HOŞ GELDİNİZ

maden ve madenciliğe ilişkin yazı, fotoğraf, belge ve bilgilerin paylaşılması amacıyla hazırladığım bu sayfaya isteyen herkes katkı sunabilir. bilgi örgütlendikçe anlam kazanır, insan öğrendikçe...

üretim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
üretim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mayıs 2013 Salı

düzen























düzen

bu kapkaç
      yazı tura
bu
     ya batım ya çıkım
kumar
    piyango
bağlıyor insanları
derin ve ayılınmaz uykulara

                                Ağustos 1989
                                  salim çalık
erkene alınmış bir ölümün ertelenmiş şiiri (s.7)


17 Mart 2013 Pazar

ŞAŞIRACAK NE VAR



           Özelleştirmenin ilk tartışılmaya başlandığı yıllardan günümüze kadar emeği, üretim kültürünün önemini, devletin ekonomideki yerini koruması gerektiğini söyleyenlere “bakın; Sovyetler bile çöktü.Siz neyi savunuyorsunuz.” denerek karşı çıkıldı. Özelleştirmeye ve oluşturulmak istenen tüketim kültürüne karşı çıkanlar bir dönem ‘dinozor’ olarak tanımlandılar.

        ‘Serbest Piyasa Ekonomisi’ olarak sunulan ekonomi politikalarının, vahşi kapitalizmin kendisi olduğunu söyleyenlere “insanların özgürce istediği malı üretmesini, tüketmesini istemiyor musunuz?” diyerek yanıt verdiklerini sandılar.

      Emeğin korunması gerektiğini, üretimin artırılması için istihdam alanlarının açılması gerektiğini söyleyenlere “bütün dünyada devletler üretimden çekiliyor. Siz KİT’lerin arpalık ve devletin sırtında yük olarak kalmasını mı istiyorsunuz?” dediler...Bu yaklaşım öylesine tabulaştırıldı ki Meslek Yüksek Okulu’nda aynı görüşleri dile getirdiğimde hocalarımdan birisi “ne kadar geri kafalısın” demişti. Düşüncelerin özgürce ifade edilmesi gereken, özgür düşüncenin öğretildiği yüksek okullarda bile buna benzer eleştirilere tahammül edemez hale geldik.


SAHTE İLAÇ,SAHTE RAKI ve (SAHTE İNSAN)

        Şaşırıyorum. Bu şaşkınlığım sahte ilaç, sahte rakı haberlerine gösterilen tepkilere. Halbuki bu insanlar da özgürce üretip, satıyorlar. Alanlar özgürce tüketiyor. Serbest Piyasa’ nın gereği bu. Uluslararası büyük ilaç firmalarının ürettikleri ilaçları ilk önce geri kalmış ülkelere göndererek, bu ülke halklarını çaktırmadan denek olarak kullandıklarını birlikte okumadık mı? Birçok büyük kozmetik üreticisinin halen daha kanser etkisi yapan, sera gazı özelliği bulunan ürünlerle parfüm, sprey ürettiğini unuttuk mu? İşte birkaç tanesi: CK One, Eternity for men, Eternity for women, N5, Coty, Poison, Venderbilt, Sunset, XS Excess pour homme, Le Male, White musk gibi 36 ünlü parfüm...(1)

          Bunlara neden şaşırmıyoruz? Sahte ilacı, sahte rakıyı haber yapanlar bunları neden atlıyor? En önemlisi de bir insan nasıl olur da para kazanmak için diğer insanların yaşamıyla oynayabilir? Ben bu sorunun sorularak yanıtlanmasını beklerdim. Bu soruyu da soran çıkmadı. Bu üretim biçiminin nasıl olup da rahatça piyasaya açılabildiğini de soran yok. yoklar o kadar çok ki...

         Daha çok kar, daha çok para kazanmak bir dönem sonra, nasıl olursa olsun daha çok kazanmak olarak dönüşüme uğruyor. Çünkü insanların tüketime yönlendirilmesi için yapılanlara bakmak, üretimin nasıl gerçekleştirileceğinin ip uçlarını da veriyor. İnsanın ihtiyacı olup olmadığının önemi kalmıyor. Reklamlarla, tv ve gazetelerdeki haberlerle bir tüketim kültürü de oluşturuyorlar. İhtiyacı olmadığı halde tüketen insanların olduğu bir piyasada, hak etmediği halde ve yasadışı yollarla para kazanmak da sonuç olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü körüklenmiş tüketimini yapabilmesi için kazanabileceğinden, harcayabileceğinden fazlasına ihtiyacı var insanların. Buna sahte insan diyorum. Kendisi olamayan, kararlarını kendisi veremeyen, tüketim alışkanlıkları reklamlar, mankenler, magazin sayfaları tarafından kolayca belirlenebilen insan tipi.

HER ÖZGÜRLÜK SINIRLIDIR

            Gerçekte bu konu uzun araştırmalar ve ciddi eğitim politikalarıyla açığa çıkarılması gereken bir konu. Ancak insanların kolayca para kazanmalarının yüceltildiği ve kamusal güvenceden yoksun bırakıldığı her ekonomik model herşeyin sahtesini üretecektir. Bir not düşmekte yarar görüyorum. Nüfusuna göre oranlandığında cezaevlerinde en fazla tutuklu bulunan ülke ABD. En fazla suç işlenen ülke İzlanda. En çok idam cezası uygulayan ülkelerin başında ABD geliyor. En az suç işlenen ülkeler arasında batılı ülkeler yok denecek kadar az. Demek istediğim özgürlük tanımını insanın doğal yapısından soyutlayarak yaparsanız, üretim ve tüketim ilişkilerini, insani gereksinimlere göre belirleyip bu konuda kültür oluşturmazsanız işte size özgürlükler ülkesi örneği. En fazla suçlu bulunan ülke.     İnsan hiçbir davranışıyla ne kendisine ne de başkalarına zarar verme özgürlüğüne sahip değildir. Siyasi iktidarlardan, patronumuzdan, yerel yöneticilerimizden, komşularımızdan hakkımız olanı isterken hakkımızdan ve ihtiyacımızdan fazlasını istememeyi de öğrenmek ve öğretmek zorundayız. İzlediğiniz belgesellerde tok bir yırtıcı hayvanın avlandığını gördünüz mü? Söylemek istediğim: Doğallığını koruyan hiçbir canlı tüketim çılgınlığına yönelmiyor. Yaşadığı çevreyi tahrip etmiyor. Diğer canlılara zarar vermiyor. İnsan hariç.
            Sahi son yıllarda ekonomik içerikli suçlarda neden patlama yaşanıyor? Son dört yılda ülkemizde 22 cezaevi kurulmasına neden olan unsurlar nelerdir? Merak etmeyelim mi?
(1) Birgün Gazetesi 20.02.2005  Sf.20

2005/ salim çalık

12 Temmuz 2009 Pazar

ARMUTÇUK’TA DEVLET DEPREMİ

(Kısa Tarihçe)

Bilinen kaynaklarda Armutçuk adına değilse de buraya bağlı olarak çalışmış ve çalışmakta olan işletmelerin adlarına rastlanabilmektedir. Ayrıntılı tarih ve kesin bilgi olmadığı için, Armutçuk’un kömür işletmeciliğiyle varolduğundan yola çıkarak varsayımlarda bulunmakla yetineceğiz.
1. Armutçuk kömürün bulunduğu (resmi kaynaklara göre 1822-Gemici Hacı İsmail ve 1829 Uzun Mehmet) Köseağzı mevkiine en yakın üretim bölgesi olduğundan, 1848 yılında başlayan kömür üretiminin ilk noktası olabilir.
2. Başlangıçta idari olarak Kastamonu’ya bağlı olan Ereğli ve Zonguldak hakkında tutulan kayıtlarda (1869 Kastamonu Salnamesi) Ereğli Kömür Maden-i Hümayunu’na ilişkin bilgiler verilirken; Kozlu,Kilimli, Devrek ve Alacaağzı kömür ocaklarından söz edilmektedir. Bilindiği gibi Alacaağzı Armutçuk’a bağlı bir üretim bölgesidir.
3. Havza’da büyük iş kazalarına ait ilk kayıt 1913 Çamlı grizusudur.
4. Madenlerin devletleştirilmesi kapsamında 1924-1926 yıllarında İş Bankası destekli kurulan üç şirketten biri Kireçlik Kömürleri T.A.Ş. daha sonra Armutçuk’a bağlanmıştır.
5. Madenlerin 1937 yılında Etibank tarafından satın alınmaya başlanmış ve 1940’ta tümüyle devletleştirilmesinden sonra Armutçuk Kömür İşletmeleri ve Ereğli Kömürleri İşletmesi olarak iki birimde yapılandırılıp TKİ’ye devredilmiştir.

Bu 5 olgu, Armutçuk’un bir yerleşim birimi olarak tarihinin 1850 yılına dek inebileceğini göstermektedir. Armutçuk’ta devlet depreminden önce yaşanan yerli ve yabancı yağmanın boyutlarını bilmenin bugün yaşananlara ışık tutabileceği kanaatindeyiz.
İlk kömür üretimi (1848) bölgenin padişah tarafından 300 altın karşılığı Galatalı Ermeni Sarraf Grubu’na kiralanmasıyla başlamıştır. Ardından sırasıyla; 1854-1855’te İngilizler, 1865-1883’te Ereğli Livası Kaymakamı Dilaver Paşa, 1874 Gürcü Kumpanyası, 1882’de İngiliz-Fransız şirketleri, 1883’te Ermeni Karamanya ve Sarıcazadeler Kumpanyası, 1908-1914’te İtalyan-Yunan sermayedarları, Belçikalılar, 1914-1920 Harp Kömür Merkezi (Almanlar), 1926 Türk Kömür Madenleri T.A.Ş., Kireçlik Kömür İletmeleri, Kozlu Kömür İşletmeleri (İş Bankası), 1937-1957 Etibank, 1957-1983 Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) ocakları işletmişlerdir. 1983 yılında Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) kurularak, maden havzası kağıt üzerinde özerk bir yapıya kavuşturulmuştur.

ÜRETİM ve KENTLEŞME

1800’lü yılların sonuna doğru Zonguldak’ın nüfusu 30 bin civarında olup, nüfusun % 56’sı gayri müslimdir. Ereğli içinde aynı şeyleri söylemek mümkündür. Buna rağmen hem savaş hem de barış dönemlerinde Bahriye Nezareti, Dilaver Paşa ve Sarıcazadeler dönemleri dışında havzadaki maden ocakları, merkez atelyeleri ve limanlar emperyalist ülkelerle işbirliği içindeki yerli azınlıklar ve işgal kuvvetleri tarafından işletilmiştir. ABD ve Rusya dışında havzaya ve Armutçuk’a girmeyen devlet yoktur.
İşgal ve koruma altında kömür çıkarmanın bir sonucu olarak bölge yağmalanmıştır. En verimli damarlar hızlı, ucuz ve kolay üretim için feda edilmiş, galeri açma sırasında bir engelle karşılaşıldığında başka bir yere geçilmiş, terk edilen ocak ve galerilerde ise yangın çıktığı için üretim yapılamamıştır.Kalan kömürleri almak maliyeti karşılamaz olmuş, bu üretim biçimi devletleştirme sonrası da devam etmiştir.
Elde kesin ve sayısal bilgi olmamakla birlikte Dilaver Paşa Dönemi’nde başta Zonguldak ve Ereğli’ nin köyleri olmak üzere Bolu, Çankırı, Kastamonu illerinden de köylüler ocaklarda çalışmaya zorlanmış, bu bölgelerden askere alınanlar ocaklara gönderilmiştir. Derme çatma barakalarda (yaz mevsiminde ocak başlarında) kalan işçilerin o günkü çalışma koşulları ve saatleri bilinmiyor. Ancak Dilaver Paşa Nizamnamesi’ne göre (Kanun Hükmünde Kararname gibi) 13-50 yaş arası tüm erkekler çalışmaya zorlanmıştır. Bu durum yaş düzenlemesiyle Cumhuriyet döneminde de sürmüş, mükellefiyet diyemeyen halk arasında “kellefiyet” olarak adlandırılmıştır. 1930’lu yıllarda ise ceza indirimi karşılığı mahkumlar çalıştırılmış, Zonguldak ve köylerinden askere gidenler ocaklara gönderilmiştir. Ayrıca iş kanunlarında Zonguldak’a ilişkin düzenleme yetkisi EKİ ve Zonguldak Çalışma Müdürü’ne bırakılmıştır. 1940 yılından sonra kömür üretimi hızla artarken işçilerin ve ailelerinin temel gereksinimlerine dönük alt yapı yatırımları da başlamıştır.
Bölgenin ilk maden işçilerinin çalışma koşullarına ışık tutması açısından 1967 yılında Zonguldak’ta 2700 kişinin madene bağlı meslek hastalığına yakalanıp iş göremez olduğunu bilmek gerekir.


Armutçuk başlangıç açısından Zonguldak ve Ereğli’den hızlı büyümüştür. Ocaklar açılmadan önce sıfır nüfus, 1987 yılında çevresiyle birlikte 30.000 kişi. 1980 yılına kadar işletme düzeyinde 5 ocak Çamlı ve Kandilli’de yıkama-yükleme tesisleri, buhar tribünlü elektrik santralı (1974’te söküldü ve binası halen Kandilli’deki aspratör binası olarak kullanılıyor.), Ereğli’ye demiryolu (2000 yılında devre dışı bırakıldı), 40 yataklı hastane (1980’de malzeme ve çalışanları başka hastanelere gönderildi.Şu an başhekimlik), 4 ekonoma (üçü yıkıldı), 1 özel ilkokul, 1 özel ortaokul (Milli Eğitim’e bağlandı), Kireçlik, Kandilli, Yayla, Çamlı, Uzun Mehmet, Kızılsu gibi yerleşim yerlerinin AKİ tarafından kurulması hızlı büyümenin göstergesidir.
1960 yılında kurulan Armutçuk Lavvarı, 1966’da hizmete giren Yeni Kuyu, 1980’li yıllarda 5000’i aşan çalışan işçi sayısı Armutçuk’un ülkedeki birçok ilçeden fazla nüfusa ulaşmasını sağlamıştır.
Malzeme ve kömür naklinin kolay olması nedeniyle ilk üretim yerlerinin deniz kenarları olmasına koşut olarak yerleşim yerleri de deniz kenarlarına kurulmuştur. (Çamlı, Kandilli, Kireçlik). Daha sonra üretim yerlerinin iç kesimlere kaymasıyla kent 1960’tan itibaren bugünkü sınırları içinde büyümeye başlamıştır. Bugünkü Alacaağzı İşletmesi (92) ve Yeni Kuyu’nun çalışmaya başlamasıyla ilk sivil evler Pazaryeri’nde kurulmuştur. Daha sonra Geyikbeli, Merkez, Şehitlik ve Yeni Mahalle kurulmuştur. Nüfusun tamamına yakını göç ederek bölgeye gelenlerden oluşmuştur. İdari olarak Gökçeler ve Keşkek Köyü muhtarlıklarına bağlı olduğundan madenle büyüyen bölge hakkında da düzenli bilgi yoktur. (Nüfus hareketleri, okur -yazar oranı, çalışan -çalışmayan nüfus oranı, maden dışı geçim kaynakları vb)

ARMUTÇUK’TA DEVLET DEPREMİ

1987 yılında gazeteci Behzat Atalar önderliğinde ilçe yapılması için çalışılmış, ancak belde yapılarak idari büyümesi engellenmiştir. Yakın olmalarına rağmen Aşağı Kandilli, Kızılsu, Neyrendere, Açıkhava mahalleleri belediye sınırları dışında bırakılmış, bu yerler 1994 yılında Gökçeler Belediyesi’ ne bağlanarak iç içe iki belde yaratılmıştır. Böylece kaynak savurganlığı yanında karmaşaya ve küçülmeye neden olunmuştur.
Genelde Zonguldak’ta, özelde Armutçuk’ta devlet depreminin başlangıç tarihi 1973 yılıdır. Bu yıl dünya petrol krizinin yaşandığı yıl olmasının yanında, ülkemizin ilk kez taşkömürü ithal ettiği yıldır. Kömür üretiminin artırılması için kaynak ve olanak yaratmak yerine ithalata bu yıllarda başlanmıştır. Unutulmamalıdır ki, EKİ kömür ihraç etmiş bir kurumdur. Günümüzde ise yurt içi gereksinimin yüzde otuzunu karşılayamaz durumdadır.
1980 yılına dek duraklama yaşayan bölge 1980’den itibaren hastanenin taşınmasıyla birlikte gerilemeye başlamıştır. 1983’te okulların Milli Eğitim’e bağlanması Yayla Mahallesi, 92 Kuyubaşı ve Kireçlik’teki sinemaların yakılıp yıkılması (ıskat edilmesi) bu günlerin habercisi olmuştur. Bu süreçte 1983 grizusunda doktor ve ekipman bulunmadığı için kurtarılabilecek en az 50 kişinin ölümü; meslek liseleri, kolej, yüksekokul sınavlarında yüzde altmışlara varan başarının yüzde beşlere düşmesi, kültürel etkinliklerde gerileme gibi olumsuzlar yaşanmıştır.
1987 yılına kadar bölgenin yol, su, elektrik, kanalizasyon, çevre düzenlemesi,öğrenci taşımacılığı spor kulüplerinin desteklenmesi, Ereğli pazaryerlerine yolcu taşımacılığı, itfaiye hizmetleri,kamusal binaların bakımı, yakacak yardımı, plajların işletilmesi gibi yüzlerce hizmeti veren TTK’nın bu hizmetleri bırakmasıyla birlikte göç tersine dönmüş, emekli olanlar yok pahasına evlerini satarak (şu anda 2,5-3 milyar) Marmara Bölgesi’ne , çalışmakta olanlar ise Ereğli ve Alaplı’ya taşınmışlardır. 1990 sonrası Özalist politikaların uygulanmaya başlamasıyla işçi sayısı 1600’e düşmüş (2000 yılında alınan 410 yeni işçiyle sayı 2000 olmuştur), Armutçuk ve Gökçeler’in toplam nüfusları 15 bin dolaylarına gerilemiştir.
1996 yılından sonra işçilerin boşalttığı lojmanlar Kandilli başta olmak üzere tamamen işletme elemanları tarafından yıkılmıştır. Yeni pavyon binalarının ve yemekhanenin Sağlık Bakanlığı’na kiralanması nedeniyle Alacaağzı Bölümü’ndeki pavyon binalarından biri ve Marmara depremi sonrası depremzedeler gelecek düşüncesiyle ikinci blok da onarılmıştır. Geleceğe ilişkin planlamadan yoksun olarak yıkılan bina ve tesislerin ne ekonomik değeri, ne başka amaçlar için kullanma düşüncesi, ne de bütün Avrupalı ulusların izlerini taşımasından dolayı tarihsel önemi dikkate alınmış, üretim alanları daraldıkça, işçiler boşalttıkça tüm yapılar ıskat edilmiştir.
26 yıl önce var olan elektrik santralını söken devlet bugün Köseağzı’na termik santral yapmaya yöneliyor. (Denize ve doğal dokuya vereceği zarar bilinmesine ve Yatağan’da net olarak görülmesine rağmen) Helvacı Gölü kıyısında tuğla üreterek Yayla Mahallesi’ni kuran, Kandilli sahilinde işlettiği kireç ocağı ile ihtiyacını karşılayan kurumun bu çalışmalarını durduran devlet bugün, Zonguldak’ı kömüre bağımlı olmaktan kurtarmayı düşlüyor. Aynı devlet 1919 yılında üretilmiş deniz vincinin, Kandili motor garajındaki onlarca (tonluk) arabanın ve ocak motorunun çürümesine seyirci kalıyor.
Devlet 1950’li yıllara kadar bölgenin köylülerini, askerlerini, mahkumlarını mükellefiyetle ocağa sokarak yarattığı değerleri ve çektirdiği acıları bölgeyi yok ederek yeniden yaşatıyor. 1980 yılında ülkenin en gelişmiş 5. kenti olan, ulusal gelire yüzde 10 katkı sağlayan Zonguldak “70 cent” yatırıma muhtaç duruma düşürülmüştür. Kent sosyal devletin “devletinden başka” herşeyini yitirmektedir.Tansu Çiller’in deyimiyle “son komünist kale yıkılmıştır.”

YIKIMIN İZLEYİCİLERİ ve SORMMLULARI

Bir zamanlar işletmenin yaptığı futbol sahasına 2 yıldır yapmaya çalışan DSP’li vekil Boray Baycık kaç izleyici bekliyor stada? İşletmenin yaptığı ve düğünler dışında atıl duran kapalı spor salonunda kaç maç oynandı bugüne dek? Üstelik vekilimiz Boray Baycık bir zamanlar oturduğu ev, eğlendiği sinema, yemek yediği misafirhane, dinlendiği plaj yıkılırken sessiz kalmış, Armutçuklu olduğunu Kandillililer Derneği dışında unutmuş, stat sorumlusu olmuştur. Oysa bir zamanlar benim de öğretmenliğimi yapan eşinin görev yaptığı Armutçuk Özel Ortaokulu’nun (diğer okullarla birlikte) içinde bulunduğu durumla ilgilenmemektedir.
Bu yazı yazıldıktan 5 yıl sonra başka bir (iddialı) hükümet işbaşında. 2002 yılından 2004 yılı yerel seçimlerine kadar AKP’nin bölge milletvekilleri (özellikle Fazlı Erdoğan), il ve ilçe yöneticileri, seçimlerde aday gösterdikleri kişiler binlerce kişilik mitinglerde TTK’ya, özellikle de Armutçuk’a işçi alma sözü verdiler. Bu sözler verildiğinde TTK’da 16 bin, Armutçuk’ta 2 bin kişi çalışıyordu. Bugün bu sayı sırasıyla 12000 ve 1200’dür. Armutçuk (genelde Zonguldak) terk edildikçe var olan tüm değerler yok olmakta, göç edenler ise gittikleri yerlerde altyapı, istihdam. uyumsuzluk gibi ekonomik ve sosyal sorunlara neden olmaktadırlar. Yani Zonguldak’a yatırım yapmak göçü ve neden olduğu sorunları da durduracaktır.
Bilinmelidir ki, devlet kömür üretimi yerine ithal etmeyi sürdürdükçe, TTK’yı üretim, planlama, istihdam, yatırım, ihracat-ithalat konularında özerk ve yetkili kılmadıkça, özelleştirmeyi yeni bir din gibi kutsamayı sürdürdükçe Armutçuk altın arayıcılarının terk ettiği Amerikan kasabalarına dönecektir.
Biz, ekonomik seçimlerimizde sayısal karşılaştırmalar kadar sosyal-kültürel ve ideolojik karşılaştırmalar yapmadıkça Armutçuk’un (en azından) 20 yılını anımsamadıkça nasıl bir devlet istediğimizin yanıtının yarısını veremeyiz.
Bu yazıyı hazırlarken bölgeyi yönetenlerin hemen hemen tamamının bölgenin tarihi hakkında bilgi yoksunu olduğunu gördüm. Armutçuk’ta ilk kömür üretim tarihine ilişkin 1926’dan öncesine ilişkin bilgi ve kaynak sahibi kimsenin olmayışı acı bir gerçek olarak karşımıza çıktı. Cumhuriyet’in 75., Osmanlı’nın 700. yılını kutlamak, ülkeyi var eden bir kurumun işletmesi hakkında tarihsiz olduklarının ayırdında bile değiller. Beyinleri ıskat edilmiş olanlar yaşananları ekonomiyle açıklamaya devam ediyorlar.
NOTLAR:
1) Bu yazının amacı, resmi belge, ansiklopedik bilgi ve anlatımlardan yola çıkarak geçmişte devlet içinde devlet diyebileceğimiz (Zonguldak) Armutçuk’un özelleştirme politikaları ve 24 Ocak 1980 kararları sonrası başlayan sosyal-ekonomik-fiziki devlet yıkımının boyutlarını sergileyebilme çabasıdır.
2) Armutçuk; Gökçeler ve Keşkek Köylerinin kesişme noktasında kurulduğu için nüfusu 10 bini geçememiş (köylerde sayılmıştır), bu nedenle Ereğli ve Zonguldak hakkındaki incelemelerde kömür üretimi dışında bilgi verilmemiştir.
3) Armutçuk Beldesi’nin adı daha sonra Kandilli olarak değiştirildiği için, yazı içinde geçen Kandilli adı deniz kenarındaki bölgeyi (Aşağı Kandilli’yi) anlatmaktadır.
4) Sağlam duran son ekonoma da 2003 yılında ıskat edildi. 2004’te yıkımına başlandı.
5) İşçi sayısı 2005 yılı Nisan ayı itibarıyla 1360’a düştü. (160 memur hariç)
6) 1940’lı yıllarda Alacaağzı’nda buhar tribünlü bir santral olduğu bilinmekte, yıkım tarihi bilinmiyor.
7) 2005 yılı itibarıyla Armutçuk ve Gökçeler’in nüfusu 8 bin civarına düşmüştür.
8) DSP’nin kurmayı planladığı termik santral projesi askıdadır. Hükümetin nükleer santral hesapları nedeniyle muhtemelen iptal edildi.
9) Onarılan pavyonlar (işçi yurtları)2002’de tamamen hizmet dışı bırakılmıştır. Binalar duruyor.
10) Hastane Sağlık Bakanlığı’na devri sonrası 1 doktor ve 1 hemşireli Sağlık Ocağı’na dönüştürüldü.
11) 2000 yılında işe giren yeni işçilerin bir kısmının Armutçuk’a taşınması, emekli olanların bir kısmının terk etmesi sonucu yerli (Ereğlili) nüfus yoğunlaşarak, Trabzonlular’dan sonra ikinci büyük grubu oluşturdu.
12) Alacaağzı İşletmesi’nin üretimi 2003 yılı ortalarında durduruldu. 2005 yılında yapılan ihaleyle 10 yıllık sözleşmeyle özelleştirildi.
13) Gökçeler Beldesi’ne bağlı Aşağı Kandilli’de 1 aile kalmıştır. En son boşaltılan evler de yıkılmıştır. Burada bulunan ve deniz kenarına inmekte kullanılan payton (varagel) tarihi yanı ve ilgi çeken özelliği nedeniyle Armutçuk’a gelenlerin ilk ziyaret yerlerindendir. Üzerinde 1919 tarihini taşıyan deniz vinci burada bulunmaktadır.
14) Bu yazıda Armutçuk olarak belirtilen yerleşim yerinin adı daha sonra Kandilli olarak değiştirilmiştir.
15) AKP Hükümeti re’sen emekliliği sürdürerek ve işçi alımı ve özel sektörle birlikte 10 milyon ton kömür üretimi için söz vermesine rağmen işçi almayarak, yatırım yapmayarak Armutçuk’un (genelde Zonguldak’ın) yıkımına, küçülmesine neden olan politikalarında ısrar etmektedir.
16) Kandilli deniz kenarındaki aspratör (eski santral) santral binasının da yıkılması düşünülmektedir.
17) Ayrı ayrı örgütlenen Kandilli ve Gökçeler Belediyeleri borç batağında oldukları için hizmet üretemez durumdadırlar. Bu bölgeye iki belediye fazladır. Doğru olan birleştirilmeleridir.
18) 2005 yılı itibariyle TTK’nın toplam kömür üretimi 1.9 milyon ton dolayını düşmüştür.
19) AKP dahil hemen hemen hiçbir partinin Zonguldak’ın sorunlarına ilişkin somut, inandırıcı ve halkın onaylayabileceği, anlayabileceği bir projesi bulunmamaktadır.
20) Armutçuk’taki PTT Müdürlüğü kapatılarak yalnızca telefon ücretinin alındığı ve posta hizmeti verilen bir yapıya indirgenmiştir.
21) AKP Hükümeti ile ilgili bölüm 20 Kasım 2005 tarihinde, yeni yayım için eklenmiştir.

(Bu yazının not 2’ye kadar olan kısmı ÖDP Zonguldak İl Örgütü’nün yayın organı olan GÖKKUŞAĞI Dergisi’ nin 8. (Haziran 2000) sayısında yayımlanmıştır.)
2005 yılında Kdz Ereğli Gündem Gazetesi’nde yayımlanmıştır.
Antoloji com adlı sitede çeşitli grupların tartışma sayfalarında yayımlanmıştır.
http://salimcalikarmutcuk.spaces.live.com/default.aspx?_c02_owner=1 spaces sayfamda yayımdadır.

YEDİ MART SEKSENÜÇ ÜÇ MART DOKSANİKİ VE TÜM MADEN ŞEHİTLERİNE

hangi köyün yüreği / hangi ananın gözyaşları / tutabilir yasınızı // bilmem kaç yedi kat altında / yatarken yerin / okuttular kur’an’ınızı / yatış şeklinizi bile bilmeden // ilk size kuruldu/ cenazesiz gömütlükler/ -dünyada yüreğim gömüt size-// bilmem kaç yedi kat altında yerin / yatarken sizler / yemin ettim böylesinin sürmeyeceğine // yemin ettim/ yatış şeklinizi bilmeden// bilin ki dostlarım / dimdik ve ayaktasınız / yüreğim gömüt size...// Armutçuk-Kozlu 10/03/92 / salim çalık / GÜLMEKLE AĞLAMAK ARASI (sf.36)

geleceğe dikiliyor gömüt taşları



biliyorum
kendisini kirleterek tükeniyor
umutla süslenmiş gelecek günler

şimdi
bir bir içime gömülüyor
yaşamda alacağı kalan çocuklar
ömrü metaya değişilen işçiler
içime gömülüyor
töreye kurban edilen kadınlar
ve karşılıklı dağlara sürülüyor gençler
gömüt taşları geleceğe dikiliyor
gömüt taşları iki parça yüreğime

şimdi
tepeden tırnağa utançla
__ipe çekiyorum mutluluk düşlerimi
acı ve hüzün ötesi yaralı duygularla
__tenime gömüyorum gülüşlerimi

………………kasım-aralık 2007
salim çalık