HOŞ GELDİNİZ

maden ve madenciliğe ilişkin yazı, fotoğraf, belge ve bilgilerin paylaşılması amacıyla hazırladığım bu sayfaya isteyen herkes katkı sunabilir. bilgi örgütlendikçe anlam kazanır, insan öğrendikçe...

eylem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eylem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mayıs 2014 Cumartesi

(17 mayıs) karadon grizusu şehitlerine



(grizu yangınıyla kavrulmuş madencilerin
çığlıklarını çıkarabildiniz mi yeryüzüne)

ey! “mesleğin doğasında var bu ölümler
bunu bilerek madene iniyor madenciler”
diyen boşbakan
sen hiç yanarak öldün mü
sevdiğine bile gösterilmeden gömüldün mü

ey! “çok güzel öldüler” diyen bakan
sen bakarken boğuldu, yandı bunca can
kuyubaşında ölüp ölüp dirilirken kalanlar
sen hiç boğuldun mu bakan
lime lime yandın mı
bir kadın olup
santim santim kafesin çıkışına çakıldın mı

beyler! başınıza çalın yazınızı, yazgınızı
güzel ölümlerinizi sevdiklerinize saklayın
çekin ellerinizi, gözlerinizi çekin üzerimden
grizudan yıkıcı dilinizle kentimi kanatmayın

ey boşbakan, ey bakan!
ey cesetler üzerinde el etek yalayan
sizin çocuklarınızın adları işlenip bronza
kentin orta yerine şehit diye çakıldı mı

salim çalık

17 mayıs 2010 tarihinde karadon maden işletmesi'nde (zonguldak) taşeron şirkette çalışan 30 maden işçisi iş cinayetine kurban edildi.


13 mayıs 2014'te soma'da ölenlerin sayısı bile belirlenemiyor. şu an açıklanan sayı 301 kişinin öldüğü yönünde olsa da, çalışanların, bölge halkının açıklamaları, enerji bakanının konuşmalarının aralarında "ocaktan maden işçisi olmayanlar da çıkabilir" sözleri, soma'da ölen madenci sayısının çok daha fazla olduğunu gösteriyor.

türkiye madencilik tarihinde mart ayı (07 mart 1983 tarihinde armutçuk'ta 103 işçinin - 03 mart 1992 tarihinde kozlu'da 263 işçinin ölümüyle) acıyla anılıyordu. şimdi mayıs ayı da madencilerin acılarının yoğunlaştığı bir ay olacak... ve iş cinayetleri bu biçimde sürerse takvim yapraklarında madenciye ağıtlı, acılı günler düşecek...

9 Aralık 2013 Pazartesi

hava iş' te-akp'li yonetim-donemi

http://www.sendika.org/2013/12/hava-iste-akpli-yonetim-donemi/

hava iş kongresinde yaşananlar yalnızca hava iş sendikası'yla sınırlı düşünülmemeli. bu kongre, kıdem tazminatı, özel istihdam büroları, çalışma ilişkilerinin esnekleştirilmesi, özelleştirmeler gibi konularda türk iş yönetiminin akp'ye "hizmet" etmeye devam edeceğini göstermiştir. akp'nin-thy'nin çıkardığı adaya tam destek veren türk iş yönetimi kendine muhalif bir sendika yönetimini devirmekle kalmadı, türk iş içindeki iyi-kötü direnen, hak savaşımı veren bir yönetimi devirmiş oldu. dolayısıyla türk iş'in direnen bir bileşenini etkisiz kılarken kendisini de iyice akp'ye bağlamış oldu...

salim çalık


31 Mayıs 2013 Cuma

Türk Metal'in İmzaladığı Sözleşmenin Düşündürdükleri

türk iş içindeki sendikal güç birliği platformu'nu saymazsak; türk iş yıllardır sürdürdüğü işveren ve iktidar yanlısı tutumunu son yıllarda gemi azıya alarak sürdürmekte sakınca görmüyor. şu an ki; türk iş yönetimini oluşturan ve seçen sendikalar toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde ve uygulama dönemleri boyunca işçilerin demokratik-sosyal-ekonomik kazanımlarını geliştirmek, korumak bir yana var olanları da teslim ederek siyasi iktidarların vahşi kapitalizm politikalarının payandası, yer yer savunucusu olacak kadar ileri gidebiliyorlar.

türk metal sendikası'nın kendi talebinin bile çok altında oranlarla imzaladığı sözleşmeler sürmekte olan diğer toplu iş sözleşmelerinin nasıl sonuçlandırılacağının da sinyali olarak okunmalıdır. sektörde çalışanlar arasındaki ücret farklılıklarını düzeltmeyen (neredeyse kalıcılaştıran), %18'le oturup %7 ile kalkan, birlikte hareket edeceğini söylemesine (değiştik demesine) rağmen birleşik metal iş'i yalnızlaştırmayı seçen türk metal'in bu tutumu salt türk metal'in değil, türk iş yönetimini seçen, destekleyen sendikaların da tutumunu göstermektedir.

bu noktadan bakınca genel maden işçileri sendikası'nın (türkiye taşkömürü kurumu) ttk, (maden tetkik arama) mta ve (hattat holding) hema kandilli işletmesi ile hema amasra işletmesi'nde sürdürdüğü toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde daha dikkatli olmak gerekiyor.

hema kandilli ve amasra işletmelerinde toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin uyuşmazlıkla sonuçlanmasına rağmen şu ana kadar grev sinyali sayılabilecek bir gelişme yaşanmadı. masaya 4 yarım (2 bütün) ikramiye, 1 ton kömür, %20 maaş zammı ve sosyal haklarda makul iyileştirme talebiyle oturan genel maden iş; 15 yevmiye tutarında 2 ikramiye, %20 ücret zammı, 1 ton kömür ve sosyal haklarda iyileştirmeler noktasına geldiğini genel başkan yardımcısı aracılığıyla (işçilerin "son nokta nedir? en son ne talep ettiniz?" sorularına karşılık olarak) açıkladı.

bu arada görüşmelerin devam edeceği, "60 günlük süre içerisinde greve gidilebileceği gibi anlaşma da sağlanabilir" denerek görüşmelerin bitirilmesinin zamana yayılacağı belirtilmiş oldu. işçilerin kararlı biçimde sordukları ana kadar sendikanın son talebi yerine uzun uzun hattat holding'le yapılan görüşmeleri, hattat holding'in %5 maaş artışı, 5 yevmiye tutarında iki ikramiye, 100 tl. yol yardımı, 60 tl. yemek yardımı, 45 tl. sosyal yardım dışında birşey vermediğini anlatan sendika yöneticilerinin grev silahını düşünmedikleri, sözleşmeyi masada bitirme konusunda işçileri iknaya yönelecekleri izlenimi ağırlık kazandı.

bu arada sürekli olarak "sendikanıza güvenin, sendikanız dışında başkalarının verdikleri bilgilere itibar etmeyin, sendikanızdan işaret almadan kanunsuz eylem yapmayın" benzeri söylemler de konuşma aralarına sıkıştırılıyor.

oysa daha önce işyerinde yapılan bilgilendirme toplantısında söz alan işçilerin işveren tarafından tehdit edildiği, 2 işçinin işyerindeki pozisyonunun değiştirildiği, köylerden gelen işçilere "greve çıkmamaları" eylemlere katılmamaları" yönünde telkin ve psikolojik baskılar uygulandığı da sendika yöneticileri dahil herkesi bildiği ve konuştuğu olaylar. sözleşme görüşmeleri sırasında işçi taşımacılığına son verilerek, işyerine geliş gidişin ücretli yapılması, "herkes başının çaresine baksın" denilmesi bile en azından bir uyarı eylemiyle protesto edilebilecekken doğrudan sendika yöneticileri bu tepkiyi soğutup, oldu bittiye getirilmesine göz yumdular.

türk metal'in kendi talebinin çok altında-gerisinde bir zam oranıyla sözleşmeyi imzalamasından başladık, genel maden iş'e geldik. niye mi? çünkü iki sendika da aynı kulvarda koşuyor. türk iş yönetimi gibi onlar da var olan hakları geliştirmek, iyileştirmek, yeni kazanımlar eklemek yerine, günü kurtarıp işçileri işverene teslim etmek istiyorlar. grevin bir hak ve işçi sınıfının en son kullanacağı silahı olduğunu kabul etmeyen sendikal anlayış neyi savunabilir ki? öyle yanılmak istiyorum ki?

salim çalık

 

"Türk Metal, işçilerin taleplerinin daha altında bir sözleşmeyi imzalarken Birleşik Metal-İş iş bırakma eylemlerini sürdürdü. Birleşik Metal-İş Genel Sekreteri Selçuk Göktaş, metal işçilerinin talepleri doğrultusunda mücadeleyi sürdüreceğini söyledi
Metal işkolu grup toplu iş sözleşmesinde Türk Metal, sözleşmeyi imzaladı. MESS ile Türk Metal arasında süren grup toplu iş sözleşmesinde Türk Metal grev kararı almıştı. Yasal süreç devam ederken MESS ile Türk Metal arasındaki görüşmeler de sürdü...."
http://www.sendika.org/2013/05/turk-metal-sozlesmeyi-imzaladi-birlesik-metal-is-metal-iscileri-mucadeleyi-surdurecek/

21 Mayıs 2013 Salı

GENEL MADEN İŞ NEREYE 4



            Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK), Maden Tetkik Arama Kurumu (MTA), Hema Kandilli Kömür İşletmesi ve Hema Amasra Kömür İşletmesi (Hattat Holding) işyerlerinde toplu iş sözleşmesi görüşmelerini yürüten Genel Maden İşçileri Sendikası (GMİS) sınıf örgütü olmaktan hızla uzaklaşıyor.

Türk Hava Yollarında greve giden Hava İş Sendikasını ziyaret eden GMİS Genel Başkanı Eyüp Alabaş; “GMİS olarak, THY’den 305 arkadaşımız işten çıkartıldığında bunu asla kabul etmedik ve bu düşüncemizi her ortamda dile getirdik.Bu olayı işçi sınıfının başına çuval geçirilmesi olarak değerlendirdik ve tüm emekçileri uyardık.” açıklamasını yapıyor. http://www.genelmadenis.org.tr/ .

22 Şubat 2013’te “maaşlarını alamadıkları gerekçesiyle İzmir'den Ankara ve İstanbul'a yürüyüş gerçekleştiren Türk Metal Sendikası'na üye BMC işçilerini destekliyor.” . Yol-İş Sendikası’nın 28 Ocak 2013 tarihinde Ankara’da Karayolları Genel Müdürlüğü önünde gerçekleştirdiği eyleme katılıyor. 02 Şubat tarihinde Emeğe Saygı mitingiyle ilgili olarak yaptığı konuşmada; “27 Ocak 2013 tarihinde Zonguldak’ta Madenci Anıtı’nda düzenlemiş olduğumuz Emeğe Saygı Mitingi’ne yoğun bir şekilde katıldığınız için sizlere ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Madencinin gücünü, madencinin emeğe saygısını, madencinin aşına, işine, ekmeğine sahip çıktığını dosta-düşmana bir kez daha ispatladığınız için sizleri kutluyorum.” diyor. http://www.genelmadenis.org.tr/Haberler.asp

Bunlara benzer onlarca açıklama, fotoğraf karesi… Fakat gelin görün ki; Zonguldak dışındaki işçi eylemlerinde boy gösteren, açıklamalar yapan GMİS Genel Başkanı Eyüp Alabaş, Hema işyerlerindeki sözleşme sürecinde işveren temsilcisi gibi izlenim veriyor. Geçtiğimiz hafta Hema Kandilli İşletmesi’nde “bilgilendirme toplantısı” yapan genel merkez yöneticisi Satılmış Uludağ sözleşmede işverenin son teklifini işçilere açıkladı.
Taşıt yardımı-servis ücreti: 100,00 TL.
Yemek yardımı: 60,00 TL.
Sosyal yardım: 45,00 TL.
İkramiye: ramazan ve kurban bayramlarında 5 yevmiye tutarında ikramiye. (iki ikramiyenin toplam tutarı ortalama 350,00 TL.)
Maaş zammı: %4 (30,00- 40,00 TL. arası)
Brüt olan bu rakamları duyan işçiler yoğun biçimde tepki gösterince Satılmış Uludağ; “ben bilgilendirme için geldim. Sizin onaylamadığınız bir sözleşmeyi elbette imzalamayız.” diyor.

İŞÇİLERİN İSTEKLERİ ve GÖZDAĞI

            İşçilerin sözleşmeden bekledikleri; en az %20 dolayında ücret artışı, en az 1 ton yakımlık kömür yardımı, en az bir maaş tutarında ikramiye, servislerin kaldırılmaması veya gerçek rakamlar üzerinden ücretinin ödenmesi, yemek yardımı ve sosyal yardımın da tatmin edici düzeyde olması. (Ayrıntılar için: http://madencininsesi.blogspot.com/2013/05/genel-maden-is-nereye-3.html .

İşçiler, işyerinde yapılan toplantıda; ücret artışıyla birlikte kömür yardımı ve ikramiyenin olmadığı bir sözleşmeyi kabul etmeyeceklerini, yasal kesintiler ve sendika aidatı kesintisiyle birlikte düşünülünce işverenin önerdiği rakamların toplamının %20 zam talebini bile karşılamadığını  açıkça dile getirdiler.

            Toplantıyı izleyen işletme yöneticilerinin daha sonra bazı işçileri uyardığı, “size gösterdiğimiz iyi niyetin karşılığı bu mu?” biçiminde psikolojik baskı uyguladığı yönünde ciddi iddialar ortaya atıldı. Bu süreçte, uzak köylerden gelen işçilere de köylerinde bazı ileri gelenler tarafından baskı yapıldığı; “greve çıkarsanız işyeri kapanır”, “bu sizin ilk sözleşmeniz, Hema’da da yeterli kömür çıkmıyormuş”, “fazla öne çıkmayın. işten atılırsınız” benzeri telkin ve tehditlerde bulunulduğu söyleniyor.

            İşçilerin greve çıkılacağı yönündeki beklentileri ve kararlılıkları böylece kırılmaya çalışılırken, görüşmeleri yürüten GMİS Genel Merkezi’nin işçileri grev olasılığına karşı hazırlamadığı, işyerlerine düzenli olarak bilgi taşımadığı da dikkate alınarak, GMİS yönetiminin işverenin teklifini kabul ettiği veya edeceği yorumları yapılıyor.

            Teklif edilen ücret ve sosyal haklar dışındaki bilgiler duyuma dayalı olmakla birlikte; eğer doğruysa işçilerin işyerinde ve çeşitli alanlarda gösterdikleri tepkiyi kırmayı amaçlayan girişimlerden sonra direnen işçilerin etkisizleştirilmesi için bir grev oylaması beklenebilir. İşyerinde ve köylerinde yoğun psikolojik baskı ve tehdide maruz kalan işçiler böyle bir oylamada greve karşı oy kullanabilir. Böylece Hema önemli bir sorunu kendi istediği biçimde sonuçlandırırken; GMİS yönetimi de, “biz işyerinde oylama yaptık. işçiler greve karşı çıktılar” diyerek kendisini başta Zonguldak kamuoyuna ve  Türkiye sendikal çevrelerine masum gösterebilir.

TTK-MTA ile HEMA FARKI

            Aynı tarihte başlamasına rağmen TTK-MTA ile Hema işyerlerindeki sözleşmelerin bitiş tarihleri aynı olmayacak. TTK ve MTA’nın kamu kurumu olmalarının verdiği rahatlık ve kolaylıkla sözleşmede bazı taleplerde “ısrar” edebilen GMİS yönetimi, ilk kez sözleşme imzaladığı Hema Kandilli ve Hema Amasra Kömür İşletmeleri’nde sözleşmeyi bir an önce, masada ve işverenin istediği gibi bitirmek için uğraşıyor izlenimi veriyor.

            Özel sektörde örgütlenme iddiası olan sendika yöneticilerinin ilk özel sektör deneyimlerinin işçilerin taleplerini yok sayarak sonuçlanması durumunda örgütlenme olasılığı kalmayacak. Geçmişte imzalanmış sözleşme örnekleri açısından TTK ve MTA sözleşmelerinin daha hızlı ve kolay sonuçlanması gerekirken her şeyin sıfırdan başladığı Hema Kandilli ve Hema Amasra sözleşmelerinin bir çırpıda bitirilmesi inandırıcılık sorunu yaratacaktır. Bu arada, işçiler üzerinde işyerinde ve köylerinde psikolojik baskı uygulandığı iddialarına yönelik olarak da bir çıkış yapılmazsa sözleşme süreci ve sonrası için çok daha zor günlerin yaşanacağı açık.

            GMİS yönetimi ister kamu, ister özel sektör olsun işçilerin hakkını, hukukunu, emeğinin bedelini, geleceğini ve isteklerini dikkate almak zorundadır. Bunu yapamadığı zaman Hema-TTK-MTA arasındaki sınıf dayanışmasını da yok etmiş olur.

            Hema’da bu denli geri adım atan bir sendikal anlayışın, TTK’da düşük ücretle çalışan gruplu işçiler başta olmak üzere TTK ve MTA sözleşmelerini olumlu bitirebilmesi olanaklı görünmüyor. Ücret zammını Türk İş’e bıraktığını daha önceden açıklayan GMİS yönetiminin idari maddelerde kazanım elde edebilmesi zor görünüyor.

Ücretle ilgili eleştirileri de; “Biz Türk İş’e bağlıyız. Örgüt disiplini gereği onların kararı bizi bağlar” diyerek savuşturacaklar. Oysa sözleşme kitapçığına bakan her okur yazar görür ki; sözleşmenin taraflarının imzaları arasında Türk İş’in değil ilgili sendika yöneticilerinin imzaları bulunur. Kaldı ki; konfederasyonlar sözleşme imzalamaz. Sözleşmeler konusunda sendikalar üzerinde bağlayıcı karar alamaz.

TÜRK İŞ ÇOK UZAK

            Türk İş yönetimi Tek Gıda İş’in, Hava İş’in grevlerinde ve daha önceki eylemlerinde iktidardan yana tavır aldı. Bu nedenle Türk İş yönetiminin yeniden seçilmesi zor görünüyor. Buna güvenen sendika yöneticilerinin daha şimdiden adaylık için kulis yaptığı, kendisine zemin hazırladığı biliniyor, hissediliyor.
Kendi üyelerini işverene kurban eden bir sendika yöneticisinin Türk İş yönetimine girmeyi aklından geçirmesi abesle iştigal olur. Kendi üye sendikalarına sahip çıkmayan konfederasyon  yöneticilerinin yerine üyelerine sahip çıkmayan sendika yöneticileri seçilemez. Yapılması gereken şey biliniyor. Doğruları konuşup yanlışta ısrar etmek yerine alanlarda, miting meydanlarında, destek ziyaretlerinde söylenen sözlere sahip çıkmak. Yoksa Türk İş çok uzak…

salim çalık

ilgili yazılar için;
http://www.sendika.org/2007/04/genel-maden-is-nereye-gidiyor-salim-calik/
http://madencininsesi.blogspot.com/2011/12/hema-iscisi-eylemde.html
http://madencininsesi.blogspot.com/2012/02/genel-maden-is-nereye-2.html
http://madencininsesi.blogspot.com/2013/01/sozlesmeler-sureci-ve-genel-maden-is.html
http://madencininsesi.blogspot.com/2013/01/emege-sayg-mitingi-goruntuleri.html

17 Mayıs 2013 Cuma

hava iş uyuşmazlık tutanağı

yalanın biri bin para. 
bireyler ve sosyal taraflar arasında ara bulucu olması, anayasa ve yasaların uygulanması gibi en temel liberal demokrasi gereklerini de yok sayan akp iktidarı, atadıkları adamlarına sahip çıkarlarken; sınıf eksenli, hak hukuk temelli her talebi düşmanca karşılamaktan geri durmayarak gerçek yüzünü ve karakterini gösteriyor. 

alandaki öğrencilere, meydanlardaki kitlelere, reyhanlı'nın uludere'nin hesabını soranlara, suyuna ormanına sahip çıkanlara en kaba ve hoyrat yüzünü gösteren iktidar, hava iş grevinde de işverenin yalanlarını sahiplenerek, yasadışılığı hukuksuzluğu görmeyerek aynı yüzünü göstermektedir.

http://www.havais.org.tr/hizli-ulasin/kaynaklar/belgeler/109/toplu-sozlesme-belgeleri.html

16 Ocak 2013 Çarşamba

SÖZLEŞMELER SÜRECİ ve GENEL MADEN İŞ



             Zonguldak’ta maden iş kolunda örgütlü olan tek sendika Genel Maden İş (GMİS) bu yıl kamu işyerleri Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) ve Maden Teknik Arama (MTA)’nın yanında ilk kez özel ocaklarda da sözleşmeye oturacak.
            Hattat Holding’e bağlı Hema İşletmesi 2005 yılından bu yana Zonguldak’ın Kandilli Beldesi ile Bartın’ın Amasra ilçesinde daha önce TTK’ya ait ocaklarda işletmecilik yapıyor.
Hema Kandilli İşletmesi'nde çalışan madenciler 2005 yılından bu yana; ücretlerinin yükseltilmesi, işyerinde ambulans bulundurulması, madenciliğe uygun lamba, baret, çizme verilmesi, sosyal hak olarak yakımlık kömür verilmesi, ikramiye, işyerinde iş güvenliği kurulu oluşturulması, ocak içinde ve dışında sağlık istasyonlarının kurulması, yemek ve ulaşım ücreti, ehliyet gerektiren işlerde ehliyetsiz kişilerin çalıştırılmaması, taşeronlaştırmaya son verilmesi gibi bugün birçok sendikanın aklına gelmeyen taleplerle 5-6 kez eylem yaptılar.
Son eylemlerini Aralık 2011’de 6 gün boyunca iş görme borçlarını yerine getirmeyip kuyubaşında çadırlarda yatarak yaptılar. (Tekel eyleminden sonraki en ciddi eylemlerden biri olmasına rağmen Zonguldak’ta ve Türkiye’de seslerini duyan olmadığını, yeteri desteği almadıklarını ve AKP Zonguldak milletvekili Ercan Candan’ın “Ya ocakları kapatırız, ya da çalışırsınız. Sonra bana iş için gelmeyin…” tehdidi sonrasında işten atılan arkadaşlarının geri alınması karşılığında eylemlerini bitirdiklerini anımsatmak istiyorum.)
Bu eylem sonrası GMİS Kandilli ve Amasra’daki Hema çalışanlarını üye yaptı. Üyelik öncesi sendika yönetiminin Hattat Holding yönetimiyle görüştüğü biliniyor. Bu günlerde GMİS’in özel ocak çalışanları arasında (TTK’da yaptığı gibi) anket çalışması yoluyla işçilerin taleplerini belirlemesi bekleniyordu. Ancak 15 ocak 2013 tarihinde sendika yöneticilerinin işyerinde yaptıkları toplantıda sözleşme taslağının hazırlandığı ve 2 gün sonra Hema yönetimine verileceği açıklandı. İşçiler sendikanın taslağa neler eklediğini bilmiyorlar. Sendika yönetimi yarım ağızla sosyal hak olarak kömür ve ikramiye taleplerinin taslakta olduğunu belirtiyor.
GMİS’in 1991 Ankara Yürüyüşü’nün yıldönümü nedeniyle 06 ocak 2013'te düzenlenen seminerde konuşan GMİS genel başkanı Eyüp Alabaş toplu iş sözleşmeleriyle ilgili bilgi verirken; ücretle ilgili talepleri TÜRK İŞ yönetiminin yürüteceği, böylelikle iktidar (ve işverenler karşısında) daha etkili olunacağını söyledi. Bu da 1996’dan bu yana yinelenen oyunun bir kez daha sahneleneceğini gösteriyor. Bu anlayışla özel ocaklarda çalışan işçiler için de tatmin edici bir sözleşme imzalanacağını beklemek olası değil.

BAZI ANIMSATMALAR
AKP’nin iktidar olduğu 2002 yılında TTK’da 18 bin kişi çalışıyordu. 2002 seçimlerinde AKP’nin milletvekili adayı olan (ve seçilen) Fazlı Erdoğan “TTK’ya 5 bin işçi alacağız” demişti. Bu söz üzerinden bakınca bugün TTK’da çalışan sayısının 20 binlerde olması gerekirken 10 bin’in altına düşmüştür. Bu arada TTK’ya ait bazı ocakların işletme hakkı özel sektöre verildi. 2006 ve 2009 yıllarında yer altı işçisi olarak işe alınan işçiler gruplu ve asıl ücretin %59, %57’siyle işe alındılar. KPSS ile işçi statüsünde işe alınan teknik personel de bu ücretlerle çalışıyor.
(Şu an işçi alınması yine gündemde. Bu kez TTK yönetimi performansa dayalı ücretlendirme, GMİS ise toplu iş sözleşmesinin 50. maddesine göre asıl ücretin %50’si düzeyinde bir ücrete razı olacağını belirtiyor.)
Geçtiğimiz hafta TTK Genel Müdürlüğü yayınladığı bir genelge ile; iş verimini düşürdükleri, kazalara neden oldukları gibi gerekçelerle icralık olan işçilerin işten çıkarılacağını açıkladı. Şu anki işçi sayısının yetersizliğine ek olarak bu genelgenin de uygulanması durumunda TTK’nın işçi sayısının var olan ocakları çalıştırmaya yetmeyeceği ve 5 Nisan 1994 Kararları’yla yapılmak istenip de yapılamayan daraltma ve küçültmenin kendiliğinden gerçekleşeceği ortada.
Şu an GMİS yönetiminde bulunan yöneticilerin sendika delege seçimleri sırasında “gruplu çalışan işçilerin daimi statüye geçirilmeleri ve ücretlerinin asıl ücretler düzeyine çıkarılması” için verdikleri söz de akıllarda…
TTK içerisinde taşeronlaştırma hızla artarken Karadon ve Kozlu ocaklarındaki ölümlerle ülke gündemine gelmesine, daha öncesinde Sayıştay raporlarında bir olumsuzluk olarak yer aldığı ortaya çıkmasına rağmen üzerine yeterince gidildiği söylenemez. TTK’nın kendisinin hazırladığı norm kadroya göre 14 bin kişinin çalışması gereken TTK’da çalışan sayısı 10 bin’in altına düşüyor; 2011 Sayıştay raporunda kamu kurumlarının norm kadrolarının altında çalışmasının ve taşeron uygulamasının verimliliği, çalışma uyumunu ve üretimi olumsuz etkilediği vurgulanırken sendikaların ve kamuoyunun bu konuda eylemli bir karşı çıkışlarının olmayışı da dikkate değer.

BİRKAÇ ÖNERİ
GMİS 01 Ocak 2013 itibariyle hem özel sektör hem de kamu sektöründe sözleşmeye oturuyor. Uzun yıllardan sonra 27 ocak 2013 tarihinde EMEĞE SAYGI mitingi düzenleyecek. Kaygım; bu mitingin kitlelerin gazını almak için bir araca dönüştürülebileceği yönünde. Çünkü; sendikal alana ilgi duyanlar, temsilciler dahil sözleşme taslakları, vazgeçilemeyecek (varsa yeni) talepler konusunda bilgi sahibi değil.

GMİS yönetimi 27 ocak tarihinde yapacağı mitingin gerçekten EMEĞE SAYGI mitingi olmasını ve kitlesel bir şölene dönüşmesini istiyorsa üyelerini olduğu kadar tüm Zonguldak’ı kapsayacak talepler belirleyip kamuoyuna açıklamalıdır. Böylece olası bir grev için de kamuoyu desteği sağlanmış olur.

Zonguldak’ta işsiz sayısı 30 bin’ler dolayında. TTK’nın kendi hazırladığı norm kadroya göre işçi açığı 4’binden fazla. Dolayısıyla;

GMİS var olan işçi açıklarının giderilmesini ve en az 4 bin kişinin işe alınmasını sözleşmeye oturma koşulu olarak masaya getirmeli, bu konuda pazarlık dahi yapmamalıdır.

İcralık işçilerin işten çıkarılmasına yönelik olarak çıkarılan genelge kamuoyu gündemine taşınıp; işçilerin icralık olmalarına neden olan ekonomik koşullar, tefecilik, TTK’nın maaş ödemelerini verdiği bankanın (sormaksızın) tüm işçilerin maaş kartlarına 4 bin TL. eksi hesap açmış olması, maaş kartlarını verirken (çalışanlara sormaksızın çıkardığı) 4,5 bin TL. limitli kredi kartını zorla verdiği anımsatılmalıdır. İcralık işçilerin 4857 sayılı iş kanununun 25.(II) maddesi (veya başka bir maddesine) göre işten çıkarılması grev nedeni olarak açıklanmalıdır.

TTK’da 2006 ve 2009 yıllarında işe alınan işçilerin daimi statüye geçirilmeleri ve ücretlerinin asıl ücretler düzeyine çıkarılmasını sözleşmede ilk görüşülecek madde olarak belirlemelidir. Bilinmelidir ki, kamu işyerinde 1400, 1600 TL. karşılığı işçi çalıştırılmasına onay veren bir sendika özel sektördeki üyelerinin ekonomik haklarını geliştiremez. GMİS ücret görüşmelerini teslimiyetçi ve iktidar güdümlü TÜRK İŞ yönetimine havale etmek yerine maden işkolundaki diğer sendikalar başta olmak üzere emek ve sınıf eksenli sendikalarla, meslek örgütleriyle işbirliğini yaratma yollarını aramalıdır. 

Özel sektör ocakları dahil örgütlü olduğu işyerlerinde taşeronlaştırmaya kesin olarak karşı çıkmalı, var olan taşeron işçilerinin de asıl işverenlerin kadrosuna geçirilmesi sözleşmeyle bağıtlamalıdır.

İşyerlerindeki işçi sağlığı iş güvenliği denetimlerinde sendikanın da işveren ve bakanlık denetçileriyle aynı yetki ve haklarla yer alması savunulmalıdır.

Hem kamu hem de özel sektör işyerlerinde çalışan işçilere verilen (verileceği öngörülen) yemek parası, taşıt yardımı, kuru katık bedeli gibi sosyal hakların belediyelerin veya toplu ulaşım araçlarının bilet ücretleri, işyerlerindeki tabldotların yemek ücretleri üzerinden vb. belirlenerek sözleşmeye de bu biçimiyle yazılması sağlanmalıdır.

Hema’da yürütülecek sözleşme görüşmelerinde unutulmaması gereken birkaç yön var. Hema Kandilli İşletmesi işçileri 1 yıl önce yaptıkları eylem sonrası üstü örtük biçimde de olsa yıllık 1 ton yakımlık kömür yardımı, 1 ikramiye gibi hakları almış gibiydiler. AKP’li milletvekili, çevre beldelerin belediye başkanları ve muhtarlarının tanık olduğu konuşmalarda işçilerin taleplerinin haklılığı yüksek sesle dillendirilmişti.
  Bu eylem sonrası GMİS burada örgütlendi ve bugüne kadar yetki beklendi. 2 gün sonra da işverene sözleşme taslağını verecekler. Öncelikle GMİS kendisinden önce işçilerin kendi güç ve kararlı tutumlarıyla elde ettikleri ücretsiz taşıma, yemek bedeli, taşeronlaştırmaya son verilmesi gibi kazanımları bir adım daha ileriye götürmek zorunda.

GMİS Hema’daki maden işçileri için TTK işyerlerindeki en düşük kazmacı maaşının altında bir ücreti kavga etmeden, işçilerin onayını almadan kabul ederse kendi örgütlenmesiyle birlikte bundan sonra özel sektörde yapılacak örgütlenmelere de ciddi zarar vermiş olur.

Son önerim; GMİS yönetimi 27 ocak EMEĞE SAYGI mitinginin örgütlenmesi dahil, sözleşme sürecinin daha sağlıklı ve kararlı olarak sürdürülebilmesi için içerisinde TTK ve HEMA işçilerinin birlikte yer alacağı, fakat işçi ailelerini, işsizleri, diğer sendika ve meslek örgütlerini de kapsayan bir örgütlenmeyi önüne koymalıdır.

1990 grevi ve  4 ocak 1991 Ankara yürüyüşünün (Şemsi Denizer’in, o grev ve mitingleri örgütleyenlerin, yürütenlerin, katılanların) mirasını yemekten vazgeçip, sınıf örgütü olmanın, övünç ve gurur kaynağı olarak tanımladığımız madenci fenerini Zonguldak’ın ve işçi sınıfının önüne tutmanın tam zamanıdır. 

salim çalık
ocak 2013

4 Aralık 2012 Salı

KALK AYAĞA



hey sen
kalk ayağa
şahlanan bedeninle
yollar kaysın
ayağının altından
yol versin bulutlar türkülerine
gözlerinin güneşsi aydınlığından
bir tohum filizlensin

hey sen
_____kalk
________ayağa
 salim çalık
GÜLMEKLE AĞLAMAK ARASI (sf.39)

19 Şubat 2012 Pazar

GENEL MADEN İŞ NEREYE 2



            Genel Maden İş (GMİS) genel başkanı Eyüp Alabaş’ın 67 Tv.de 17.02.2012 tarihinde tekrarı yayımlanan söyleşisini dinledim. Ağırlıklı olarak TTK (Türkiye Taşkömürü Kurumu)’na işçi alınması ve işçilik maliyetleri üzerine yoğunlaşan tartışmada Eyüp Alabaş, işçi alınmasıyla ilgili hazırladıkları projeyi anlatırken; “Bölgelerdeki işletme müdürlerinden aldığımız bilgilere göre pano ayak üretim, hazırlık ve yan sanatlar olmak üzere 2074 işçi alınması gerekiyor…” dedi. Bir sendika başkanının örgütlü olduğu işyerinin sorunları, işçi açıkları, üretim biçimi gibi sorunlarla ilgili konuşması, üyeleriyle birlikte kamuoyunu da bilgilendirmesi doğal ve gerekli. Ancak daha sonrasında tartışmanın geldiği yer açısından, genel başkanın söyledikleri kaygı verici.

            Genel başkan toplu iş sözleşmesinin ücretleri düzenleyen 51. maddesine atıfta bulundu. TİS’nin 51.maddesinde; yeni alınacak işçilerin kendisinden önce işe girmiş olanların %99’u kadar ücret alacağı belirtildikten sonra, “eğer bir önceki yıl işçi alınmamışsa; önceki yıllarda kendi ehliyet derecesinde en son işçi alımının yapıldığı yıla kadar %99 puanı her yıl için 2 puan eksiltilerek gidilir ve bu şekilde yeni işe alınan işçinin ücreti tespit edilir.” deniliyor.

GMİS genel başkanı bu maddeye atıfta bulunup, yeni alınacak işçilerin kendisinden önce işe girenlerin 2 puan daha altında ücretle çalışacağını belirtiyor. 2006 ve 2009 yıllarındaki işçi alımlarında da benzer bir yöntemin uygulandığını unutmamak gerekiyor. 2006’da işe alınanlar eski işçilerin %57’siyle, 2009’dakiler %55’i ile işe alınmışlardı. 2012 yılında işçi alınması istenirken en baştan bu işçilerin %53 ile işe alınmaları kabul ve teklif ediliyor. Bu nedenle de, “1400 pano ayak üretim işçisiyle %28 olan ayak çalışma oranının % 38’e çıkacağı, dolayısıyla bu 1200 işçinin yapacağı üretimin kendileriyle birlikte işe alınacak 874 işçinin de işletme maliyetini karşılayacağını, hatta TTK’nın zararının 90 milyon TL. aşağı çekilebileceğini” ifade ediyor genel başkan.

TTK’nın zararı, maliyet hesapları, kişi başı üretim miktarı gibi konuların tartışıldığı söyleşide, TTK Genel Müdürü Burhan İnam’ın önerdiği performansa dayalı ücreti kabul etmeyen Eyüp Alabaş “madencinin moral ve motivasyonunun iyi olması gerektiğini… baba bugün bana çikolata getirdin mi diyen çocuğunun yüzüne bakabilmesi lazım…” diyerek karşı çıkışını temellendirmeye çalıştı. Bu arada havzanın jeolojik durumuna ve emek yoğun çalışmaya da atıfta bulunduğunu belirtmek gerekiyor. Mevcut hazırlıkların çalışmaya başlamasıyla 2,5 milyon ton üretime ulaşılıp, zararın kabul edilebilir bir noktaya çekilebileceğini belirtiyor.

 Programa telefonla katılan TTK Genel Müdürü; maliyetlere ilişkin görüşlerini açıkladıktan sonra “…hesap yaparken genel işçilik maliyeti üzerinden yapmalısınız. Bana verdikleri dosyada Aralık ayı kömür satış fiyatı esas alınmış, yıllık ortalama satış fiyatını almanız lazım… Biz performansa dayalı ücret sistemini öneriyoruz…. Biz kurumun tartışılır olmaktan çıkarılmasını, çok üretime çok kazanç teklif ediyoruz. Bunun kurumun kurtuluşu için bilimsel bir teklif olduğunu düşünüyoruz.  Sabit ücret de koyabiliriz, ancak bu işçinin zararına olur….” dedi. Üretimin yapıldığı dönemdeki kömür satış fiyatı üzerinden kişi başı günlük üretimin çarpılmasıyla hesaplanacak olan performansa dayalı üretim “ne kadar çok kömür o kadar yüksek ücret” denilerek özendiriliyor. Oysa madencilikte sürekli olarak aynı üretimi tutturmak olası değil. Ayrıca üretim zorlamasına yol açacağı için iş kazası riski, madencilerin aşırı yorulması gibi olumsuzlukları daha da önemli….
GMİS genel başkanı daha sonra “biz kurumun norm kadrosunda belirtilen açıkların giderilmesini istiyoruz. Kurumun hazırladığı norm kadroda 14 bin kişi görünüyor. Kasım ayında Enerji Bakanı’yla işçi alınması konusunu görüşürken, bizim bu teklifimiz karşısında Enerji Bakanı, maliyetlerini de hesaplayın dediği için, işçilik sayılarını değiştirdik. 2000’den fazla işçi alınmasının kuruma fazla katkı sağlamayacağını gördük ve sayıları aşağıya çektik.” dedi.

Turgut Özal döneminden bu yana Türkiye Taşkömürü Kurumu’nun zararı, işçilik maliyetleri tartışılıyor. Ve her hükümet bu tartışmaları adım adım ileriye taşıyarak; bir yandan işçi sayısının azaltılması, bir yandan birçok işin taşeronlara verilmesi, üretime hazır ocakların özel sektöre kiralanması ve 2006’dan bu yana işe alınan işçilerin yarı ücretle çalıştırılması gibi sömürünün kalıcılaştırılmasına düşünsel zemin hazırlıyorlar. Görünen o ki; Şemsi Denizer döneminde yerüstünde çalışan işçilerin re’sen emekli edilmesi (1457 sayılı İş Kanunu’nun 13. maddesine göre iş akdinin feshi)’yle başlayan süreç, yeni işçilerin düşük ücrete tutsak edilmesiyle devam ettiriliyor. Fakat acı olan; daha bir yılı dolmayan GMİS delege seçimleri ve 10 genel merkez kongresi öncesi sendika yöneticilerinin işçilere verdikleri sözleri unutmuş olmaları. Örneğin Eyüp Alabaş 29 Nisan 2011’de Amasra’da işçilere "Geçtiğimiz salı günü Ankara'da bir dizi görüşmeler yaptık. Kamu-İş ve Türk-İş nezdinde başta 2006 ve 2009 yıllarında işe giren arkadaşlarımız olmak üzere düşük ücretlerle ilgili sorunları, daimi çalışmayla ilgili taleplerimizi aktardık ve çözümünü istedik. Kurumun ve sizlerin sorunlarının çözümü için bakanlık nezdinde de girişimlerimizi sürdüreceğiz." diye seslenmişti.

Bugün geldiğimiz noktada Genel Maden İş yönetimi sendikacılıkla işletme yöneticiliği arasında bir noktaya savrulmuştur. Yöneticilerin, iktidarların sürekli olarak maliyet, kar-zarar hesaplarıyla bastırdığı koşullarda: bir sendikacı işçiler açısından da maliyet hesabı yapmalıdır. Örneğin; yeraltında çalışan bir işçi yaklaşık olarak 10 yıla yakın bir ömrünü madene bırakmaktadır. Yer altı işçilerinin ortalama yaşam süresini sendika gündeme taşımayacak da kim taşıyacak? Ya da iş kazaları, meslek hastalıkları sonucu emekli bile olamayan madencilerin yaşayamadığı ömrü hangi maliyet hesabıyla ölçülebilir. Madencinin çocuğunun çikolata isteğini örnekleyen Eyüp Alabaş bir göçükte-grizuda babasını yitiren çocukların babasızlığının maliyetini, kocasını yitiren kadınların kocasız kalmasının maliyetini neden çıkarıp orta yere koymaz?

Kaldı ki; üretim planlaması, üretim teknikleri, istihdam, pazarlama, satış fiyatı gibi üretim zincirinin hiçbir halkasında yer almayan, sözü dinlenmeyen sendikanın; işletme müdürü mantığı ile kar-zarar hesabı yapması, yeni alınacak işçilerin ücretlerin eski işçilerin %55’i, %53’ü gibi oranlarda olmasını kabul edip, bu biçimde alınacak 2074 işçiyle kurumun zararının 90 milyon TL. düşeceğini ifade etmesi akla ziyan bir durum.

Üyelerinin ekonomik demokratik haklarını korumak ve geliştirmek gibi asli görev ve sorumluluğunu terk etmiş bir sendika yönetimi, kendisini yeniden gözden geçirmek zorundadır. 1990 grevi ve 04 ocak 1991 Ankara yürüyüşünün öncesinde neler yapıldığını, 1994’teki 05 Nisan kararlarıyla “Armutçuk ve Amasra’yı kapattık” diyen hükümete nasıl geri adım attırıldığını yeniden okumaları gerekiyor. Sendika işyerini düşünmek zorundadır elbette. Ancak öncelikle üyelerinin durumunu düşünmek zorundadır. Zonguldak kent merkezindeki 5000 madencinin adlarının yazılı olduğu Madenci Anıtı’nı TTK yöneticilerine, siyasi iktidarlara anımsatmak zorundadır. Madencinin neden 60 yaşına giremediğini, bunun parasal karşılığının ne olabileceğini herkese sormak zorundadır. Yeraltında kömür damarlarıyla, gazla, tozla savaşan madenci gibi, sendika yöneticileri de yerüstünde insanca bir yaşam için, onurlu bir gelecek için savaşmak zorundadır….


Salim Çalık/ Şubat 2012
            

21 Aralık 2011 Çarşamba

hattat devletten büyük mü


bir milletvekili "ya işbaşı yapacaksınız ya da hepiniz tazminatsız olarak işten çıkarılacaksınız ve işyeri de kapatılacak. sonra hiçbiriniz iş istemek için bana gelmeyin" diyebiliyorsa, "vekilim sen devlet değil misin?" sorusuna "evet ben devletim" yanıtını verebiliyorsa... soru şu:DEVLET BÖYLE Mİ DAVRANIR? evet sermayeden yana tarafsa böyle davranır. yoksa devlete ait bir madende rödevansla çalışan işverenin; "KAPATIRIM" tehdidine; "KAPATIRSAN KAPAT. Türkiye Taşkömürü Kurumu İŞLETMEYE DEVAM EDER" diyemeyen bir vekil ve devlet emekten yana, ülkenin kaynaklarının üretilmesi ve dağıtılmasında adaletten yana olamaz zaten... bunu duyumsadığı için olsa gerek "VEKİLİM HATTAT DEVLETTEN BÜYÜK MÜ?" diye sordu işçiler....

15 Aralık 2011 Perşembe

HEMA İŞÇİSİ EYLEMDE



Zonguldak’ın Ereğli İlçesi’nde faaliyet gösteren Hattat Holding’e bağlı HEMA Kandilli İşletmesi’nde çalışan maden işçileri, ücret zammı ve yıllık 1 ton yakımlık kömür isteklerini ilettikleri işverenin olumlu yanıt vermemesi üzerine 14.12.2011 tarihinde 16:00-24:00 vardiyasında iş bıraktı.

İşçiler 3 yıla yakın bir zamandır ücretlerine yapılmadığını ve Türkiye Taşkömürü Kurumu’nda işçilere sosyal hak olarak 3 ton kömür verildiğini dile getirerek; “aylık 700 Tl. ile 1100 Tl. arası bir ücret karşılığı yerin 500 metre altından kömür çıkarıyoruz. Yaptığımız işin zorluğunu anlatmaya gerek yok. Neredeyse asgari ücret sayılabilecek bir ücretle ve herhangi bir sosyal hakka sahip olmadan madende çalışmak yaptığımız işin karşılığı değildir.” diyerek; işverenin kendilerine kulak vermesini, kamuoyunun kendilerine sahip çıkmasını istediler.

İşçilerin eyleme başlamasının hemen ardından HEMA Kandilli İşletmesi yöneticilerinin, jandarmaya haber vererek sorunu asayiş sorununa indirgemesi, işçileri taşıyan servis şoförlerini arayarak, gece vardiyası ve gündüz vardiyası işçilerini işyerine getirmemelerini söylemesi, eylemin diğer vardiyalarda çalışan işçilerle bütünleşmesini engellemeye yönelik bir tavır olarak algılandı.

15.12.2011 sabahında işyerinin giriş kapısına “iş güvenliği” gerekçesi öne çıkarılmış bir duyuru asan HEMA yönetimi, “İşyerinin ikinci bir duyuruya kadar tatil” etti. Ocak içerisinde yapılması zorunlu işleri yapacak olan ve adları giriş kapısında yazılı olan işçilerin dışında, diğer işçilerin işyerine girmelerine izin vermeyen HEMA Kandilli İşletmesi yönetiminin bu eylemi gerekçe yaparak çok sayıda işçiyi işten çıkarabileceği konuşuluyor.

İşçiler geçmişte kendilerine ücret zammı ve sosyal hak konularında sözler verildiğini, bunun da 4857 sayılı İş Kanunu’nun 34.maddesindeki “ücretin zamanında ödenmemesi, sözleşmenin uygulanmaması durumunda, işçiler iş görme borcunu yerine getirmeyebilirler. Bu eylem toplu nitelik kazansa bile grev olarak değerlendirilemez.” hükmünün ihlali anlamına geldiğini belirtiler.

İşçiler dün geceden bu yana işletme önündeki bekleyişlerini sürdürürlerken, eyleme Türkiye Taşkömürü Kurumu’nda örgütlü Genel Maden İşçileri Sendikası Armutçuk Şubesi destek veriyor. HEMA yönetiminin kabul etmesi durumunda; Kandilli Belediye Başkanı, Gökçeler Belediye Başkanı, Kdz Ereğli Belediye Başkanı, Kdz Ereğli Muhtarlar Derneği, Genel Maden İşçileri Sendikası’nın arabuluculuk yapabilecekleri belirtiliyor.

YEDİ MART SEKSENÜÇ ÜÇ MART DOKSANİKİ VE TÜM MADEN ŞEHİTLERİNE

hangi köyün yüreği / hangi ananın gözyaşları / tutabilir yasınızı // bilmem kaç yedi kat altında / yatarken yerin / okuttular kur’an’ınızı / yatış şeklinizi bile bilmeden // ilk size kuruldu/ cenazesiz gömütlükler/ -dünyada yüreğim gömüt size-// bilmem kaç yedi kat altında yerin / yatarken sizler / yemin ettim böylesinin sürmeyeceğine // yemin ettim/ yatış şeklinizi bilmeden// bilin ki dostlarım / dimdik ve ayaktasınız / yüreğim gömüt size...// Armutçuk-Kozlu 10/03/92 / salim çalık / GÜLMEKLE AĞLAMAK ARASI (sf.36)

geleceğe dikiliyor gömüt taşları



biliyorum
kendisini kirleterek tükeniyor
umutla süslenmiş gelecek günler

şimdi
bir bir içime gömülüyor
yaşamda alacağı kalan çocuklar
ömrü metaya değişilen işçiler
içime gömülüyor
töreye kurban edilen kadınlar
ve karşılıklı dağlara sürülüyor gençler
gömüt taşları geleceğe dikiliyor
gömüt taşları iki parça yüreğime

şimdi
tepeden tırnağa utançla
__ipe çekiyorum mutluluk düşlerimi
acı ve hüzün ötesi yaralı duygularla
__tenime gömüyorum gülüşlerimi

………………kasım-aralık 2007
salim çalık