HOŞ GELDİNİZ

maden ve madenciliğe ilişkin yazı, fotoğraf, belge ve bilgilerin paylaşılması amacıyla hazırladığım bu sayfaya isteyen herkes katkı sunabilir. bilgi örgütlendikçe anlam kazanır, insan öğrendikçe...

özelleştirmenin madenlerdeki etkileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
özelleştirmenin madenlerdeki etkileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ekim 2015 Cumartesi

kaza da, kader de değil...



bugün (02.10.2015) 16:00-24 vardiyasında türkiye taşkömürü kurumu (TTK) armutçuk müessesesi'nde (zonguldak/ ereğli) meydana gelen göçükte maden işçisi erkan seyhan yaşamını yitirdi...

erkan seyhan 36 yaşında evli ve 2 çocuk babasıydı. 2009 yılında 39 bin kişinin başvurduğu işçi alımında mülakat sonrası işe girmişti... 

kaza mı diyeceğiz şimdi? tamam kaza; peki neden? 

ttk, yıllardır işçi açığı giderilmeyen bir kurum. kurum genel müdürü 4 yıla yakın zamandır, yani kurumda 11 bin kişi çalışırken "işçi açığı var. en az 3 bin kazı işçisi alınması gerekli" diyerek enerji bakanlığı'ndan talepte bulunuyor. bu yıl maden işçileri düzenlediği bir imza kampanyasıyla kurumdaki işçi açıklarını gündeme getirerek işçi alınmasının önemini vurgulamışlardı... 

herkes bilir ki; madencilik dahil emek yoğun üretim yapılan işyerlerinde işçi açığı yalnızca üretimi etkilemez... üretimden daha çok işçi sağlığı ve iş güvenliğini etkiler. kurum genel müdürünün 11 bin işçi varken "3 bin işçi açığı var" dediği tarihten bugüne işçi sayısı 8 bin'lere düştü. yani ttk en az 5 bin işçi açığı ile çalıştırılmaya çalışılıyor... 

5 bin işçi açığı... bir maden işçisinin 2 kişilik çalıştığı, bir çok yan işin yeterince yapılamadığı koşullarda dikkat, yeterli zaman, gereken önem nasıl sağlanabilir...? kaza mı şimdi bu...?

ttk'ya işçi alımını engelleyen hazine (maliye bakanlığı), kendine bağlı bir kurumun işletmecilik açısından gerekli ödeneklerini, işçi sayısını dikkate almayan eneri bakanlığı, işçi açıklarının önemini basın açıklamalarının ötesine taşımayan sendikacılar... o kadar çok suçlu var ki, "kaza" diyen desin... benim açımdan bu bir cinayet...

personel rejimi, ödenek, yatırım programı, verimlilik gibi süslü iktisat sözcüklerinin arkasına saklanarak işçi açıklarına rağmen madencileri ocağa sokanlar bu ölümün (bundan öncekilerin) ve ne yazık ki bundan sonraki ölümlerin de sorumluları olacaklardır...

erkan seyhan, 36 yaşında; bir eş, 2 çocuk bıraktı geride... bir de yaşayamadığı bir ömür... gruplu ve düşük ücretle çalışıyordu erkan seyhan. ve yıllardır daimi statüye geçmeyi, ücretlerinin eski işçilerin ücretleri düzeyine çıkarılmasını bekleyen binlerce maden işçisinden biriydi... daha düne kadar, yasaya rağmen 2 asgari ücret tutarındaki maaşı, daimi statüde çalışmayı çok görenler, bu uğurda yeterince savaşım vermeyenler, yarın "bürokratik gözyaşı" dökecekler erkan'ın mezarı başında. madenci güzellemeleri yapacaklar...

ya geride kalanlar...? bugüne kadar madenlerde yaşamlarını yitiren 5 binden fazla madencinin eşleri, çocukları, ana-babaları ne yapacaklar...? ya arkadaşları... göçüğün yaşandığı 2 (no'lu) ocakta ve diğer ocaklarda çalışan arkadaşları, birlikte işe gidip geldiği, aynı yolları yürüdüğü arkadaşları...

bu kadar ölüm, bu kadar yetimlik, bu kadar evlat ve arkadaş acısı yetmez mi bu kente...? 

salim çalık

10 Temmuz 2015 Cuma

(ermenek raporu) öldürülen madenciler var, maden yok


ermenek'te 18 madencinin katledildiği olayla ilgili dava sürüyor. bu arada enerji bakanlığı da bir rapor hazırlıyor. rapora göre;

1) 18 işçinin katledildiği "numune" adlı ocaktan enerji bakanlığı'nın haberi yok.
2) bu ocağı işleten has şekerler şirketi'nin ne zaman üretime başladığı bilinmiyor.
3) devlet arşivleri genel müdürlüğü'nden migem tarafından gönderilen belgeler isteniyor. ancak 1983- 1997 yılları arasına ait belgeler çıkmıyor.
4) "1994- 1997 yıllarına ait imalat haritaları dışında madenle ilgili belgelere ulaşılamamıştır" deniyor.
5) eneri bakanlığı kendisinin ve elemanlarının kusuru olmadığını belirterek savcılığın soruşturma izni istediği 20 bürokrat için soruşturma izni vermiyor...


daha fazla söze gerek var mı? unutanlar olabilir; hani ayakkabısı olmayan, ayağındaki yırtık lastikle gündem olan recep dayı var ya... onun ayağındaki lastiğe dikkat çekip "benim oğlan öldüyse saklaman" sözünü gözlerden kaçırmaya çalışmışlardı. 
"oğlum yüzme bilmezdi" diyen, 
ocaktan boşaltılan suyu koklayıp "oğlumun kokusu sinmiştir" diyen 
ana-babaların yaşadığı ermenek... 

bir de enerji bakanı vardı, soma'dan sonra oraya da giden ve "kime uzanırsa uzansın, hesabını soracağız" yalanıyla piyasa yapan, maden şirketlerinin memuru gibi çalışan..,
yalakaların konut yardımlarının dağıtılması sırasında salondaki acılı ana- babaları unutacak kadar kendilerinden geçip ak bakan ve vekiller için "türkiye sizinle gurur duyuyor" sloganlarının atıldığı ermenek... yukarıdaki rapor oranın raporu yani...

salim çalık

8 Temmuz 2015 Çarşamba

ÖZELLEŞTİRME ve KÖLELEŞTİRME ÖRNEĞİ OLARAK TTK- HEMA

(Ya da Sınıf Sendikacılığı)


Son günlerde metal, otomotiv ve maden işkollarındaki eylemlilikler ücret eksenli gibi görünse de, 12 eylül hukukunun, ekonomik düzeninin ve siyasi yapısının sorgulanması anlamı da geldiği için özü itibarıyla sınıfsal nitelikler de taşımaktadır. Verili ve dayatılan ekonomik işleyişe (ücret politikalarına), sendikal yapılara (teslimiyete), bu ikisini düzenleyen ve kollayan siyasi yapıya bir itiraz olarak da okunmak zorunda…

Hema (Amasra) Maden İşletmesi’ndeki madencilerin 2 gün önce başlattıkları eylemi de böyle görmek ve düşünmek gerektiği kanısındayım. Hema (Kandilli) Zonguldak ve Amasra’ya (Bartın) büyük vaatler, iktidar desteği ve Batı Karadeniz’i enerji üssüne dönüştürme iddiasıyla geldi (getirildi). 2005 yılında Hema Kandilli Kömür İşletmesi’nin açılışını dönemin başbakanı, Hattat Holding’in sahibi, dönemin GMİS (Genel Maden İşçileri Sendikası) başkanı ve enerji bakanının birlikte yaptığını (sermaye, siyaset, sendika- 3 S) anımsamak gerekir.

Sonrasında enerji bakanının 2 kez işletmeyi ziyaret ettiği, Kandilli ve Amasra’da termik santral kurmak için ruhsat aldığını, rödevansa yönelik olarak süre uzatma isteklerinin hemen kabul edildiğini, bazı ekipman desteklerinin verildiğini de unutmamak gerek.

KANDİLLİ HEMA MADEN İŞÇİLERİ DENEYİMİ

Böylesine iddialarla ve görkemli açılışla bölgeye gelen (getirilen) Hattat Holding (Hema Maden İşletmeleri)’de ilk eylem 2007 yılında Kandilli İşletmesi’nde yaşandı. İşçilerin talepleri arasında asgari ücret tutarındaki ücretlerinin artırılması, işyerine yasal zorunluluk olan işyeri hekimi ve ambulans alınması, koruyucu malzemelerin uygun standartta olması vb. vardı. Daha sonra Kandilli Hema Kömür İşletmesi’nde her yıl, bazen 1 yılda 2-3 eylem oldu. Bu eylemlerin çoğunda işçiler yalnız bırakılmalarına rağmen taleplerini kabul ettirdiler. Örneğin 2009 yılında işyerindeki taşeron şirketlerin ücretleri düzenli ödememeleri, şirketler arasındaki ücret farklılıkları nedeniyle “TAŞERONA SON” diyebileceğimiz bir eylem sonucu, işyerindeki taşeronların kovulması ve tüm çalışanların Hema İşletmesi kadrosuna alınması, ücretlerin ve kıdem tazminatlarının ödenmesini Hema İşletmesi’ne kabul ettirdiler. (Bu eylemler sırasında sendika üyesi olmadıklarını, GMİS’e üye olma isteklerinin sendika tarafından geri çevrildiğini anımsamakta yarar var.)

Tüm eylemleri yalnız başlarına yaptılar desek abartı olmaz. En son 2014 yılında Hema İşletmesi’nin 2 asgari ücret ödememek ve rödevans sözleşmesindeki haklarını genişletmek için TTK ve Enerji Bakanlığı’nın tutumunu gerekçe yaparak işten çıkarmalara başlaması sonrasında Zonguldak’a yürümek, kendilerini ocağa kapatmak dahil çeşitli eylemler denediler. 2013 yılında sendika üyesi olan işçiler 2014 yılı temmuz ayından itibaren işten çıkarmalar sonrası gerçekleştirdikleri eylemlerde de sendika genel merkezi, bölgedeki stk’lar ve siyasi partiler tarafından yalnız bırakıldılar… bugün işletme kapalı, 800 dolayındaki madenci işsiz. Bir kısmı da ülkenin değişik yerlerindeki madenlerde çalışmak için bölgelerini terk etmek zorunda kaldılar…

TTK’DAKİ ÜCRET POLİTİKASININ ANLAMI

Maden Kanunu’nda yapılan değişiklikler ve madenlerin “işletme hakkı devri” ile özel şirketlere açılmasına paralel olarak 2006 yılında (Türkiye Taşkömürü Kurumu) TTK’na işçi alımı öncesi iktidar ve GMİS yeni işe alınacak işçilerin ücretlerini düzenleyen bir protokol imzaladılar. Bu porotokole göre yeni alınacak işçilerin ücretleri eski işçilerin ücretlerinin %60’ı olacak, daha sonraki yıllarda işçi alımı olması durumunda 2006 esas alınmak üzere her yıl için 2 puan düşürülecektir. Aynı ücretlendirme KPSS ile işe alınan işçilere de uygulanacaktır. Yani iktidar devlet eliyle ücretlere müdahale ederek, özel sektöre de emsal olabilecek yüksek ücret uygulamasına son vermiş oldu. Elbette sendikayla birlikte…(3 S)

VE AMASRA

Bugün Amasra / Hema Maden İşçileri’nin yasal olarak 2 asgari ücret olması gereken ücretleri ödenmiyor. Yasa öncesindeki ücretlerden maaş ödeniyor hala ve burada çalışan arkadaşlar sendika üyesi aynı zamanda... Hema “ben galeri ve kuyu işimi bitirmedim ve kömür çıkarmıyorum; bu nedenle 2 asgari ücret ödeme yükümlülüğüm yok.” diyor. Torba Kanun’daki (Ek: 10/9/2014-552/9 md.) “Bu Kanunun 2 nci maddesinde sayılan 4. Grup madenlerden “Linyit” ve “Taşkömürü” çıkarılan işyerlerinde, yer altında çalışan işçilere ödenecek ücret miktarı 4857 sayılı Kanunun 39 uncu maddesi uyarınca belirlenen asgari ücretin iki katından az olamaz.” düzenlemesinde bulunan “çıkarılan” ifadesine sarılıyor. Daha doğrusu işçilere bunu gerekçe gösteriyor, yani “ben şu an kömür çıkarmadığım için beni bağlamaz” diyor. Oysa düzenleme açık; “taşkömürü ve linyint çıkarılan işyerlerinde, yeraltında çalışan işçilere” diyerek yeraltında çalışan tüm işçileri kapsadığını belirtmekle kalmıyor, yeraltında çalışıyor olmayı 2 asgari ücret tutarında ücrete hak kazanmak için yeterli görüyor.

Hema böyle diyor; peki devlet kurumu olan TTK…? TTK’da “ben ödediğim ikramiye vd. yan ödemelerle 2 asgari ücretin üzerinde ödeme yapıyorum. Dolayısıyla bu yasa beni bağlamaz” diyor. TTK’nın tutumu da önemli ve belirleyici. Çünkü yukarıda belirttiğim protokol doğrultusunda 2006 yılından bu yana TTK’da işe alınan 5500 dolayında işçinin de ücret sorunu var. Çıplak ücretler üzerinden bakıldığında maaşı 2 asgari ücretin altında olan işçiler var. Ücretle ilgili davalarda “ikramiye, sosyal hak vb. ödemelerin ücrete esas sayılamayacağı” yönünde mahkeme kararları da orta yerde duruyor.

Amasra Hema İşletmesi’ndeki durumun yalnızca ücretlerle ilgili olmadığını düşünüyorum. Çünkü Hema Kandilli ve Amasra’daki taahhütlerini yerine getiremedi. Termik santral kurma girişimleri bölge halkının, çevrecilerinin girişimleri sonucu (şu ana kadar) engellendi. Kandilli’deki ocaklarla ilgili olarak TTK ile mahkemelik ve kaybetmesi durumunda ciddi maliyetleri olacak. Yani Hattat Holding Zonguldak ve Bartın’a gelirken planladığı işlerin ve kazancın düşündüğü, beklediği kadar kolay olamayacağını gördü. Ancak kendisi “kapatıp, çıkıyorum” diyemediği, (şimdilik) isteklerini de TTK ve Enerji Bakanlığı’na kabul ettiremediği için, işçiler üzerinden bir zorlama, işçileri kullanma düşüncesi olabilir.

İLLE DE SINIF SENDİKACILIĞI

Yukarıda da belirttiği gibi; hem TTK hem de Hema İşletmesi’nde benzer sorunlar yaşanıyor. İki işletmenin çalışanları da GMİS üyesi; iki işletme de çıkarılan kanuna, anayasadaki eşitlik ilkesine uymamakta ısrar ediyor. İki işletme de iktidar gücüne güveniyor ve KANUNA UYMUYOR. İki işletmede de sendika izleyici ve günü kurtarmanın derdinde…

Kandilli’de Hema Maden İşçileri’nin eylemleri ne kadar öğreticiyse, sendikanın, iktidarın, yerel güç odaklarının, stk’ların tutumları da o kadar öğretici olmak zorunda. Şu anda TTK işyerleri için sözleşme sürüyor ve büyük olasılıkla işçiler “2 gün hafta tatilini kurtardık, ikramiyeleri, kömür hakkımızı kurtardık vb.” söylemlerle kandırılacak, ücretlerdeki eşitsizlik, uygulanmayan kanun, çalışma yaşamına ve iş güvenliğine ilişkin maddeler işverenin (iktidarın) istediği gibi geçecek.

Zonguldak ve Bartın (TTK) sınıf mücadelesi açısından deneyimler barındırıyor. 1965 Kozlu direnişi, 1990 grevi ve 1991 Ankara yürüyüşü, 5 nisan (1994) kararlarına karşı gerçekleştirilen eylemler, Hema Kandilli İşçilerinin 2007- 2014 yılları arasındaki sayısız eylemi bir tek şeyi gösteriyor; işçiler kendi kaderlerini ellerine aldıklarında başarılı oluyorlar, taleplerini kabul ettiriyorlar. Bunun için; işyerinde tüm çalışanların görüşlerinin, önerilerinin tartışılıp ortak karara dönüştürüldüğü, sendikayla (veya sendikaya rağmen) bu kararlar doğrultusunda mücadele edildiği, işçilerin “söz ve karar sahipliği”ni esas alan bir örgütlenme zorunludur.

Birçok yerde (ve Amasra’da da) atılan ve işçiyle sendikayı ayrı ayrı konumlandıran “işte madenci, işte sendika” sloganı yerine “söz yetki karar çalışanlara” sloganını öne çıkarmak; işimiz, geleceğimiz ve haklarımız için sendika yönetimlerini yetkili ve karar alıcı olmaktan çıkarıp, tüm çalışanların kararını uygulayan, sözcülük yapan bir konuma taşımak zorundayız. TTK’da 9 yıldır çözülmeyen ücret ve gruplu işçi sorunu, 800 işçinin işsiz kaldığı Hema Kandilli İşletmesi’nde yaşananlar, yaklaşık 10 aydır kanuna rağmen TTK ve Hema’da eksik ödenen ücretler… tüm bu süreçte her eylemde, her mitingde atılan “işte sendika işte madenci” sloganı… bu yüzden ille de sınıf sendikacılığı, ille de birlikte mücadele…




salim çalık

23 Nisan 2015 Perşembe

madenciye 2 gün hafta tatili (soma katliamının bedeli- unutma ! )


yazmamak için epey direndim... ancak öylesine abartılmış ve nasıl gerçekleştiği unutulmuş ki; MADENCİYE, 2 ASGARİ ÜCRET TUTARINDA MAAŞ ve 2 GÜN HAFTA TATİLİ yasallaştıktan sonra, haklı bir sevinçle birlikte bir haksızlık da yapılıyor bilmeden, ayrımına varılmadan...

arkadaşlar 2 ASGARİ ÜCRET TUTARINDA ÜCRET ve önce 36 saatlik haftalık çalışma süresi (uymayınca) haftalık 37,5 saat çalışma ve 2 GÜN HAFTA TATİLİ NEYİN SONUCU GERÇEKLEŞTİ, UNUTTUNUZ MU?

soma katliamı sonrası 301 madenci katledildikten sonra iktidar tepkileri önlemek ve "vicdanları satın almak için" çalışma süresi, ücretlerde iyileştirme, ölenlerin yakınlarına ev, psikolojik destek, denetimlerin gözden geçirilmesi, mevzuatın yeniden yazılması gibi onlarca söz vermişti... unuttunuz mu?

işte 2 ASGARİ ÜCRET TUTARINDA MAAŞ ve HAFTALIK 37,5 SAATLİK ÇALIŞMA ve 2 HAFTA TATİLİ BİZLERE 301 MADENCİ ARKADAŞIMIZIN CANLARININ BEDELİ OLARAK VERİLDİ... yani ömürleri çalınan, artık gün ışığı göremeyecek olan can'ların bedeli olarak.....

bu yüzden bu yasal düzenlemeyle ilgili yazıp çizerken, sevincimizi ifade ederken;

1) soma'da katledilen arkadaşlarımızı unutmadığımızı gösteren bir iki cümle yazmak, olanak varsa mahkemelerine giderek fiili destek vermek borcumuzdur.

2) iktidar söz verdiği işçi sağlığı ve iş güvenliğine ilişkin yasal düzenlemeleri hala daha yapmış değil. evet insanca bir ücret ve 2 gün hafta tatili hakkımızdır, bunun için sevinilmesi olağandır. FAKAT ALDIĞIMIZ ÜCRETİ HARCAYABİLMEK, 2 GÜN HAFTA TATİLİNİ KULLANABİLMEK İÇİN YAŞAMAMIZ GEREKİYOR. BU NEDENLE DE YAPILAN DÜZENLEMELERDEKİ BU EKSİKLİKLERİ DİLE GETİRMEK, SENDİKALARI ZORLAMAK, BULUNDUĞUMUZ HER ORTAMDA İŞÇİLERİN İŞ CİNAYETLERİNDE ÖLDÜRÜLMEMESİ İÇİN SAVAŞIM VERMENİN ALTINI ÇİZMEMİZ ZORUNLUDUR...

(bu arada kamu kurumu olan ttk dahil bir çok şirketin 2 asgari ücret tutarında maaş vermediğini, verenlerin de bankamatik önünde beklettikleri adamları aracılığıyla işçilerin ellerinden eski maaşlarından fazlasını aldıklarını not olarak düşmemiz gerekiyor.)

salim çalık

21 Nisan 2015 Salı

"Deniz olsam isyanım kıyılara vururdu,..."

“Siz hiç kucağınıza ölmüş bir evladınızı aldınız mı?”

ölmüş babanızı, ölmüş kocanızı, ölmüş sevgilinizi, ölmüş dostunuzu… SİZ HİÇ KUCAĞINIZA ÖLMÜŞ BİR İNSANI ALDINIZ MI?

sanırım anaların, eşlerin, sevgililerin dile getiremedikleri fakat söylemek istedikleri aşağıdaki cümlelerdir…
……….
ekmek parası diyerek göçtük geldik buraya. kocam göçükte kalıp öldü; bana da kan parası verdiler.
ölmek için bu kadar yol gelmeye gerek var mıydı? köyümüzde kalsaydık ya da açlıktan ikimiz birlikte ölseydik…
kimse anlamıyor; verilen kan parası, dul maaşıyla aldığım ekmeği yerken sevdiğimin etini çiğniyormuş gibi oluyorum… kimse anlamıyor; derdim para değil, çalınan ömrümüz ve yaşayamadıklarımız…

…….
ellerin…
grizuda yanmış bir madencinin yüreğiyle yanar
ellerin…
üreten ve yaratan ellerin ve seven ellerin
yitirilmiş sevdiğinin yüreğince kanar
………..
soma katliamında oğlu kader yıldırım’ı yitiren anne elmas kaya, duruşma sırasında; “Deniz olsam isyanım kıyılara vururdu, bize bunların yalanlarını hikayelerini dinletiyorsunuz. Onlara bir şunu sorar mısınız: Siz hiç kucağınıza ölmüş bir evladınızı aldınız mı?”
.........
ve çocuklarına miras bırakıp ölümü
ve madenciliği
gün geldi jandarma zoruyla
gün geldi açlık belasına
boynunu büküp kazma salladı
bu halk…
yaşadığımız bu kent
bu ışıklı gece, tenimizdeki bu sıcaklık
kaç ölümle yaratıldı
bilseniz kaç cana maloldu

……..bu yaldız yaldız şehir

salim çalık

20 Mart 2015 Cuma

madencilerden basın açıklaması

BASINA ve KAMUOYUNA


Bizler TTK (Türkiye Taşkömürü Kurumu)’nda çalışan maden işçileri olarak, çalıştığımız kurumun ve yaşadığımız kentin içinde bulunduğu sorunlara dikkat çekmeyi ve duyarlılık oluşturmayı sorumluluk olarak görmekteyiz. Bu bilinçle,

Biz diyoruz ki;TTK’ya bir an önce işçi alınmalıdır. Çalışan sayısı 9000’in altına düşmüş bir TTK kömür üretememekte, şu an çalışmakta olan arkadaşlarımızın çoğu işçi açıklarına bağlı olarak fiziki olarak zorlanmakta, bu durum işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından riskler oluşturmaktadır.

Zonguldak bir işsizler ve emekliler kentine dönüşmüştür. TTK Genel Müdürlüğü’nün norm kadrosuna göre TTK’da 4000 dolayında işçi açığı, İş Kur kayıtlarına göre ise Zonguldak’ta 40.000 dolayında işsiz vardır. 2002 yılında 18.500 kişi çalışırken o dönem TTK’ya 5000 işçi alacağını vaad eden iktidar partisi ve milletvekili adayları seçimden sonra bu sözünü unutmuştur. Aynı verileri esas almamız durumunda şu anda TTK’da en az 20.000 işçinin çalışıyor olması gerektiği açıktır.

Biz diyoruz ki; 2006 yılından bu yana işçi alımlarında uygulanan ücret politikasına son verilmelidir. Şu anda yeraltı işlerinde çalışan eski işçilerle 2006 ve 2009 yılında işe girenler arasında ciddi bir ücret farklılığı bulunmaktadır. Benzer ücret uygulaması KPSS’den işe giren arkadaşlarımız için de geçerlidir. Aynı işi yapan işçiler arasındaki bu ücret farklılığı adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı olmakla birlikte, çalışanlar arasında da ayrışma ve huzursuzluk kaynağıdır.

Biz diyoruz ki; 2006 ve 2009 yılında gruplu olarak işe alınan arkadaşlarımız daimiye geçirilmelidir. İşverenin insafına bağlı olarak 8 ay çalışıp 4 ay ücretsiz olarak dinlendirilme durumu hem çalışanların yıllık ortalama ücretlerinin düşmesine, hem de fiili olarak var olan işçi açığının daha da artması ve üretimin olumsuz etkilenmesi anlamına gelmektedir.

Biz diyoruz ki; Kıdem tazminatı işyerinde geçen yıllarımız karşılığı aldığımız temel haklarımızdandır. Emeklilik sonrası birçok işimizi tazminata bıraktığımız ortadadır. Ayrıca kıdem tazminatı tüm çalışanlar için iş güvencesidir. Fona devredilmesi, aylık olarak yatırılması ve 30 gün olan hesaplama süresinin 15 güne düşürülmesi ekonomik kaybımızla birlikte iş güvencemizi de elimizden alacaktır. Bunun en somut örneği İşsizlik Fonu’dur. Şu ana kadar fonda biriken para 80 milyar TL.yi geçmesine rağmen, yararlananlara yapılan ödeme 11 milyar TL.dir. Bunun yolu fona devretmek değil, kayıt dışılığı önlemek ve kıdem tazminatına devlet güvencesi vermektir.

Biz diyoruz ki; TTK’daki özelleştirme ve rödevans uygulamalarına son verilmelidir. Son 10 yılda yaşanan büyük çaplı iş kazaları kaza olmanın ötesine geçmiş, cinayete dönüşmüştür. Ayrıca TTK ve TKİ’ye ait ocakları işleten patronlar başta çalışanlara olan yükümlülükleri olmak üzere ekonomik, sosyal sorumluluklarını yerine getirmemektedir. Şu an birçok işletmede çıkarılan kanuna rağmen 2 asgari ücret ve günlük 6 saatlik çalışma süresi koşuluna uymamaktadır. Özel sektör işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerini maliyet olarak görmekte ve yerine getirmemektedir. Soma’da, Ermenek’te somut olan gerçek budur. Taşeron uygulaması işyerinde çift başlılığa yol açmakta, yönetim zaafı oluşmaktadır. 2013’te Kozlu’da yaşanan gaz degajı sonrası ortaya çıkan 2011 yılına ait Sayıştay raporunda “Bugüne kadar facia olmaması tesadüftür” denilmektedir.

Her ne kadar bu basın açıklamamız TTK, Zonguldak ve Kıdem Tazminatı üzerine olsa da;

Biz diyoruz ki; Soma’da, Ermenek’te, Zonguldak’ta ve diğer özel ocaklarda çalışmakta iken son düzenlemeleri veya TTK ve TKİ’nin taleplerine yanıt vermediğini gerekçe yaparak binlerce işçiyi işten atan, kıdem tazminatlarını ve ücretlerini ödemeyen işverenlerin sözleşmeleri iptal edilerek, çalışanların hakları ödettirilmelidir.

Kentimizde haziran ayından bu yana işçi çıkaran, işçileri devlet karşısında koz olarak kullanan Hema Kandilli İşletmesi’nde ve diğer özel ocaklarda işten çıkarılan madencilerin çalıştığı işyerleri TTK tarafından devralınmalı bu arkadaşlar yeniden işe başlatılmalıdır. Kapatılan her ocak, çıkarılan her işçi kentimizin ekonomik- sosyal- kültürel olarak gerilemesi, küçülmesi anlamına gelmektedir. Ayrıca madenciliğin deneyim gerektirdiği gerçeği unutulmadan, her biri 8- 10 yıllık madencilik bilgi ve deneyimine sahip bu arkadaşlarımızın bilgi ve deneyimlerinin heba edilmesi, çoğu 30 yaşın üzerindeki bu işçilerin kaderlerine terk edilmesi sosyal devlet anlayışıyla, insan merkezli ekonomi anlayışıyla çelişmektedir.

Biz diyoruz ki; TTK 1980’lere kadar Türkiye’yi sırtında taşımıştır. Cumhuriyet’in ilk il ilan ettiği ve 1980’de Türkiye’nin en gelişmiş 5. Kenti olan Zonguldak’ın bugünkü durumu geçmişine, bu kenti kuranlara, madenlere canını verenlere ve madenciliğe haksızlıktır. 1990’larda 10 milyon ton olan kömür ithalatının bugün 20 milyon tonu geçmiş olması, yeraltında çıkarılacak kömürü, 40 bini aşkın işsizi olan Zonguldak’a haksızlıktır.

Bu kentte yaşayanlar ve TTK’da çalışan madenciler olarak; tüm kamuoyunu, emekten yana duyarlılığı olanları, özelleştirme, taşeronlaştırma, ücretlerdeki eşitsizlik, işsizlik ve kıdem tazminatı konusunda taleplerimize destek vermeye, seslerini sesimizle birleştirmeye çağırıyoruz.


                                                                                              MADEN İŞÇİLERİ

19 Aralık 2014 Cuma

maden işçilerinin aileleri: yevmiyeye zam işe son



akp soma katliamının yarattığı öfkeyi önlemek için; madenci ücretlerinin 2 asgari ücretin altında olamayacağı, çalışma sürelerinin günde 6 saat, haftada 36 saati geçemeyeceği gibi bir takım düzenlemeler yaptı. böylece madenciler üzerinden emek düşmanı yüzünü de gizlemeyi amaçladı.

ancak bu düzenleme meclisten çıkar çıkmaz zonguldak'ta, aydın'da, ermenek'te, soma'da (kamuoyuna yansıyan) binlerce işçi işten çıkarıldı. sendikalar sustu... iş yaşamını düzenlemek ve mevzuatı uygulatmak görevi olan çalışma bakanlığı sustu... bu düzenlemeleri yapan akp sustu... medyanın büyük bölümü sustu...

maden şirketleri ölümü gösterip sıtmaya razı etmeye yönelik bir tavır içerisine girdiler. bazı işletmelerde ise; bankaya 2 asgari ücret tutarında maaşı yatıran patronlar işçi maaşını alır almaz eski maaştan fazla kısmını elinden almaya başladılar...

şimdi işçiler ve aileleri; "biz eski ücretlerimize de razıyız, yeter ki işten çıkarmalar olmasın" diyorlarsa, bu yalnızca onların suçu değil, zayıflığı hiç değil. bu başta akp olmak üzere emek ve emekçi düşmanı politikaları devlet gücüyle yaşama geçirenlerin, adı sendika olan özünde akp'nin sivil toplum örgütü gibi çalışan yapıların, emekten yana olduğu iddiasıyla siyaset yapan fakat emekçilerden ve emekçi mahallelerinden uzak duranların da suçu ve zayıflığıdır...

örgütsüzlük, gerici-ırkçı yapılara yaklaşarak, onlarla aidiyet bağları kurarak yarın kaygısından kurtulma yanılgısını doğurur. sahip olduğu ve iyi kötü düzenli bir gelir getiren işini sahiplenmeyi, şükretmeyi beraberinde getirir. çaresizlik duygusu büyüdükçe teslimiyet de olağanlaşır ve kanıksanır...

bu nedenle yeni baştan durup düşünmekten başka şansımız ve yolumuz yok.

bu satırların yazıldığı saatlerde hema kandilli işletmesi'ndeki maden işçileri 400-500 metre yerin altında eylemlerine devam ediyorlardı. yani yeraltında kesintisiz olarak 24 saati doldurmalarına 3 saat kaldı. 20 saat elektriksiz kaldığınızı, lambalarınızın yanmadığını, sigara içemediğinizi, ev yemeği yiyemediğinizi, tv. izleyemediğinizi, bilgisayarsız olduğunuzu, çocuklarınızı- eşinizi göremediğinizi düşünün.... 

olağan zamanlarda ölüm kaygısıyla girdiğiniz ve 7,5 saatin geçmesini beklediğiniz ocakta 24 saat kaldığınızı düşünün... yani; ÖLDÜKLERİ ZAMAN HEPİMİZİN DUVARLARINDA BOLCA PAYLAŞTIĞIMIZ MADENCİ RESİMLERİ VAR YA; O RESİMLERİN SAHİPLERİ SAATLERDİR YER ALTINDALAR... BELKİ DE YARIN YAŞAMLARINI ÇALACAK OLAN MADENLER AÇIK KALSIN, İŞTEN ATILAN ARKADAŞLARI GERİ ALINSIN DİYE...

salim çalık

madenci aileleri: biz ölünce değerleniyoruz


hema kandilli işletmesi'nde işten çıkarılan madenci aileleri böyle haykırdılar gerçeği;
BİZ ÖLÜNCE DEĞERLENİYORUZ... yüzlerce madencinin kendilerini ocağa kilitleyerek işten çıkarmaları durdurmaya çalışmalarına yönelik sessizlik ve ilgisizlik daha nasıl anlatılabilir ki?

hema kandilli işletmesi'nde eylem



hema kandilli işletmesi'nde 18.12.2014 tarihinde işten çıkarılan madencilerin aileleri hema kandilli işletmesi'nin önüne gelerek madencilere destek verirken bir tek soru sordular...

çocuklarımız, eşlerimiz ölmeden sesimizi duyacak kimse yok mu? bu işletmenin açılışını akp yaptı ve bize iş, aş sözü verdiler. şimdi çocuklarımız, eşlerimiz işten çıkarılırken neredeler?


hema kandilli işletmesi'nde işten çıkarılan arkadaşlarının geri alınması ve bundan sonra işten çıkarmaların yaşanmaması için maden işçileri ocaktan çıkmıyorlar... 18.12.2014 günü gündüz vardiyasında başlayan eylem halen sürüyor... bu satırların yazıldığı dakikalarda madenciler 27 saattir ocak içerisinde bekliyorlardı...


salim çalık

5 Kasım 2014 Çarşamba

madenciye 2 asgari ücret çok, 6 saatlik çalışma az - 2

"...
torba yasa ile; madencilerin ücretinin asgari ücretin 2 katından az olamayacağı, günlük çalışma saatinin 6 saati, haftalık 36 saati geçemeyeceği düzenlemesine özel maden işletmecileri" ocakları kapatıyoruz" diyerek yanıt verdiler. ...

olan yine emekçiye olacak gibi görünüyor... örgütsüz, kentindeki siyasi çekişmelerden, çates özelleştirmesinin iptalinin sonuçlarından, yapılmak istenen termik santrallerin yapılamayışı karşısında elini güçlendirme telaşındaki patronlardan haberi olmayan madenciye... 10'ar 10'ar, 100'er 100'er ölen madenciye...."

11 eylül 2014'te 'madenciye iki asgari ücret çok, altı saatlik çalışma az' başlıklı yazımda yazmıştım bu satırları. zonguldak'ın kandilli beldesinde ve bartın'ın amasra ilçesinde maden işletmeciliği yapan hema (hattat holding) bu ay madencilere ödediği maaşları neredeyse tümüyle kesti. dün bankamatiklere giden madenciler hesaplarında 16 tl. ile 250 tl. arasında değişen bir maaş gördüler. şirketin yetkelileri net bir açıklama yapmazken; geçen ay torba yasa gereği 2 asgari ücret tutarında maaş ödeyen hema; "bundan böyle sözleşmedeki ücretin üzerinde ödeme yapmayacağını, 2 asgari ücret tutarında ücret ödemeyeceğini ve geçen ay ödedikleri 2 asgari ücret tutarındaki ödemeyi esas alarak bu ayki ücretlerden düşüldüğünü..."vs. belirttiler. 

bunun üzerine hema çalışanı madenciler hem kandilli  işletmesi'nde hem de amasra işletmesi'nde ocağa girmeyerek eylem yaptılar. kendilerine yeterli ve ikna edici bir açıklama yapılmadı. işçilerin örgütlü olduğu genel maden işçileri sendikası hattat holding yöneticileriyle yaptıkları görüşmelerin ardından; "bundan böyle 2 asgari ücret tutarında değil, torba yasa öncesi sözleşmede olan ücretler üzerinden maaş ödeyecekleri ve mahkemeye başvurmaları..." yönünde yanıt aldılar.

hema yönetimi özellikle kandilli işletmesi'nde türkiye taşkömürü kurumu (TTK)'nun yaptığı ve işletme açısından olumsuzluklar içeren raporunu bahane ederek, işletmeyi yavaş yavaş kapatacağı SÖYLENTİSİNİ yayarak ve 16 kişilik, 20 kişilik, 25 kişilik işten atılacaklar listesi hazırlayarak İŞÇİLERİ TTK'ya KARŞI KIŞKIRTARAK EYLEMLERE ZORLADI. oysa bu dönemde hema kandilli'ye yapmayı planladığı termik santralle ilgili çed raporunu (iki kez süre uzatma verilmesine rağmen) vermemişti ve hukuken santral yapması olanaksızlaşmıştı... yine aynı dönemde (mart 2014'te) TTK ile rödevans sözleşmesinin yenilenmesi, çıkardığı kömür karşılığı ödediği ücretin gözden geçirilmesi, yıllara göre çıkarmayı taahhüt ettiği kömür miktarını düzenleyen maddenin tümüyle iptalini istemişti. (hema şu an 180 - 200 bin ton arasında kömür çıkarabiliyor. 2015 yılında sözleşme gereği 450 bin ton kömür çıkarması gerekiyor. fakat 2015 yılında fiziki olarak 450 bin ton çıkarması olanaklı olmadığı gibi, çıkarsa bile 450 bin ton kömürü yerüstüne çıkarabilecek kuyu ve sistemlere sahip değil) 

bu arada amasra'da kuyu ve galeri işleri yaptığını, kömür çıkarmadığını ileri sürerek maden işletmesini inşaat şirketine dönüştürerek, kendisinin maden şirketi olmadığını ve 2 asgari ücret ve 6 saatlik günlük çalışma süresi, yıllık izinlerin 4 gün artırılması gibi düzenlemelerden kurtulmaya çalışacağı haberleri tartışılmaya başlandı. (ücrete bağlı olarak işten çıkarmalarda, emeklilikte kıdem tazminatının artması, sigorta primlerinin artması, emeklilik yaşı, yevmiye üzerinden verdiği bayram harçlıkları gibi çok sayıda unsurdan da kurtulmaya çalışıyor.)
hattat holding'e bağlı hema kandilli ve hema amasra işletmesi'nde yaşananların kısa özeti bu... ermenek'te ne diyordu başbakan; "işçiler yasalardan doğan hakları ihlal edilen madenciler bize şikayette bulunsunlar..." enerji bakanı ne diyordu; "mevzuata uymayan kim olursa olsun, sorumlu olanlardan hesabını sorarız..." madenciler haziran ayından bu yana TTK'ya, zonguldak valiliğine şikayette bulunuyorlar; hemde yüzlerce kişi 40 km.lik yolu yürüyerek. sendika yönetimi medya üzerinden sorunu gündeme getirmeye çalışıyor... işçilerle birlikte meclis'te zonguldak milletvekilleriyle, enerji ve çalışma bakanlıkları üst yönetimleriyle görüşüp hema'nın yaptıklarını anlattılar... sonuç; MADENCİYE 2 ASGARİ ÜCRET ÇOK 6 SAATLİK GÜNLÜK ÇALIŞMA AZ !

hema bölge çalışma müdürlüğü'ne yaptığı bildirimde 22 ekimden itibaren kandilli işletmesi'nden 489 kişiyi işten çıkaracağını belirtti. amasra'da inşaat şirketi kurarak torba yasanın madenciler lehine getirdiği kısmi iyileştirmeyi işlevsizleştirmeye çalışıyor, geçtiğimiz ay yeni yasaya göre ödediği ücretleri bu ayki maaşlardan kesiyor... o zaman;

işverenlerin yasaları uygulamadığı koşullarda madencilerin her türlü eylemi ve talebi meşrudur. hema'ya karşı çalıştırılmayan yasaların madencileri bağlaması söz konusu değildir, olmamalıdır... bu nedenle madenciler hem torba yasa ile verilmiş haklarını hem de işlerine-işyerlerine sahip çıkmak; olası toplu işten çıkarmalara karşı işyeri işgalini tartışmalıdır.
valiliğe toplu bir dilekçe iye başvurup; hema'nın hukuku çiğnediği belirtilerek bölge çalışma müdürlüğü'nü görevlendirmesi... 
ttk'ya toplu bir dilekçe ile başvurarak; madenin gerçek sahibinin halk olduğu, halk adına madenlerdeki her türlü düzenlemenin ttk tarafından yapıldığı hatırlatılmalıdır. ayrıca halkın malı olan madenlerde halkın bir bölümünün (çalışanların) hema tarafından rehine gibi kullanıldığı bir kez daha anlatılıp, işletme ruhsatının iptal edilerek ttk tarafından işletilmesi (kamulaştırılması) talep edilmelidir... 

tüm bunların yanında zonguldak'ta bir miting düzenlenerek; karadon, kozlu, soma, ermenek ocaklarındaki katliamların özelleştirme, işletme hakkı devirleri (rödevans) ve taşeronlaştırmadan kaynaklandığı (bir kez daha) gündeme taşınarak, gerekirse süresiz bir eylem örgütlemenin adımları atılmalıdır... hema işçilerinin temmuz ayındaki mitinglerinde taşıdığı dövizlerden birinde; YER BİZİM İŞ BİZİM AŞ BİZİM yazıyordu... madenlere karışan kan ve canlar da dikkate alındığında bu söz çok daha anlamlıdır... SAVAŞLA (KANLA) KURULAN BU ÜLKEDEN VAZGEÇMİYORSAK, EMPERYALİZME KARŞI ÇIKIYORSAK; BİNLERCE MADENCİNİN CANIYLA BUGÜNLERE GETİRİLEN MADENLERDEN DE VAZGEÇMEMEK, BİR AVUÇ AZINLIĞIN HUKUKSUZLUĞUNA VE SÖMÜRÜSÜNE KARŞI ÇIKMAK AYNI DERECEDE ÖNEMLİDİR, YAŞAMSALDIR.... ve:

EKMEK YOKSA BARIŞ DA YOK


salim çalık / 05.11.2014



30 Ekim 2014 Perşembe

ss'ler

ermenek'teki ocağın (görünen) sahibi; "bu olay önlenemez bir kaza. trafik kazası gibi"
akp'li burhan kuzu "sel felaketi"

SERMAYE- SİYASET- (SARI) SENDİKA- TERÖRÜ (ve İŞBİRLİKÇİ MEDYA)

salim çalık





kara düzen yönetim, kara düzen işletmecilik

maden işçilerinin ücretlerinin 2 asgari ücret tutarından az olamayacağı ve günlük çalışma saatinin 6 saati geçemeyeceğini düzenleyen torba yasa sonrası; zonguldak, aydın, soma vb. birçok maden işletmesinde olduğu gibi; eremenek'teki bu ocağın patronu da maliyetleri gerekçe yaparak işçileri eve gönderdi ve eyleme zorladı...

bu ocakta 1 ay üretim yapılmadı, çalışılmadı. madencilikten az çok anlayan herkes bilir ki; 10-15 gün çalışılmayan, yeterince bakım yapılmayan (suyu dışarı basılmayan, gazı ölçülmeyen, tahkimatları ocak içi direkleri kontrol edilmeyen vb.) ocaklarda risk artar.

bu ocağın yakınlarında bir baraj olduğu, konya havzasının yeraltı su yapısı dikkate alındığında ocak içi çalışmalarda 25 metrelik kontrol sondajlarıyla gaz ve suyun durumunun ölçülmesi gerekirdi. bunun yapılmadığı kesin görünüyor... bu kontrol sondajları madenciliğin olmazsa olmazlarındandır. ister18 işçinin sular altında kaldığı ocağın yanındaki terk edilmiş ocakta biriken suyun, ister yeraltı su kaynaklarının sonucunda olsun; bu sondajlar yapılmış olsaydı çalışma yapılan yer ile su arasındaki duvar kalınlığı da görülebilirdi.

kozlu'da yapılmayan bu sondajlar metan degajına yol açıp 8 madencinin göçükte kalarak ölümüne yol açmıştı, sanırım ermenek'te de boğulmalarına yol açacak...

ermenek’te ocak içindeki suyun tahliye edilmesi için bahçe sulamakta kullanılan hortumlardan az daha büyük hortumlar kullanılıyor. oysa 1992 yılındaki kozlu grizusu sonrası ocaklardaki yangını söndürmek için bütün ocak suyla doldurulmuş, sonra su tekrar dışarı tahliye edilmiştir. buradaki su miktarı bin ton değil, milyon tonla ifade edilebilecek miktardaydı ve günde 30 bin tona yakın su tahliye edilebiliyordu. anlayamadığım enerji bakanlığı ttk’nın bu araç gereçlerini neden kullanmıyor; dönemin yönetici ve teknik elemanlarından bilgi almıyor?

İktidar bir yasa çıkarıyor, işveren görünümlü sermaye teröristleri uygulamıyor; kimse de “kardeşim herkes yasalara uymak zorundadır” diyemiyor… birileri bakıyor madencilikte iyi para var, iktidar gelecek yılların elektrik üretimini termik santrallere bağlamış, %40’a çıkarma kararı almış; bakkal dükkanı açar gibi maden ocağı açmış… devlet memur, işçi alımlarında diploma, branş şartları koyarak yoksulların imanını gevretirken; maden şirketi kuruyorum diyenlere deneyim, bilgi, sermaye birikimi, yeterlilik gibi soruları sormadan ruhsat veriyor.

sonuç; ermenek, soma, mustafa kemal paşa, dursunbeyli, afşin elbistan, kozlu, karadon…. yani kara düzen yönetim, kara düzen işletmecilik...

salim çalık

suçluyuz, suçlusunuz, suçlular

"...
MÜJDEYİ KAYMAKAM VERDİ
İşçilerin Uşak'ta bekleyişi sürerken müjdeli haberi Soma Kaymakamı Bahattin Atçı verdi. Kaymakam Atçı yaptığı açıklamada, “İŞKUR Genel Müdürü ile gece görüştük. Perşembe günü paraların ödeneceği söylendi. Paralar İŞKUR'dan ödenecek. Ardından kurum ödemeyi şirketten tahsil edecek. İşçilerimiz şu an Ankara yolunda. Arayıp kendilerini bilgilendireceğiz. Hayırlısı olsun” dedi.
Uşak'a giden işçilerin Uşak ve Manisa Valisi ile görüştüğü, taleplerinin gerekli yerlere iletileceğinin belirtilmesi üzere otobüslerle Soma'ya hareket ettiği öğrenildi."

2 gün önce "soma'lı madenciler haklarını almak için ankara'ya yürüyorlar" şamatası böyle sonuçlandı. bu alıntı kendisine sol'cu süsü veren bir gazeteye ait. fakat yürüyüş başladıktan sonra bir çok çevre, parti, "sınıf" adına söz söylediğini iddia eden gazete, site ve kişi benzer bir abartıyla haber geçtiler...


ilk sözüm tv.lere bağlanıp "dönmeyeceğiz" iddiasıyla açıklama yapan işçi ve sendikacılara (genel olarak işçilere)... nazım'ın söylediği gibi..."akrep gibisin kardeşim..."

ikinci sözüm bu yürüyüş oyununu araştırmadan, incelemeden haber yapanlara; kitle kuyrukçuluğu yapıyorsunuz. yanlarına bile uğramadığınız, halini hatırını ancak büyük katliamlarda sorduğunuz işçilerin kullanıldığını görmeniz için ne gerekiyordu? yaptığınız-verdiğiniz haberle toplumu, yüzünü işçilere dönmüş olanları yanıltmaya, (hatta) umutlandırmaya ne hakkınız vardı? işçilerin soma'ya dönüşlerini niye haber yapmadınız?

üçüncü sözüm partilere; soma'da veya ermenek'te oy aldığınız seçmenlerden, üyelerinizden ölenler olmadı mı? neden idari-adli süreçlerde resmen müdahillik talebinde bulunmuyorsunuz? başka konu ve olaylarda onbinlerle alanlara çıkıyorsunuz da, işçiler onar onar, yüzer yüzer ölürken nerelerdesiniz?

dördüncü sözüm meslek örgütlerine; siz neden bu katliamların fikri takibi ve raporlama işinin bir adım ötesine geçip, mahkemelerde müdahil olmuyorsunuz? tamam üyeleriniz de töhmet altında. iki arada bir derede kalmış gibisiniz; iyi de insanlar ölüyor, katlediliyor...

beşinci sözüm sermayeye ve iktidara; bu ülkede terörün her türünü (pkk, trafik, erkek vb.) yaratıyor, haberlerini yaptırıyorsunuz. önlem almayarak, hazırladığınız yasa ve yönetmeliklere uyulmasını sağlamayarak, iç ve bakanlık denetimlerini yapmayarak, rant ve kar uğruna ölümlere göz yumarak, umursamayarak SERMAYE TERÖRÜ yaratıyorsunuz. ve yarattığınız bu terör her yıl yaklaşık 1500 kişinin ölümüyle sonuçlanıyor, suçlusunuz...

salim çalık

12 Eylül 2014 Cuma

madenciye 2 asgari ücret çok, 6 saatlik çalışma az

kandilli hema işletmesi işçiler için olduğu kadar işverenler için de okul oldu... 2006 yılından bu yana; hema maden işçileri işyerine ambulans alınması için, taşeronların sözleşmelerinin iptali için, ücretlerine zam yapılması için, işten çıkarılan arkadaşlarının geri alınması için 7 kez eylem yaptılar ve genel olarak sonuç aldılar.

hema kandilli işletmesi rödevans sözleşmesindeki koşulları yerine getiremeyeceğini anlayınca ttk (türkiye taşkömürü kurumu) ile sözleşmeyi yenilemek istedi. bu arada soma'daki katliam gerçekleşti; ardından ttk yetkililerinin hema'da yaptığı denetim sonrası hema işyerini kapatacağını duyurdu...
bir yandan da, kendine yakın şef, tekniker, mühendisler aracılığıyla işçileri (sendikaya rağmen) örgütleyerek 16 temmuz 20014 tarihinde zonguldak'a ttk genel müdürlüğü önüne, ardından valiliğin önüne yığdı. öncesinde de 25 kişiyi işten attığını, kapatmayı zamana yayarak peyderpey işçi çıkacağı izlenimini (ve haberini) yaydı...

ağustos ayında bir eylem daha yaptılar... sonra bir grup işçi ve genel maden işçileri sendikası yöneticileri ankara'ya iktidar partisi bölge milletvekilleriyle görüşmeye gittiler... ve hema ile enerji bakanlığı arasında hukuki altyapının oluşturulması için görüşmelerin sürdüğü, sorunun çözüleceği açıklandı.

torba yasa ile; madencilerin ücretinin asgari ücretin 2 katından az olamayacağı, günlük çalışma saatinin 6 saati, haftalık 36 saati geçemeyeceği düzenlemesine özel maden işletmecileri" ocakları kapatıyoruz" diyerek yanıt verdiler. eğer bu kararı uygularlarsa 12 EYLÜL 2014 günü saat 00:00'da işçilere iş vermeyip geri çevirecekler...

hema''nın öğreticiliği burada başlıyor. 2 aydır işçileri işsiz bırakma, işyerini kapatma tehdidi ile işçileri eyleme zorlayan, sendikayı ve yerel yöneticileri köşeye sıkıştıran hema'nın elde ettiği kazanımlar diğer ocak sahipleri için de ders olmuşa benziyor. şimdi onlar da; işçilere, yerel yöneticilere, diğer güç odaklarına iş-aş kapımıza sahip çıkalım diyerek siyasi iktidara ve ttk'ya baskı oluşturmaya çalışacaklar. ayrıca hema'nın zonguldak'ta güç odağı olmasının önüne geçip denge kurmaya çalışacaklar... çünkü zonguldak'ta 22 şirketin yaptığı toplantıda hema kapatma kararına uymayacağını açıklamış durumda...

olan yine emekçiye olacak gibi görünüyor... örgütsüz, kentindeki siyasi çekişmelerden, çates özelleştirmesinin iptalinin sonuçlarından, yapılmak istenen terkim santrallerin yapılamayışı karşısında elini güçlendirme telaşındaki patronlardan haberi olmayan madenciye... 10'ar 10'ar, 100'er 100'er ölen madenciye....

salim çalık

ilgilenenler için linkler

https://www.facebook.com/notes/salim-%C3%A7al%C4%B1k/yer-bizim-i%C5%9F-bizim-a%C5%9F-bizim/1507125086169202

http://www.pusulagazetesi.com.tr/haber.php?

http://demirmedya.net/haber-314424-OCAKLAR_KAPATILDI_5_BIN_KISI_ISSIZ_KALDI.html

24 Haziran 2014 Salı

iş cinayetlerine, özelleştirmeye, taşeronlaştırmaya hayır! 23.06.2014 soma



soma'da özelleştirme ve taşeronlaştırmaya karşı yapılan mitingden görüntüler...

mitingde en dikkat çekici şeylerden biri; soma'da yaşamını yitiren madencilerin yakınları ve iş arkadaşlarının dinmeyen öfkesi ve hesap sorulması yönündeki taleplerini dile getirdikleri slogan ve dövizleriydi.

öl-dürül-en madencilerin adlarının yazılı olduğu baretlerle yürüyen ailelerin ve arkadaşlarının akp iktidarına, maden ocağı işletmecilerine ve sendikaya olan tepkileri-öfkeleri yürüyüş sırasında ve miting alanında da kendini gösteriyordu. yürüyüş başladıktan sonra kent merkezindeki madenci anıtı'nın önüne gelindiğinde maden işçileri ve ölen madenci yakınları yoğun olarak "TÜRK İŞ İSTİFA" ve "SENDİKA DIŞARI" sloganları attılar. buradaki tartışma ve gerginlik sendikayla hesaplaşmanın ileriye bırakılması, mitingde taleplerin dile getirilmesi, yitirilen madencilerin anılması ve geride kalanların seslerinin duyurulması kararıyla yine madenciler tarafından giderildi...


manisa dışındaki türk iş'e bağlı sendikaların da dayanışma amacıyla destek verdiği mitingde en dikkat çekici durum;

1) türk iş yönetiminin, mitinge katılan sendikaların genel merkez yöneticilerinin (temsilen 1 veya 2 kişi dışında), belediye başkanlarının, chp milletvekili özgür özel ve mhp manisa milletvekili erkan akçay dışındaki bölge milletvekillerinin katılmamalarıydı...

2) katılan sendikacılardan konuşmacı olarak yalnızca türkiye maden iş 1 nolu şube başkanının kürsüye çıkması, türkiye maden iş genel merkez yöneticilerinin konuşma yapmaması oldu. belki de bu durumu en iyi özetleyen ve açıklayan konuşmayı (o da işçilerin ve ölen madenci yakınlarının tertip komitesini zorlamalarıyla kürsüye çağrılan) özgür özel yaptı. özel kısaca; (mealen) "... bu mitingi sendikanın da bir özeleştirisi olarak görmek istiyorum... 3 s'dir yaşanan acıların sorumlusu. siyaset, sermaye ve sendika işbirliği... bunların kendi işlerini yapmalarını sağlamadan, görev ve sorumluluklarını yerine getirmelerini sağlamadan ölümleri durduramayız .." dedi.

3) soma esnafının bir bölümü kepenk kapatarak eyleme destek vermesine rağmen (halkın da) mitinge katılmamasının arkasında sendika yönetimlerinin yanlışlarının yattığı, yoğun bir güvensizlik duydukları görülüyordu. öyle ki; bu mitingi maden iş sendikası'nın kendisini kurtarma, ajitasyon yoluyla kendini tahkim etme amacı güttüğünü belirtenler de vardı... tam da bu noktada; "soma uyuma madencine sahip çık" sloganı atan kitlenin (istifasını istemiş olsa da) türk iş yönetiminin alanda olmayışını, belediye başkanlarının, milletvekillerinin destek vermeyişini daha güçlü biçimde dile getirmeyişleri, bu çelişkiyi açığa çıkaramayışları önemliydi.


4) mitinge katılım beklenen sayının altında görünse de, katılan kitle İŞ CİNAYETLERİNE, ÖZELLEŞTİRMELERE, TAŞERONLAŞTIRMAYA KARŞI savaşım için kararlı olduğunu, tek sorunun sınıf temelinde politikalarla, dayanışma ilişkileriyle emekçilere gidilmemesi olduğunu gösteriyordu.

5) türk iş yönetiminin fiziki ve fiili olarak destek vermediği mitingde, kürsüden hedef olarak yalnızca siyaseti ve sermayeyi hedef olarak gösteren sunucu "neredeler?" diye sorarken; türk iş yöneticilerini, destek veren sendikaların genel merkez yöneticilerini sormaması da çelişki olmanın ötesinde şeylere işaret gibiydi...

salim çalık

20 Mayıs 2014 Salı

SO-R-MA: 6 milyon ton kömür/ çalınan yüzlerce ömür


                soma katliamı… söze nasıl başlayacağımızı bilemediğimiz, ne kadar konuşsak ve yazsak yine de çok eksiklikler bırakacağımızı bildiğimiz bir cinayetle karşı karşıyayız.

                edindiğimiz bilgilerin bir bölümü tartışmaya açık olsa da; inkar edilemez, saklanamaz somut gerçekler de var elimizde. bu gerçekler bile devletin ilgili kurumlarının (çalışma bakanlığı- enerji  bakanlığı ve bu bakanlıklara bağlı alt birimlerin), soma madencilik a.ş’nin, örgütlü sendikanın el birliği ile örgütlü denebilecek biçimde bu cinayeti katliama, neredeyse soykırıma dönüştürdüklerini göstermektedir.

                tüm tanık anlatımları ve şirketin sahibinin cinayet öncesindeki açıklamaları insanlık dışı bir üretim zorlamasının olduğunu gösteriyor. şirket sahibi daha önce yaptığı açıklamaların birinde; söz konusu madende “yıllık 6 milyon ton kömür ürettiğini”, “devletin 130 dolara çıkardığı kömürü 23,80 dolara çıkardığını” övünçle, üstü örtük biçimde diğer maden şirketlerini, en çok da türkiye kömür işletmeleri (tki)’ni küçümseyerek anlatmıştır.

                işçiler ise “ekipbaşı”, “dayıbaşı” gibi adlarla madene işçi (köle) sağlayan gerçekte taşerona karşılık gelen uygulamaların varlığını anlatırlarken; “üretilen kömür oranına paralel prim aldıklarını, bu nedenle ekipbaşıların işçileri zorladıklarını belirtmektedirler. (07 mart 1983’te türkiye taşkömürü kurumu –ttk- armutçuk müessesesi’nde patlayan grizunun temel nedenlerinden biri prim sistemiydi. daha çok prim almak için yapılan ihmaller, alınmayan önlemler 103 kişinin ölümüyle sonuçlanmıştım. daha sonra ttk bu prim sistemini terk etti.)

                her insanın fiziki olarak sürdürebileceği bir çalışma temposu vardır. bu temponun zorlanması bile kazaların hazırlayıcısı olabilir. yeraltı madenciliğinde işçiliğin yanında belirleyici ve ötelenemez durumlar vardır; ve bunlar bilimsel olarak ortaya konmuştur. ocağın tahkimatının nasıl olacağı, havalandırmasında dikkat edilecek unsurlar, elektrik-mekanik araçların kullanımı, gaz ve ısı ölçer sensörlerin yerleştirileceği yerler ve sayıları, acil durumlarda iş sırasını-görevleri-sorumluları gösteren risk planı, tahlisiye istasyonları ve bu istasyonlardaki ekiplerin eğitimi vb.

                soma’da bilirkişi ön raporu da gösterdi ki, bu ocakta günler öncesine dayanan bir yanma, tahkimat eksikliği ve içten yanmanın (büyük olasılıkla) açık aleve dönüşerek çökmeye (göçüğe) yol açması durumu yaşandı. Söylenen iki yalan; hem enerji bakanının “trafo patlaması” (daha ocaktan bilgi gelmeden yaptığı –aceleci ! – açıklaması, hem de şirketin yaptığı “ani karbonmonoksit yükselmesi” açıklaması boşa çıktı. şirket bu açıklamayı yaparken karbonmonoksit gazının yanmayla oluştuğunu ve bir anda yükselemeyeceğini, kömürün oksijenle temas hızı, oranı ve süresine bağlı olarak günler, hatta aylar alabileceğini bilmiyor olabilir mi sorusu anlamlı mı bilmiyorum ! (şirkete göre karbonmonoksit oranı 3 dakikada 500 ppm’e çıkmış. oysa yeraltında lağım atıldığı anlarda bile (barutla patlatma) bu oranın görülmesi olası değil. bu ancak yanma sonucu olabilecek bir orandır.) enerji bakanı bir mühendis olarak bir trafo patlamasının böyle bir yangına yol açmayacağını, açmaması gerektiğini bilmiyor olabilir mi? yeraltı madenciliğinde elektrik trafolarının korunaklı, dış koşullardan etkilenmeyecek, dışarısını da etkilemeyecek biçimde yerleştirilmesi gerektiğini bile bile iki gün boyunca trafo patlaması demesindeki ısrar anlamlı değil mi?

                şu ana kadar ki tüm net bilgiler, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin üretim zorlaması ve yüksek kar hırsına kurban edildiğini gösteriyor. Patronun “devletin 130 dolara çıkardığı kömürü 23,80 dolara çıkarıyorum” sözü gerçekte; enerji-işçilik ve sarf malzemesi dışında hiçbir harcama yapmadığını itirafıdır. yeteri kadar tahkimat malzemesi kullanılmadığı, yeteri kadar sensör (ölçüm cihazı) yerleştirilmediği, yaşam odaları yapılmadığı, mevzuata uygun maske alınmadığı, tahlisiye istasyonu ve ekibinin oluşturulmadığı vb. daha nasıl itiraf edilebilir ki? Sermaye ağzıyla söylersem; en zorunlu, yaşamsal  “yatırımları” yapmadan türkiye’nin en büyük maden üreticisi olmuş bir şirket ve patron var karşımızda.    

                işçiler; “amirler bir hafta önceden müfettiş geleceğini biliyordu” diyorlar. denetimin önceden haber verilmesi ayrı bir tartışma konusu. ancak meslek bilgisi olan her mühendis (hatta deneyimli işçi), bir ocağa girdiği zaman tahkimat durumunu, gaz ve ısı sensörlerinin gerekli yerde ve sayıda olup olmadığını, risk planının hazırlanıp hazırlanmadığını, patlama-göçük-gaz yoğunlaşması durumlarında yeterli düzeyde ekip, araç gereç bulunup bulunmadığını, haberleşme sistemlerini, çalışanların tahliye edilebileceği yerlerin durumunu, havalandırmanın yeterliliğini, tahlisiye istasyonunu ve ekiplerinin olup olmadığını rahatlıkla görebilir. çalışma bakanlığı denetçilerinin soma madencilik’le ilgili raporu söylendiği gibi 1 sayfa ise işçilerin “en lüks otellerde yiyip içip gidiyorlar” sözleri daha da anlamlıdır.

                mevzuat hazırlama ve denetleme sorumluluğu olan çalışma bakanlığı bu katliamın ortağıdır. kaldı ki; yaşam odalarını zorunlu kılan uluslararası sözleşmeyi, çalışma yaşamıyla ilgili avrupa birliği mevzuatını onaylamayan, iç mevzuatta zorunlu yapmayan iktidar bu suçtan kaçamaz,  alt düzey teknik eleman ve işçileri yargı önüne atarak sorumluluktan kurtulamaz.

                soma madenlerinin mülkiyeti t

ürkiye kömür işletmeleri (tki)’ne dolayısıyla enerji bakanlığı’na ait. İhaleye çıkan, şartnameyi hazırlayan, firmaların yeterliliğini değerlendiren, madencilik sektörünü düzenleyen bakanlık; soma madenlerinin sahibi olarak üst (ana) işverendir.

                soma madencilik rödevans (işletme hakkı) sözleşmesiyle aldığı madeni tki hesabına işletmektedir. sözleşmede  devlet adına alım garantisi olması bile tki’nin (enerji bakanlığı’nın) üst işveren olduğunu göstermektedir. bu nedenle ihale sürecinden yüzlerce madencinin katledildiği ana kadar geçen süreçte enerji bakanlığı sorumlu ve suçludur. (kaldı ki, bu madenin açılışını enerji bakanı taner yıldız’ın yaptığını, açılışta ülkenin en güvenlikli madeni olarak sunulduğunu, belki bu nedenle –bile- denetim yapılmadığı, yapılamadığı gözden uzak tutulmamalıdır.)

                katliamın ilk saatlerinde sendikanın yaptığı açıklama ile tayyip erdoğan’ın “fıtrat”, “mesleğin kaderi” vurgulu açıklamaları birbirine ne kadar benziyor. Moda deyimle paralel… sendikayı sonra ne gördük, ne duyduk…

                bir ocakta iş güvenliği, işçi sağlığı önlemleri göz göre göre hiçe sayılırken, “ekipbaşı”, “dayıbaşı” gibi adlarla hiçbir eğitimden geçirilmeyen insanlar ocağa, ölüm-yaralanma pahasına yerin derinliklerine itilirken susan, göz yuman sendika yönetimi de suçludur. yasal olarak suçlanamasa da; ekonomik-demokratik hak örgütü, sınıf örgütü olan sendika üyesi olsun olmasın insanların ölüme gönderilmesine sessiz kalarak cinayete ortak olmuştur. ayrıca işçilerin iş kanunu, toplu iş sözleşmesi, yönetmelik gibi mevzuattan doğan haklarının bilince çıkarılması, meşru hak alma ve direnme yollarının bilince çıkarılması, içselleştirilmesi, savunulması için üzerine düşeni yapmadığı ortadadır. (bu durum ülkemizdeki birçok sendika için geçerlidir.)

                özelleştirme taşeronlaştırma, esnekleştirme konularında çokça yazıldı, çizildi. ancak iş cinayetleri boyutuyla yeni yeni kamuoyu oluşmaya başlamıştır. 10 yıl iş cinayetleri bilançosu 14.000 ölüdür. 1995- 2010 tarihleri arasında maden kazalarında 2915 kişinin yaşamını yitirmesi, 326 bini kişinin yaralanması gerçeğinden hareketle sendikaların, meslek örgütlerinin ve sınıf adına siyaset yapanların politika üretmeleri ve yaşam hakkı üzerinden direniş geliştirmeleri zorunlu ve meşrudur.

                tayyip erdoğan soma’da 19 yüzyıl ingiltere’sinden, 20. Yüzyıl abd’sinden örnek verince kızdık, bizimle dalga geçtiğini söyledik; oysa haklıydı. çalışma yaşamı, işçi sağlığı, iş güvenliği önlemleri sermayenin ve sermayenin bugünkü iktidarı akp faşizminin insan canına- yaşamına verdiği önem 19 yüzyıl vahşi kapitalizminin çok uzağında değildir. örneğin soma’da vardiya değişiminin ayakta (madenin üretim yapılan noktası) yapılması (böylece bir işçinin 7,5 saatlik çalışmasının dışında geliş ve gidişte geçen süreyle birlikte en az 9-10 saati ocak içinde geçmektedir), ücretler düşünüldüğünde çok fark olmadığı görülecektir. kaldı ki, diğer sektörlerde 1 milyona yakın çocuk işçi, aile işlerinde çalışanlarla 8 milyonu aşan çocuk işçi tam da 18.-19. yüzyıl avrupa’sının yansımasıdır.

                tam da bu nedenle bizim 19. yüzyıl avrupa işçi sınıfının başladığı yerden başlayarak örgütlenmemiz; “fıtrat”, “kader” , “yasallık” gibi engelleyici söylemleri, algıyı elimizin tersiyle kenara iterek; “yaşama hakkı”, “insanca çalışma koşulları”, “üretenlerin yönetmesi” gibi meşru ve hukuki taleplerimizi savunmamız gerekmektedir. bunun gerisine düşen her davranış, eylem ve düşünce işçilerin canını, sağlığını, geleceğini yitirdiği, patronların kazandığı, yönetenlerin patronlar için yasalar çıkardığı sömürü düzeninin sürmesi anlamına gelmektedir.


salim çalık

18 Mart 2014 Salı

madenci anıtı

ölümün çetelesi tutuluyor
kentimin orta yerinde
ciğerleri tükenmiş
bir madenci zonguldak

bakmayın adının anıt oluşuna
yılda bir günlük saygı duruşuna

adları bronz levhalara işlenmiş
beşbin insan beşbin can
taş çağı kadar uzaktalar
bronz ağlıyor
mermer çatlıyor utancından

salim çalık
                
















YEDİ MART SEKSENÜÇ ÜÇ MART DOKSANİKİ VE TÜM MADEN ŞEHİTLERİNE

hangi köyün yüreği / hangi ananın gözyaşları / tutabilir yasınızı // bilmem kaç yedi kat altında / yatarken yerin / okuttular kur’an’ınızı / yatış şeklinizi bile bilmeden // ilk size kuruldu/ cenazesiz gömütlükler/ -dünyada yüreğim gömüt size-// bilmem kaç yedi kat altında yerin / yatarken sizler / yemin ettim böylesinin sürmeyeceğine // yemin ettim/ yatış şeklinizi bilmeden// bilin ki dostlarım / dimdik ve ayaktasınız / yüreğim gömüt size...// Armutçuk-Kozlu 10/03/92 / salim çalık / GÜLMEKLE AĞLAMAK ARASI (sf.36)

geleceğe dikiliyor gömüt taşları



biliyorum
kendisini kirleterek tükeniyor
umutla süslenmiş gelecek günler

şimdi
bir bir içime gömülüyor
yaşamda alacağı kalan çocuklar
ömrü metaya değişilen işçiler
içime gömülüyor
töreye kurban edilen kadınlar
ve karşılıklı dağlara sürülüyor gençler
gömüt taşları geleceğe dikiliyor
gömüt taşları iki parça yüreğime

şimdi
tepeden tırnağa utançla
__ipe çekiyorum mutluluk düşlerimi
acı ve hüzün ötesi yaralı duygularla
__tenime gömüyorum gülüşlerimi

………………kasım-aralık 2007
salim çalık