saldığı köktür madenci ................................salim çalık
HOŞ GELDİNİZ
maden ve madenciliğe ilişkin yazı, fotoğraf, belge ve bilgilerin paylaşılması amacıyla hazırladığım bu sayfaya isteyen herkes katkı sunabilir. bilgi örgütlendikçe anlam kazanır, insan öğrendikçe...
taşeronlaştırma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
taşeronlaştırma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Ocak 2014 Perşembe
taşeronlaştırma sömürüdür, ölümdür (susma; sustukça sıra sana gelecek)
https://plus.google.com/108518469492470099989/posts/CXkQzbkSxRR
22.01.2014 tarihinde Türkiye Taşkömürü Kurumu Armutçuk Müessesesi maden işçileri taşeronlaştırma ve özelleştirmelere karşı basın açıklaması yaptı. Genel Maden İş Armutçuk Şube Başkanı İsa Isa Mutlu açış konuşmasında taşeronlaştırma ve özelleştirmeye karşı olduğunu, bunu engellemek için mücadele edeceklerini belirtikten sonra; şu an direnişte olan Yatağan Maden İşçilerinin kararlı mücadelesini selamlayarak; Zonguldak Maden İşçilerinin Yatağan Maden İşçilerinin yanında olduğunu belirtti.
22.01.2014 tarihinde Türkiye Taşkömürü Kurumu Armutçuk Müessesesi maden işçileri taşeronlaştırma ve özelleştirmelere karşı basın açıklaması yaptı. Genel Maden İş Armutçuk Şube Başkanı İsa Isa Mutlu açış konuşmasında taşeronlaştırma ve özelleştirmeye karşı olduğunu, bunu engellemek için mücadele edeceklerini belirtikten sonra; şu an direnişte olan Yatağan Maden İşçilerinin kararlı mücadelesini selamlayarak; Zonguldak Maden İşçilerinin Yatağan Maden İşçilerinin yanında olduğunu belirtti.
daha sonra basın açıklamasını okuyan Genel Maden İşçileri
Sendikası Genel Başkan Yardımcısı Satılmış Uludağ; kurumun işçi açıklarının her
geçen gün arttığını, genel müdürlüğün 2 yıldır bakanlıktan 3200 işçi talep
ettiğini, ancak bakanlığın yanıt vermediğini belirterek;
"kurum tarihinin en düşük kömür üretimini gerçekleştirdi...
kurumun zararının düşmesi ve ekonomiye katkı sunması için bir önce işçi
açıkları kapatılmalıdır. şu an ocakları açık tutabilmek bile zorlaşmıştır. işçi
alınmayarak yapılan yanlışa, bir de taşeronlaştırmaya giderek başka bir yanlış
eklenmemelidir. yıllardır uyarıyoruz; taşeron demek sömürü demektir, daha fazla
kar hırsıyla ölüm demektir. biz taşeronlaştırmaya şiddetle karşı
çıkıyoruz..." dedi.
Etiketler:
armutçuk maden işçileri,
emek,
eşitlik,
iş cinayetlerine son,
madenlerde özelleştirme,
özgürlük,
taşeronlaştırma,
ttk'ya işçi alımı,
vahşi kapitalizm,
vicdan ve adalet
9 Aralık 2013 Pazartesi
hava iş' te-akp'li yonetim-donemi
http://www.sendika.org/2013/12/hava-iste-akpli-yonetim-donemi/
hava iş kongresinde yaşananlar yalnızca hava iş
sendikası'yla sınırlı düşünülmemeli. bu kongre, kıdem tazminatı, özel istihdam
büroları, çalışma ilişkilerinin esnekleştirilmesi, özelleştirmeler gibi
konularda türk iş yönetiminin akp'ye "hizmet" etmeye devam edeceğini
göstermiştir. akp'nin-thy'nin çıkardığı adaya tam destek veren türk iş yönetimi
kendine muhalif bir sendika yönetimini devirmekle kalmadı, türk iş içindeki
iyi-kötü direnen, hak savaşımı veren bir yönetimi devirmiş oldu. dolayısıyla
türk iş'in direnen bir bileşenini etkisiz kılarken kendisini de iyice akp'ye
bağlamış oldu...
salim çalık
Etiketler:
çağdaş kölelik,
direniş,
emek sömürüsü,
eylem,
işçi sınıfı,
örgütlenme,
özelleştirme,
özgürlük,
savaşım,
sömürü,
taşeronlaştırma,
toplu iş sözleşmesi,
vahşi kapitalizm
31 Mayıs 2013 Cuma
Türk Metal'in İmzaladığı Sözleşmenin Düşündürdükleri
türk iş içindeki sendikal güç birliği platformu'nu saymazsak; türk iş yıllardır sürdürdüğü işveren ve iktidar yanlısı tutumunu son yıllarda gemi azıya alarak sürdürmekte sakınca görmüyor. şu an ki; türk iş yönetimini oluşturan ve seçen sendikalar toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde ve uygulama dönemleri boyunca işçilerin demokratik-sosyal-ekonomik kazanımlarını geliştirmek, korumak bir yana var olanları da teslim ederek siyasi iktidarların vahşi kapitalizm politikalarının payandası, yer yer savunucusu olacak kadar ileri gidebiliyorlar.
türk metal sendikası'nın kendi talebinin bile çok altında oranlarla imzaladığı sözleşmeler sürmekte olan diğer toplu iş sözleşmelerinin nasıl sonuçlandırılacağının da sinyali olarak okunmalıdır. sektörde çalışanlar arasındaki ücret farklılıklarını düzeltmeyen (neredeyse kalıcılaştıran), %18'le oturup %7 ile kalkan, birlikte hareket edeceğini söylemesine (değiştik demesine) rağmen birleşik metal iş'i yalnızlaştırmayı seçen türk metal'in bu tutumu salt türk metal'in değil, türk iş yönetimini seçen, destekleyen sendikaların da tutumunu göstermektedir.
bu noktadan bakınca genel maden işçileri sendikası'nın (türkiye taşkömürü kurumu) ttk, (maden tetkik arama) mta ve (hattat holding) hema kandilli işletmesi ile hema amasra işletmesi'nde sürdürdüğü toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde daha dikkatli olmak gerekiyor.
hema kandilli ve amasra işletmelerinde toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin uyuşmazlıkla sonuçlanmasına rağmen şu ana kadar grev sinyali sayılabilecek bir gelişme yaşanmadı. masaya 4 yarım (2 bütün) ikramiye, 1 ton kömür, %20 maaş zammı ve sosyal haklarda makul iyileştirme talebiyle oturan genel maden iş; 15 yevmiye tutarında 2 ikramiye, %20 ücret zammı, 1 ton kömür ve sosyal haklarda iyileştirmeler noktasına geldiğini genel başkan yardımcısı aracılığıyla (işçilerin "son nokta nedir? en son ne talep ettiniz?" sorularına karşılık olarak) açıkladı.
bu arada görüşmelerin devam edeceği, "60 günlük süre içerisinde greve gidilebileceği gibi anlaşma da sağlanabilir" denerek görüşmelerin bitirilmesinin zamana yayılacağı belirtilmiş oldu. işçilerin kararlı biçimde sordukları ana kadar sendikanın son talebi yerine uzun uzun hattat holding'le yapılan görüşmeleri, hattat holding'in %5 maaş artışı, 5 yevmiye tutarında iki ikramiye, 100 tl. yol yardımı, 60 tl. yemek yardımı, 45 tl. sosyal yardım dışında birşey vermediğini anlatan sendika yöneticilerinin grev silahını düşünmedikleri, sözleşmeyi masada bitirme konusunda işçileri iknaya yönelecekleri izlenimi ağırlık kazandı.
bu arada sürekli olarak "sendikanıza güvenin, sendikanız dışında başkalarının verdikleri bilgilere itibar etmeyin, sendikanızdan işaret almadan kanunsuz eylem yapmayın" benzeri söylemler de konuşma aralarına sıkıştırılıyor.
oysa daha önce işyerinde yapılan bilgilendirme toplantısında söz alan işçilerin işveren tarafından tehdit edildiği, 2 işçinin işyerindeki pozisyonunun değiştirildiği, köylerden gelen işçilere "greve çıkmamaları" eylemlere katılmamaları" yönünde telkin ve psikolojik baskılar uygulandığı da sendika yöneticileri dahil herkesi bildiği ve konuştuğu olaylar. sözleşme görüşmeleri sırasında işçi taşımacılığına son verilerek, işyerine geliş gidişin ücretli yapılması, "herkes başının çaresine baksın" denilmesi bile en azından bir uyarı eylemiyle protesto edilebilecekken doğrudan sendika yöneticileri bu tepkiyi soğutup, oldu bittiye getirilmesine göz yumdular.
türk metal'in kendi talebinin çok altında-gerisinde bir zam oranıyla sözleşmeyi imzalamasından başladık, genel maden iş'e geldik. niye mi? çünkü iki sendika da aynı kulvarda koşuyor. türk iş yönetimi gibi onlar da var olan hakları geliştirmek, iyileştirmek, yeni kazanımlar eklemek yerine, günü kurtarıp işçileri işverene teslim etmek istiyorlar. grevin bir hak ve işçi sınıfının en son kullanacağı silahı olduğunu kabul etmeyen sendikal anlayış neyi savunabilir ki? öyle yanılmak istiyorum ki?
salim çalık
"Türk Metal, işçilerin taleplerinin daha altında bir sözleşmeyi imzalarken Birleşik Metal-İş iş bırakma eylemlerini sürdürdü. Birleşik Metal-İş Genel Sekreteri Selçuk Göktaş, metal işçilerinin talepleri doğrultusunda mücadeleyi sürdüreceğini söyledi
türk metal sendikası'nın kendi talebinin bile çok altında oranlarla imzaladığı sözleşmeler sürmekte olan diğer toplu iş sözleşmelerinin nasıl sonuçlandırılacağının da sinyali olarak okunmalıdır. sektörde çalışanlar arasındaki ücret farklılıklarını düzeltmeyen (neredeyse kalıcılaştıran), %18'le oturup %7 ile kalkan, birlikte hareket edeceğini söylemesine (değiştik demesine) rağmen birleşik metal iş'i yalnızlaştırmayı seçen türk metal'in bu tutumu salt türk metal'in değil, türk iş yönetimini seçen, destekleyen sendikaların da tutumunu göstermektedir.
bu noktadan bakınca genel maden işçileri sendikası'nın (türkiye taşkömürü kurumu) ttk, (maden tetkik arama) mta ve (hattat holding) hema kandilli işletmesi ile hema amasra işletmesi'nde sürdürdüğü toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde daha dikkatli olmak gerekiyor.
hema kandilli ve amasra işletmelerinde toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin uyuşmazlıkla sonuçlanmasına rağmen şu ana kadar grev sinyali sayılabilecek bir gelişme yaşanmadı. masaya 4 yarım (2 bütün) ikramiye, 1 ton kömür, %20 maaş zammı ve sosyal haklarda makul iyileştirme talebiyle oturan genel maden iş; 15 yevmiye tutarında 2 ikramiye, %20 ücret zammı, 1 ton kömür ve sosyal haklarda iyileştirmeler noktasına geldiğini genel başkan yardımcısı aracılığıyla (işçilerin "son nokta nedir? en son ne talep ettiniz?" sorularına karşılık olarak) açıkladı.
bu arada görüşmelerin devam edeceği, "60 günlük süre içerisinde greve gidilebileceği gibi anlaşma da sağlanabilir" denerek görüşmelerin bitirilmesinin zamana yayılacağı belirtilmiş oldu. işçilerin kararlı biçimde sordukları ana kadar sendikanın son talebi yerine uzun uzun hattat holding'le yapılan görüşmeleri, hattat holding'in %5 maaş artışı, 5 yevmiye tutarında iki ikramiye, 100 tl. yol yardımı, 60 tl. yemek yardımı, 45 tl. sosyal yardım dışında birşey vermediğini anlatan sendika yöneticilerinin grev silahını düşünmedikleri, sözleşmeyi masada bitirme konusunda işçileri iknaya yönelecekleri izlenimi ağırlık kazandı.
bu arada sürekli olarak "sendikanıza güvenin, sendikanız dışında başkalarının verdikleri bilgilere itibar etmeyin, sendikanızdan işaret almadan kanunsuz eylem yapmayın" benzeri söylemler de konuşma aralarına sıkıştırılıyor.
oysa daha önce işyerinde yapılan bilgilendirme toplantısında söz alan işçilerin işveren tarafından tehdit edildiği, 2 işçinin işyerindeki pozisyonunun değiştirildiği, köylerden gelen işçilere "greve çıkmamaları" eylemlere katılmamaları" yönünde telkin ve psikolojik baskılar uygulandığı da sendika yöneticileri dahil herkesi bildiği ve konuştuğu olaylar. sözleşme görüşmeleri sırasında işçi taşımacılığına son verilerek, işyerine geliş gidişin ücretli yapılması, "herkes başının çaresine baksın" denilmesi bile en azından bir uyarı eylemiyle protesto edilebilecekken doğrudan sendika yöneticileri bu tepkiyi soğutup, oldu bittiye getirilmesine göz yumdular.
türk metal'in kendi talebinin çok altında-gerisinde bir zam oranıyla sözleşmeyi imzalamasından başladık, genel maden iş'e geldik. niye mi? çünkü iki sendika da aynı kulvarda koşuyor. türk iş yönetimi gibi onlar da var olan hakları geliştirmek, iyileştirmek, yeni kazanımlar eklemek yerine, günü kurtarıp işçileri işverene teslim etmek istiyorlar. grevin bir hak ve işçi sınıfının en son kullanacağı silahı olduğunu kabul etmeyen sendikal anlayış neyi savunabilir ki? öyle yanılmak istiyorum ki?
salim çalık
"Türk Metal, işçilerin taleplerinin daha altında bir sözleşmeyi imzalarken Birleşik Metal-İş iş bırakma eylemlerini sürdürdü. Birleşik Metal-İş Genel Sekreteri Selçuk Göktaş, metal işçilerinin talepleri doğrultusunda mücadeleyi sürdüreceğini söyledi
Metal işkolu grup toplu iş sözleşmesinde Türk Metal, sözleşmeyi imzaladı. MESS ile Türk Metal arasında süren grup toplu iş sözleşmesinde Türk Metal grev kararı almıştı. Yasal süreç devam ederken MESS ile Türk Metal arasındaki görüşmeler de sürdü...."
http://www.sendika.org/2013/05/turk-metal-sozlesmeyi-imzaladi-birlesik-metal-is-metal-iscileri-mucadeleyi-surdurecek/
Etiketler:
çağdaş kölelik,
emek,
eylem,
genel maden iş,
hema maden işçileri,
işçi sınıfı,
örgütlenme,
özelleştirme,
özgürlük,
taşeronlaştırma,
toplu iş sözleşmesi,
vahşi kapitalizm,
yoksulluk
9 Mayıs 2013 Perşembe
GENEL MADEN İŞ NEREYE 3
Genel
Maden İş (GMİS) 2012 yılı Ocak ayında Hema Endüstri A.Ş’nin işlettiği Kandilli
ve Amasra Kömür İşletmelerinde örgütlenmiş, uzunca bir yetki bekleme sürecinin
ardından 2013 Ocak ayında sözleşmeye oturmuştu.
Hema
Kandilli İşletmesi’nde 2011 Aralık ayında yapılan eylem sırasında AKP Zonguldak
Milletvekili Ercan Candan işyerine gelerek; işçiler açısından iki önemli söz
etmişti. Ercan Candan işçilerin sosyal yardım olarak kömür taleplerine hak
vererek; “mısır tarlasına mısırı eken çiftçiye mısır vermiyorum denemez.
Haziran ayına kadar bununla ilgili bir gelişme olacağını umuyorum.” demişti.
Ardından; “Sendikaya üye olun. Taleplerinizi bu biçimde savunun. Şimdi
çalışmayı kabul edenler ocağa işe gitsin. Yoksa burası kapanır. O zaman hiç
biriniz benim yanıma iş için gelmeyin” demişti.
Hema
Kandilli ve Amasra İşletmelerinde çalışan maden işçileri 2013 Ocak ayında
başlayan sözleşme görüşmelerinden (geçmişte yaşananların da etkisiyle) 1 ton
yakımlık kömür yardımı, en az 1 ikramiye, geçmiş ücret kayıplarını da telafi
edecek bir ücret artışı umarken; Hema Endüstri A.Ş; 2 mayıs 2013 tarihinde işçi
servislerini kaldıracağını açıklamış, işçilerin tepkisi ve bazı sendika
yöneticilerinin telefon trafiği ile 15 günlük bir erteleme sağlanmıştı.
09
mayıs 2013 tarihinde yapılan bir duyuru ile; 13 mayıs 2013’te servislerin
kaldırılacağı, herkesin buna göre başının çaresine bakması, işe gelmeyenlerin
işten çıkarılacağı söylendi. Bu arada Kandilli İşletmesi yetkililerinin de
taşıma işini yapan araç sahipleri ile işçiler adına ücret pazarlığı yaptığı
söylendi.
Tam
da bu süreçte işverenin sendikaya üye olmalarını istenmediği şef, postabaşı
statüsündeki işçilerin sendikaya üye olmaları konusunda sendika ve işveren
arasında anlaşmaya varıldı ve 09 mayıs 2013’te işyerine noter çağrıldı.
UYUŞMAYAN TALEPLER
İşçiler
2011 aralık ayındaki eylemleri sırasında dile getirdikleri ikramiye, yakımlık
kömür yardımı, ücretlerinin hiç olmazsa TTK’da 2006’da işe girenlerin düzeyine
çıkarılması gibi taleplerinin sendika tarafından masaya getirilmesini ve
ısrarla savunulmasını bekliyorlar haklı olarak.
Ancak
sözleşmeleri yürüten GMİS Genel Merkez Yöneticilerinin %20- 25 aralığında bir
zam alarak ikramiyeden, kömür yardımından vazgeçeceği, ortalama 80-90 TL’lik
taşıt yardımı ile de ücretsiz taşımacılıkta ısrar etmeyeceği sızan bilgiler
arasında. Bu arada TİS’de idari maddeler, iş güvenliği işçi sağlığı ile ilgili
maddeler, diğer sosyal haklarla ilgili neler talep edildiğini bilen yok.
İŞÇİLER DE HESAP YAPIYOR
İşçilerin
talepleri ile sendika yöneticilerin talepleri örtüşmüyor. Hema Kömür
İşletmelerinde ücretler yapılan işin niteliğine göre (ortalama) 750-1000 TL.
arasında değişiyor. Sendika yöneticileri alınacak %20-25’lik zammın yıllık
toplamına bakıldığında 1 ton kömürü ve 1 ikramiyeyi karşıladığını düşünüyor.
(Bu arada işverenin % 15-18 dolayında bir zam düşündüğü, daha önce verilen %4
iyileştirmeyi de yapılacak ücret artışına dahil etmek istediği söyleniyor.)
Fakat
taşımacılığın paralı olmasıyla; uzak köylerden gelen işçiler aldıkları taşıt
yardımının üzerine en az 30-40 TL. koymak zorunda kalacaklar. Buna bir de
sözleşme sonrası sendikanın alacağı (brüt) 1 yevmiye (30-40 TL arasında)
sendika aidatı da eklendiğinde alınan %20-25’lik zammın yarısı gitmiş olacak.
Yalnızca
servis için işçilerinden çıkacak olan 30-40 TL ve sendika aidatının yıllık
toplamı 720-960 TL. arasında olacak. Dolayısıyla alınacağı umulan sözleşme
zammından geriye 1100-1300 TL. kalacak. GMİS yönetimi geriye kalan 1100-1300
TL.nin hem ücret artışını, hem de 1 ikramiye ve 1 ton kömür talebini
karşıladığını nasıl düşünüyor anlaşılmış değil.
Bunlarla
birlikte sözleşmedeki diğer talepler veya geri adımlar neler olacak bilinmiyor.
Şu ana kadar GMİS Genel Merkez Yönetimi sözleşmelerle ilgili doyurucu ve ikna
edici bilgi vermemişken, bir de işverenin servisleri kaldırması karşısındaki
suskunlukları ve “sözleşmenin imzalanması bekleyin. Şu anda yapacağımız eylem
yasal olmaz” biçimindeki tavrı yalnızca Hema’da değil TTK’da da sözleşmenin iyi
gitmeyeceğinin sinyalleri olarak okunmalı.
EMEĞE SAYGI’DAN İŞEVERENE SAYGIYA
Öyle görünüyor
ki; 27 Ocak 2013’te Zonguldak’ta yapılan ve son 15 yıl içerisindeki en kitlesel
eylem olan Emeğe Saygı mitinginde dile getirilen talepler ve eleştiriler
kitlelerin gazını almak için yapılmış. TTK’da işe giriş çıkış saatlerinin
düzenlenmesiyle ilgili değişikliklerde (Karadon’da) eylem yapan işçilerin
yanında yer alan sendika yönetimi; Hema’da servislerin kaldırılması karşısında
işçilerin eylem yapmaması için uğraşıyor.
15 gündür
gündemde olan ve 13 Mayıs tarihinde resmen kaldırılacağı ilan edilen servisler
konusu başta olmak üzere, arabulucuya giden sözleşme konusunda da işçilere
sağlıklı bilgi verilmezken (şu ana kadar 1 kez bilgilendirme yapıldı) , Genel
Başkan Eyüp Alabaş’ın Hema işyerlerine gitmeyişi, Armutçuk ve Amasra
Şubeleri’nin Hema ile yapılan TİS görüşmelerinin dışında tutulması ayrı bir
sorun. İşyerindeki uygulamalar veya TİS hakkında bilgi almak için şubelere
giden işçilerle şube yönetimleri karşı karşıya gelirken, sürecin dışında
tutulan şube yöneticileri resmen kendilerine bağlanmayan Armutçuk ve Amasra
Hema İşletmelerinde çalışan işçiler için karar almakta, girişimde bulunmakta
etkisiz kalıyorlar.
Böyle bir
süreçte GMİS Genel Merkezi önümüzdeki günlerde Hema Holding’in sahibi Mehmet
Hattat ile görüşeceklerini, şu an yapılacak eylemin yasal olmayacağını
belirtmekten öte geçmiyor. Oysa daha sözleşme sürerken işverenin servisleri
kaldırması ve işçilere “başınızın çaresine bakın” demesi iyi niyet kurallarına
aykırı. Kaldı ki; yazılı olmasa bile fiili uygulamada var olan işçi
taşımacılığının kaldırılması (sözlü veya uygulamayla yürürlükte olan)
sözleşmenin ihlali anlamına gelmez mi?
GMİS yönetimi
içinde bulunduğu durumu gözden geçirmek zorunda. Emeğe Saygı mitinginde ve 1
Mayıs’ta kürsüden söylediklerine sahip çıkıp, sınıf örgütü olduğunu
göstermelidir. Bu haliyle Hema ve TTK
işyerlerinde sürdürdüğü sözleşmelerden başarıyla çıkması olası değildir.
10 Nisan 2013 Çarşamba
ÖFKELİYİZ !!!!
bilmezsiniz ki
tek başına bir bakış mıdır
kapılarda asılı duran
bu gözler
siz bilmezsiniz ki
içinde ölüm de olan
kafeslere binmeden
sevdiğinden bir parça alır
yanlarında taşır madenciler
tek başına bir veda mıdır
dudaklara kazınmış
bu hoşça kal
siz bilmezsiniz ki
kocası eve dönemeyen bu
kentin kadınlarını
babası ocakta kaldığında
ölümü öğrenen çocukları
siz bilmezsiniz ki
ışığınıza ve ısınıza
kaç can karıştığını
19.01.2012 / salim çalık
19.01.2012 / salim çalık
07 nisan 2013 Vicdan ve Adalet Nöbeti basın açıklamasından;
"...
ÖFKELİYİZ,
iş cinayetlerini kader deyip geçiştirenlere,
..."
..."ÖFKELİYİZ, aynı işyerinde iki defa, iş güvenliği olmadığı gerekçesiyle iş bıraktıkları halde işçilerin sözlerini, endişelerini dinlemeyenlere,
..."
adlarını unutmamak, unutturmamak için yapıldığı varsayılan madenci şehitliğinde 1848'den bugüne ölenlerin adlarının yazıldığı bronzların çakıldığı duvarların yanında 2 tane de boş duvar var. sanki ölümler devam edecek der gibi...(s.çalık)
"...
Nihat Zeybekci adlı adlı AKP'li vekil "iş kazaları"nı "medeniyet göstergesi" olarak niteleyen bir twit atmakta...
Çalışma Bakanı, cinayet yerini daha önce denetlediklerini, eksiklikler bulduklarını ve para cezası kestiklerini anlatmakta kameralar karşısında...
..."
"... ÖFKELİYİZ, Mart 1992'de 263 işçinin, Nisan 1983'te 10 işçinin hayatını kaybettiği Kozlu'da, Ocak 2013'te 8 kardeşimizin hayatını kaybetmesine göz yumanlara,
..."
ÖFKELİYİZ, Mayıs 2010'da Karadon'da 30 işçi, Şubat 2010'da Dursunbey'de 13 işçi, Aralık 2009'da Mustafakemalpaşa'da 19 işçi, Haziran 2006'da yine Dursunbey'de 17 işçi, Nisan 2005'te Gediz'de 18 eşçi, Eylül 2004'te Küre'de 19 işçi, Mart 1983'te Armutçuk'ta 103 işçi, Mart 1995'te Sorgun'da 37 işçi, Kasım 2003'te Karaman'da 10 işçi, Ağustos 2003'te Aşkale'de 8 işçi, Temmuz 2010'da Keşan'da 3 işçi, Temmuz 1983'te Yeni Çeltek'te 5 işçi, 3 Mart 1992'de yine Kozlu'da 263 işçi hayatını kaybetti ve daha niceleri..."
Etiketler:
bir umut derneği,
grizu,
iş cinayeti,
iş güvenliği,
kozlu,
madenci,
mağdur yakınları,
metan degajı,
taşeronlaştırma,
vahşi kapitalizm. sömürü,
vicdan ve adalet,
yaşama hakkı,
zonguldak
15 Mart 2013 Cuma
TTK ve İSTİHDAM POLİTİKASI
(not: bu yazı 2005 yılında 3 bölüm olarak ereğli gündem gazetesinde yayımlanmıştır. bugün aynı şeyleri tartışıyor olmamız kentimizin içinde bulunduğu durumu göstermesi açısından önemli, bir o kadar da üzücü...)
TTK ve İSTİHDAM POLİTİKASI 1
TTK’
nın üretim işçisi açığı olduğunu başta kurum yöneticileri olmak üzere herkes
bilmekte, zaman zaman bu yönde açıklamalar da yapmaktadır. Taşkömürünün
uluslararası piyasalarda 130 dolara çık-ması da düşünüldüğünde bölgemizin ve
ülkemizin taşkömürüne ihtiyacı doğrultusunda TTK’ ya üretim işçisi alınması
kaçınılmaz olmuştur. Şimdi hükümete ve bölge milletvekillerine düşen; ekonomik
olarak da gerekliliği ortaya çıkan işçi açıklarını gidermektir.
Ülkemiz
10 milyon tondan fazla taşkömürü ithal etmektedir. İthalata harcanan dövizin
kazanılması için harcanan emek ve ürün değeri göz önüne alınarak, bu para
Zonguldak toprakları altında yatan 1,3 milyar ton taşkömürünün çıkarılması için
yatırıma, Zonguldak’ta İşçi Bulma Kurumu’na kayıtlı 44 bin işsize iş olanağı
yaratmak için istihdama aktarılmalıdır. Ekonomi politikası açısından da akılcı
yol budur. Çünkü ekonomi yalnızca kar zarar mantığı ile yönetildiği zaman;
ekonomi bilimi içinde yer alan, ekonomik faaliyetin sosyal faydayı gözetme
anlayışı terk edilmiş olur.
Taşkömürü
gibi yan ürün alanları geniş olan bir alana alınacak 1 işçi ile enaz 10 kişiye
istihdam yaratmak olanaklıdır. Taşkömürü politikası yalnızca yakımlık ya da
enerji ihtiyacı üzerinden değil, ilaç ve kimya sanayisine kadar uzanan tüm
alanları gözetilerek oluşturulmalıdır. Böylece coğrafi yapıdan kaynaklanan
üretim zorluğu ve maliyeti bu alanlardan elde edilecek kar ile dengelenecek ve
kömür üretimi maliyeti dengelenecektir.
Asıl
konumuz olan TTK’ nın (hatta diğer kamu kurumlarının) istihdam politikasının
bugüne kadar olduğu gibi yanlışlıklar yapılmadan gerçekleştirilmesi herkesi
beklentisidir.2000 yılında yapılan tombala (kura) yöntemi işe alımlarda torpili
önlemek amacıyla daha öncekilere göre iyi gibi görülse de, yer yer olumsuz
sonuçları da olmuştur. Kamu kurumlarında işe almanın temel ölçüsü gereksinim
olmalıdır. Yapılacak işin zorluğuna uyum sağlayabilecek fiziki ve sağlık
koşullarıyla birlikte ilk ölçü geçim sorunu yaşa-ma düzeyi olmalıdır. Devlet
kurumları, belediye başkanları, muhtarlar ve gerek duyulan diğer yetkililerden
alınacak HANE GELİR DURUMU ve HANE NÜFUSU göz önüne alınarak en yoksullardan
başlayarak yapılacak bir işçi alımı hem adil, hem insani, hem de sosyal devlet
ilkesine uygun olacaktır.
Hane
gelir durumu ve hane nüfusu ölçü alınarak yapılacak bir işçi alımına kasıtlı
davranma alışkanlığı olmayan hiç kimsenin itirazının olmayacağı açıktır. Ayrıca
siyasetçiler, kurum yetkilileri, etkili çevresi olanlar kendilerine yapılacak
“beni işe aldır” biçimindeki baskılara daha az maruz kalacaklardır. Ayrıca bu
yöntemin iyi anlatılması durumunda fazla da bir baskı oluşmayacaktır.
Başvuruların
çok yoğun olacağını 2000 yılındaki başvuru sayısının çok olmasından anlamak ve
beklemek gerek. Bunun için de hane gelir durumu ve hane nüfusu ölçüsü Devlet
İstatistik Enstitüsü’nün belirlediği asgari standarda göre belirlenmelidir.
Belki yasal olarak böyle bir yöntemin olamayacağı söylenebilir. Ancak Zonguldak
10 yıldır çok zor ve inanılması güç sosyal travma yaşamaktadır. Geçmişteki işçi
alımlarında en fazla ilkokul mezunu olma, Zonguldak köylerinde ikamet etme gibi
özel koşullar arandığı bilinmektedir. Gerekiyorsa yasal düzenlemeler de
yapılarak en yoksulların ilk önce iş sahibi yapılması bir devlet politikasına
dönüştürülmelidir.
Bir
başka çözüm de geçmişte olduğu gibi gruplu (münavebeli) işçi çalıştırma
yöntemine geri dönmek olabilir. 6 ay çalışıp 6 ay köyünde, beldesinde
dinlenmesi, böylece alınacak işçi sayısının iki katına çıkması sağlanacaktır.
İşe giren bir işçi (sosyal güvenceye) sigortaya kavuşacak, piyasanın üzerinde
alacağı ücret sayesinde de (çünkü asgari ücretle ve sigortalı bir iş bulmak
mucize) asgari ücretin üzerinde bir aylık gelire kavuşacaktır.
Tüm
yetkililerin Zonguldak’ta yaşananlardan yola çıkarak gelecekte neler
yaşanabileceğini iyi görmeleri gerekmektedir. Bu konuda valiliğin 200 yılında
ODTÜ’ye yaptırdığı çalışma yol gösterici olabilir düşüncesindeyim.Ülke
sınırları içinde yaşayan yurttaşların örgütlenmiş biçimi olan devlet, tüm
insanların mutluluğunu,geçimini,sosyal güvenliğini,eğitimini düşünmek
zorundadır. Bunlar ancak sürekli ve güvenceli bir iş ile mümkündür. Zonguldak
insanının da TTK ve Erdemir dışında güvenceli, sürekli bir işe sahip olma şansı
bulunma-maktadır. Zonguldak insanını iki sektöre bağımlı bırakmakla, TTK’ya
yatırım yapmayarak kömür üretimini düşürmekle devlet Zonguldak’ı göç veren bir
kent olmaktan kurtaramaz. Göçle kurulmuş bir kenti yeniden göçe zorlamanın
maliyeti alınacak işçilerin maliyetinden fazla olacaktır.
TTK ve İSTİHDAM 2
Her geçen
gün TTK’nın işçi açıkları artıyor. Artan işçi açıklarıyla birlikte kömür
üretimi de düşüyor. (4,5 milyon tondan 1,9 milyon tona düştü kömür üretimi) Zonguldak’ta
TTK’nın işçi açığının artması demek işsizliğin de artması demek. Bunu 20 yıldır
uygulanan özelleştirme, kapatma ve daraltma politikalarının bir sonucu olarak
hep birlikte görüyor ve yaşıyoruz.
Daha
önce de belirttiğim hane gelir durumu ve nüfusu belirlenerek işçi alınması
önerime ek olarak, bölgemizde (ve tüm dünyada) en fazla ayrımcılığa uğramış
olan Çingene vatandaşlarımızın işe alınmasında pozitif (olumlu) ayrımcılık
yapılması zorunludur. İster özel olsun ister kamu olsun tüm kurumların insanlara
eşitlikçi yaklaşım sergilediğinin göstergelerinden biri de Çingene
vatandaşların iş sahibi olmasında aldıkları tutumdur.
TTK’nın
işçi açıklarının giderilmesinde bölgelerin ve köylerin nüfus yapıları mutlaka
dikkate alınmalıdır. Kontenjanların nüfus yoğunluklarına göre belirlenmesi bir
dengenin oluşmasını da sağlayıp bölgesel eşitsizlikleri önleyecektir.
Bundan
önceki işçi alımlarında Kandilli ve Gökçeler’den nüfus yoğunluklarına göre
yeterince işçi alınmadığı herkesçe bilinmektedir. Bu nedenle bu iki
beldemizdeki işsiz sayısı birçok köyümüzdeki işsiz sayısından daha fazladır. Bu
beldelerimizin nüfusları her geçen gün azalmaktadır. Böyle sürerse belediye
olan bu beldeler köye dönüşecektir.
Özellikle
yerel seçimler sürecinde Yalnızca Kandilli için 500-700 kişi arasında işçi
alınacağı sözü verildi. Bu sözleri verenler, iktidar partisinin il,ilçe
başkanları ve milletvekilleriydi. Eğer bu sözler seçim almak için verilmiş
tutulmayacak sözler ise, çıkıp açıklanmalıdır. Üzerinden 1 yıl geçmiş olmasına
rağmen işçi alınması konusunda adım atılmış değil. Fakat halen daha aynı sözler
verilmeye devam ediyor.
İktidarın
dolayısıyla devletin güvenilirliği bu sözlerin tutulup tutulmamasıyla test
edilecek. TTK’ nın işçi açığı gerçeği ile verilen sözler yanyana getirildiği
zaman hemen yarın işçi alınması gerekiyor. “Hazırlıklar yapılmalı” , “Yeni
alanlar yaratılmalı” gibi sözlerin bu andan sonra açıklayıcılığı yoktur. Çünkü
verilen sözlerin üzerinden geçen zaman, bütün hazırlıkların yapılması için
yeterlidir.
İşçi
alınmamasının bir tek açıklaması olabilir: Gerçekte TTK bitirilmek isteniyorsa
işçi alınmaz. 5 Nisan Kararları ile hedeflenen, ancak işçilerin ve bölge
insanının yoğun tepkisiyle zamana yayılan TTK’nın Karadon-Üzülmez merkezli bir
yapıya kavuşturulması gibi bir niyet varsa işçi alınmaz. Böyle bir daralmanın
yaşama geçirilebilmesi için 6-7 bin işçi kalıncaya dek işten atmaların (Re’sen
emeklilik), işçilerin kendiliğinden emekli olmalarının sürmesi ve işçi
alınmaması gerekiyor. 5 Nisan Kararları böyle bir taktiği önüne koymuştu.
Termik santralı besleyecek kadar bir üretim yeterli görülmüştü.
TTK’nın
kömür üretmesi ve bölge insanının iş sahibi yapılması isteniyorsa işçi alınmasının
acil bir durum olduğunu herkes görüyordur sanırım. Hane gelir durumu, hane
nüfusu ve Çingeneleri gözeten bir işçi alımı Zonguldak Halkı, ülke ekonomisi ve madenler
için ertelenemez bir durumdur.
Ülkemizin
10 milyon ton taşkömürü ithal ettiği gerçeği acıdır. Son 1 yıldır kömür
fiyatlarının 130 dolar ve üzerine çıkmış olması hükümetin önlem almasını
zorunlu kılmaktadır. Demir çelik sektörünün ihtiyacı olan 2,5 milyon ton kömür
ihtiyacının dışa bağımlı duruma gelmesi tehlikelidir. Çin’in talep artışının bu
hızla sürmesi durumunda kömür fiyatlarının daha da yükseleceği kesindir.
Petrolde yaşanan artışın kömürde olmayacağını söylemek ve beklemek bilimsel bir
davranış değildir.
Yapılacak
bir düzenlemeyle demir çelik sektörünün taşkömürü ihtiyacını iç pazardan
karşılaması sağlanmalıdır. Bunun için de TTK’nın kömür üretimini 5 milyon ton
ve üzerine çıkarması zorunludur. Coğrafi yapısı gereği Zonguldak madenlerinde
kömür çıkarmak için insan gücü (emek yoğun çalışma) zorunludur. Almanya veya
İngiltere’nin teknolojisini bizim ocaklarımızda kullanma olanağı yoktur.
Bununla birlikte kömür çıkarma yöntemleri, çalışma koşulları, kömürün yan
ürünlerine dönük alanların öne çıkarılmasıyla verimliliği artırmak ve sözde
zararı düşürmek olanaklıdır.
Ayrıca
hammadde durumundaki maddelerin üretiminden elde edilen gelirin işlenmiş ara ve
son ürünlerden daha düşük olduğu gerçeği unutulmamalıdır. Dolayısıyla en akılcı
yöntemlerden birisi de termik santralın TTK’ya devri olacaktır. Kömürü çıkaran
kurum zarar ederken, çıkan kömürü elektriğe dönüştürüp satan kurum kar ediyorsa
düşünmek gerekir. Santralın TTK’ya devri ile elektrikten sağlanan kar TTK’nın
zararının azalmasını sağlayacaktır. Dünyadaki örnekleri de böyledir.
TTK ve
İSTİHDAM 3
Bu konuda daha önce yazdığım iki yazıda, hane
nüfusu ve gelir durumuna göre en yoksuldan başlayarak işçi alınması gerektiğini
belirtmiştim. Bir de Çingene yurttaşlara öncelik verilmesi yönünde pozitif
(olumlu) ayrımcılık yapılmasının bugüne kadarki dışlayıcı yaklaşımın telafisi
için zorunlu olduğunu yazmıştım.
Katılır
veya katılmazsınız. Ancak ekonomik faaliyetin üretim, pazarlama, yatırım gibi
temel gereklilikleri arasında "sosyal fayda" nın da olduğunu
unutmamak ve/veya anımsamak gerekiyor. Çünkü herkesin ülke kaynaklarından emeği
ve bilgisi ölçüsünde yararlanma hakkını vermek ve tanımak gerekiyor. Nasıl ki
işsizlik kişilerin kendi seçimi değilse ve uygulanan ekonomik politikalar en
önemli etken olarak belirleyici oluyorsa; iktidarlar bu gerçek doğrultusunda
"en mağdur" olanları koruyucu uygulamalara gitmek zorunda.
TTK'
ya işçi alımının bir de teknik yanı var. Bilindiği gibi madencilik ağır bir iş
kolu. Üretimin yapıldığı (-400 , -600 metre) yerin altındaki ısı, basınç, hava
(solunum) durumu yer üstüne benzemiyor. Bunlara çalışma koşullarının ağırlığı
da eklenince herkesin madencilik yapamayacağı gerçeği kendiliğinden ortaya
çıkıyor.
Bundan
önceki işçi alımlarından sonra yaşanan sanat değişikliği, raporlu olarak yer
üstüne çıkma, yan (daha kolay) servislere geçme gibi olumsuzluklar
unutulmamalıdır. (Bu arada hemen belirtmeliyim ki, bu olumsuzluklar TTK -KİT-
düşmanlarının propagandasını yaptığı ölçülerde olmadı hiçbir zaman. Çünkü
birçok sanatın kadro açığı giderilmediği için zorunlu yer değişiklikleri
yapıldı...yapılıyor. Birileri de bunu kullanarak TTK -KİT- düşmanlığı yapıyor.)
YÖNTEM ÜZERİNE
TTK'
ya yapılacak işçi alımında; (en yoksullar belirlendikten sonra) sağlık muayeneleri ocak içi koşullara göre
yapılmalıdır. Geçen dönemden örnekleri var; epilepsi (sara), şizofreni, gece
körlüğü, tansiyon sorunu... olanlar işe alındı. Bir kısmı daha sonra doktor
raporuyla yer üstüne çıktı. Elbette bu tür rahatsızlıkları olanlar da işe
alınmalı. Ancak madenci olarak değil...
Öyleyse
400-600 metre yer altının basınç, ısı, hava (solunum), hatta çalışma koşulları
yer üstünde oluşturulmalı; işe alınacaklar burada belirli bir süre tutulduktan
sonra nabzı, tansiyonu, psikolojisi gibi doktorların belirleyeceği ölçütlere
göre gözlenmeli ve sağlık durumu uygun
olanlar seçilmelidir. Gerekiyorsa İş Yasası'ndaki deneme süresine ilişkin
uygulama yaşama geçirilmelidir. 2 aylık çalışma sonrası verimli olamayanlar işe
alınmayarak, yerlerine yedektekiler çağrılmalıdır.
Madenciler
arasında da espri konusu olan; kendisi 50 kg. gelen bir adamı işe alıp 10 tane
direk taşıtamaz, 3 tane tonluk araba dayandıramazsanız işi yürütemezsiniz. Bir de
işe aldığınız adamın sağlığı uygun değilse hiç verim alamazsınız.
Yani;
işe işçi almış olmak için değil, işyerinde verimli olabilecek işçi almak için
yola çıkılırsa kurum-lar ve ülke ekonomisi kazanır. Bu yöntem torpilin,
rüşvetin, dedikodunun en aza inmesini sağlayacaktır. Ve herkes rahat hareket
edecektir.
Kurum Yöneticilerinin,
Sosyal Hizmet uzmanlarının, Yerel Yönetim temsilcilerinin, Sendikanın, İşçi Bulma Kurumu yetkililerinin ve Meslek
Odalarının oluşturacağı bir komisyon işçi alımları konusunda görevlendirilmeli,
siyasetçilerin müdahale etmemeleri sağlanmalıdır.
Bunların
dışındaki her uygulama ve tutum şaibeli olarak algılanacaktır. Kurumun ve yerel
siyasetin rahatlaması için böyle bir yaklaşım gereklidir.
İŞÇİ AÇIĞI
BÜYÜYOR
İşçi
açığı her geçen gün büyüyor. Gününü dolduran emekli oluyor. TTK' da işçi açığı
üretimin düşmesi anlamına gelmektedir. Bir zamanlar 4,5-5 milyon ton olan
üretim 1,9 milyon tona düştü. Herkes bunu görmek zorunda. İşçi açığı demek 130
dolar ve üzerinde fiyatlarla kömür ithalatı demek. Zonguldak' ın altında
çıkarılmayı bekleyen 1,3 milyar ton kömür hem ilimizi hem de ülkemizi
rahatlatacaktır. Yani sorunun ekonomik yanı gözardı edilemeyecek noktalara
gelmiştir.
Yılda
10 milyon ton taşkömürü ithalatı üzerinde siyaset yapılamayacak kadar önemli
bir durum olarak karşımızda durmaktadır. İthalata verdiğimiz döviz ve
kullanmadığımız yer altı kaynaklarımız bizim daha nesnel ve toplumsal çıkarları
gözeterek düşünmemiz gerektiğinin kanıtıdır.
salim çalık
Etiketler:
adalet,
ekmek,
emek,
enerji,
göç,
işsizlik,
madenci,
özelleştirme,
sömürü,
taşeronlaştırma,
taşkömürü,
türkiye taşkömürü kurumuna işçi alımı,
yoksulluk,
zonguldak
31 Ocak 2013 Perşembe
Bu kavga yüzde 1’in değil, yüz binlerce taşeron işçisinin var olma kavgasıdır!
http://www.sendika.org/2013/01/bu-kavga-yuzde-1in-degil-yuz-binlerce-taseron-iscisinin-var-olma-kavgasidir-arzu-cerkezoglu/
Etiketler:
adalet,
eşitlik,
eylem,
özelleştirme,
özgürlük,
savaşım,
sendika,
sömürü,
taşeronlaştırma,
yıkım,
yoksulluk
29 Ocak 2013 Salı
emeğe saygı mitingi görüntüleri
Etiketler:
27 ocak emeğe saygı mitingi,
adalet,
emek,
eşitlik,
eylem,
grev,
iş güvenliği,
işçi sınıfı,
kapitalizm,
madenci,
özelleştirme,
savaşım,
sendika,
sömürü,
taşeronlaştırma,
zonguldak
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
YEDİ MART SEKSENÜÇ ÜÇ MART DOKSANİKİ VE TÜM MADEN ŞEHİTLERİNE
hangi köyün yüreği /
hangi ananın gözyaşları /
tutabilir yasınızı //
bilmem kaç yedi kat altında /
yatarken yerin /
okuttular kur’an’ınızı /
yatış şeklinizi bile bilmeden //
ilk size kuruldu/
cenazesiz gömütlükler/
-dünyada yüreğim gömüt size-//
bilmem kaç yedi kat altında yerin /
yatarken sizler /
yemin ettim böylesinin sürmeyeceğine //
yemin ettim/
yatış şeklinizi bilmeden//
bilin ki dostlarım /
dimdik ve ayaktasınız /
yüreğim gömüt size...//
Armutçuk-Kozlu 10/03/92 /
salim çalık /
GÜLMEKLE AĞLAMAK ARASI (sf.36)
geleceğe dikiliyor gömüt taşları
biliyorum
kendisini kirleterek tükeniyor
umutla süslenmiş gelecek günler
şimdi
bir bir içime gömülüyor
yaşamda alacağı kalan çocuklar
ömrü metaya değişilen işçiler
içime gömülüyor
töreye kurban edilen kadınlar
ve karşılıklı dağlara sürülüyor gençler
gömüt taşları geleceğe dikiliyor
gömüt taşları iki parça yüreğime
şimdi
tepeden tırnağa utançla
__ipe çekiyorum mutluluk düşlerimi
acı ve hüzün ötesi yaralı duygularla
__tenime gömüyorum gülüşlerimi
………………kasım-aralık 2007
salim çalık