HOŞ GELDİNİZ

maden ve madenciliğe ilişkin yazı, fotoğraf, belge ve bilgilerin paylaşılması amacıyla hazırladığım bu sayfaya isteyen herkes katkı sunabilir. bilgi örgütlendikçe anlam kazanır, insan öğrendikçe...

soma katliamı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
soma katliamı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Nisan 2015 Perşembe

madenciye 2 gün hafta tatili (soma katliamının bedeli- unutma ! )


yazmamak için epey direndim... ancak öylesine abartılmış ve nasıl gerçekleştiği unutulmuş ki; MADENCİYE, 2 ASGARİ ÜCRET TUTARINDA MAAŞ ve 2 GÜN HAFTA TATİLİ yasallaştıktan sonra, haklı bir sevinçle birlikte bir haksızlık da yapılıyor bilmeden, ayrımına varılmadan...

arkadaşlar 2 ASGARİ ÜCRET TUTARINDA ÜCRET ve önce 36 saatlik haftalık çalışma süresi (uymayınca) haftalık 37,5 saat çalışma ve 2 GÜN HAFTA TATİLİ NEYİN SONUCU GERÇEKLEŞTİ, UNUTTUNUZ MU?

soma katliamı sonrası 301 madenci katledildikten sonra iktidar tepkileri önlemek ve "vicdanları satın almak için" çalışma süresi, ücretlerde iyileştirme, ölenlerin yakınlarına ev, psikolojik destek, denetimlerin gözden geçirilmesi, mevzuatın yeniden yazılması gibi onlarca söz vermişti... unuttunuz mu?

işte 2 ASGARİ ÜCRET TUTARINDA MAAŞ ve HAFTALIK 37,5 SAATLİK ÇALIŞMA ve 2 HAFTA TATİLİ BİZLERE 301 MADENCİ ARKADAŞIMIZIN CANLARININ BEDELİ OLARAK VERİLDİ... yani ömürleri çalınan, artık gün ışığı göremeyecek olan can'ların bedeli olarak.....

bu yüzden bu yasal düzenlemeyle ilgili yazıp çizerken, sevincimizi ifade ederken;

1) soma'da katledilen arkadaşlarımızı unutmadığımızı gösteren bir iki cümle yazmak, olanak varsa mahkemelerine giderek fiili destek vermek borcumuzdur.

2) iktidar söz verdiği işçi sağlığı ve iş güvenliğine ilişkin yasal düzenlemeleri hala daha yapmış değil. evet insanca bir ücret ve 2 gün hafta tatili hakkımızdır, bunun için sevinilmesi olağandır. FAKAT ALDIĞIMIZ ÜCRETİ HARCAYABİLMEK, 2 GÜN HAFTA TATİLİNİ KULLANABİLMEK İÇİN YAŞAMAMIZ GEREKİYOR. BU NEDENLE DE YAPILAN DÜZENLEMELERDEKİ BU EKSİKLİKLERİ DİLE GETİRMEK, SENDİKALARI ZORLAMAK, BULUNDUĞUMUZ HER ORTAMDA İŞÇİLERİN İŞ CİNAYETLERİNDE ÖLDÜRÜLMEMESİ İÇİN SAVAŞIM VERMENİN ALTINI ÇİZMEMİZ ZORUNLUDUR...

(bu arada kamu kurumu olan ttk dahil bir çok şirketin 2 asgari ücret tutarında maaş vermediğini, verenlerin de bankamatik önünde beklettikleri adamları aracılığıyla işçilerin ellerinden eski maaşlarından fazlasını aldıklarını not olarak düşmemiz gerekiyor.)

salim çalık

21 Nisan 2015 Salı

"Deniz olsam isyanım kıyılara vururdu,..."

“Siz hiç kucağınıza ölmüş bir evladınızı aldınız mı?”

ölmüş babanızı, ölmüş kocanızı, ölmüş sevgilinizi, ölmüş dostunuzu… SİZ HİÇ KUCAĞINIZA ÖLMÜŞ BİR İNSANI ALDINIZ MI?

sanırım anaların, eşlerin, sevgililerin dile getiremedikleri fakat söylemek istedikleri aşağıdaki cümlelerdir…
……….
ekmek parası diyerek göçtük geldik buraya. kocam göçükte kalıp öldü; bana da kan parası verdiler.
ölmek için bu kadar yol gelmeye gerek var mıydı? köyümüzde kalsaydık ya da açlıktan ikimiz birlikte ölseydik…
kimse anlamıyor; verilen kan parası, dul maaşıyla aldığım ekmeği yerken sevdiğimin etini çiğniyormuş gibi oluyorum… kimse anlamıyor; derdim para değil, çalınan ömrümüz ve yaşayamadıklarımız…

…….
ellerin…
grizuda yanmış bir madencinin yüreğiyle yanar
ellerin…
üreten ve yaratan ellerin ve seven ellerin
yitirilmiş sevdiğinin yüreğince kanar
………..
soma katliamında oğlu kader yıldırım’ı yitiren anne elmas kaya, duruşma sırasında; “Deniz olsam isyanım kıyılara vururdu, bize bunların yalanlarını hikayelerini dinletiyorsunuz. Onlara bir şunu sorar mısınız: Siz hiç kucağınıza ölmüş bir evladınızı aldınız mı?”
.........
ve çocuklarına miras bırakıp ölümü
ve madenciliği
gün geldi jandarma zoruyla
gün geldi açlık belasına
boynunu büküp kazma salladı
bu halk…
yaşadığımız bu kent
bu ışıklı gece, tenimizdeki bu sıcaklık
kaç ölümle yaratıldı
bilseniz kaç cana maloldu

……..bu yaldız yaldız şehir

salim çalık

11 Mart 2015 Çarşamba

kömüre kurulu ömür-ler

ermenek (karaman) 22 kasım 2003-10 madenci
küre (kastamonu) 08 eylül 2004- 19 madenci
dursunbeyli (balıkesir) 02 haziran 2006- 17 madenci
mustafakemalpaşa (bursa)11 aralık 2009- 19 madenci
dursunbeyli (balıkesir) 24 şubat 2010- 13 madenci
karadon (zonguldak) 17.mayıs 2010- 30 madenci
afşin elbistan 09 şubat 2011- 10 madenci
kozlu (zonguldak) 08 ocak 2013- 8 madenci
soma (manisa) 13 mayıs 2014- 301 madenci
ermenek (karaman) 28 ekim 2014- 18 madenci


yukarıdaki veriler son 13 yıl içinde madenlerde yaşanan toplu ölümlere ait veriler... bunların çoğu medyada haber oldu, birçoğu ilk günlerde bizi sarstı...
oysa bir de medyada haber olamayan, tek tek yaşanan ve/ veya gizlenen ölümler var ki, yalnızca ölenin ailesi, akraba ve arkadaşları biliyor, acı düştüğü yerde kalıyor...

madenciler ekmek parası için çalışmaya değil de, savaşmaya gidiyorlar sanki...son 49 yılda almanya'da 1 kişinin bile ölmediğini, avrupa'nın en büyük kömür ocaklarını işleten ülkelerde ölüm yaşanmadığını bilmek bizim ölümlerimizi daha da dramatik kılıyor... üretilen kömür oranı ve çalıştırılan işçi sayısına göre düşünüldüğünde ülkemizdeki madenci ölümleri çin'i de geçmiş durumda....

nevzat candan 15 yıllık maden işçisiydi... geride bir eş, iki çocuk bıraktı... madenci (emekçi) ölümlerini geride kalanlar açısından da düşünmek zorundayız... yalnızca acının en sıcak olduğu anda değil, daha daha sonrası için de... eşini yitirmiş bir kadının, babasını yitirmiş çocukların bir ömür taşıyacakları yoksunlukları da düşünmek zorundayız...

hangi üretim, hangi değer, hangi zenginlik bir eşin, bir babanın yerini tutabilir...? kimin böylesi ölümlere göz yummaya, fıtrat saymaya hakkı var? ekmeğin bedeli can olmuş bu ülkede, kimin ekmeğimize, emeğimize kan sıçratmaya hakkı var...?

nevzat candan ve yaşamları kömüre yeğ tutulmuş tüm madencilerin ışıklar içinde uyuması, kalanların kanla yıkanmış ekmeklerine, canlarına ve madenlere sahip çıkmaları umuduyla, umudumuzla....

salim çalık

4 Aralık 2014 Perşembe

4 aralık dünya madenciler günü/ analım mı, kutlayalım mı?

























bilmezsiniz ki

tek başına bir bakış mıdır
____kapılarda asılı duran
bu gözler

siz bilmezsiniz ki
___içinde ölüm de olan
_____kafeslere binmeden
sevdiğinden bir parça alır
__yanlarında taşır madenciler

tek başına bir veda mıdır
___dudaklara kazınmış
_____bu hoşça kal
siz bilmezsiniz ki
kocası eve dönemeyen bu kentin kadınlarını
babası ocakta kaldığında ölümü öğrenen çocukları

siz bilmezsiniz ki
ışığınıza ve ısınıza
____kaç can karıştığını

salim çalık

öldüremezlerse işten çıkarma tehdidiyle kölelik ücretine tutsak etmeye çalışıyorlar; bunu başaramazlarsa işten çıkarıyorlar. açıkça söylemedikleri şey: SİZ NEDEN ÖLMEDİNİZ?

sermaye ve iktidarlar için bir makina kadar değerimizin olmadığını görmek, bilmek, anlamak zorundayız. iş makinalarının sigortasını yaptıran, yağına-suyuna dikkat ettiren sermaye çalıştırdığı işçinin çalışma koşullarını da, yaşam düzeyini de umursamıyor... 

çalışma bakanlığı'nın çalışma yaşamını düzenlemek, denetlemek gibi görevleri olmasına rağmen; "araya giren 50 hatırlı kişinin" isteklerine göre iş yapıyor. denetlediği ocaklarda kitleler halinde ölüyoruz... sonradan buralara küçük para cezaları kesildiğini, ölüme gönderildiğimizi öğreniyoruz....

şimdi de 2 asgari ücreti vermek istemeyenler işten çıkarmalarla, işten çıkarma tehditleriyle bizleri işverenlere karşı rehine olarak kullanıyor. sektörel gelirler açısından bakıldığında türkiye'de ve dünyada en kazançlı sektör olan madencilikte patronlar işçilere 2 asgari ücreti çok görüyorlar. bunu da devletin sırtına yıkmaya çalışıyorlar. işin doğrusu sürekli özelleştirmeden dem vuran akp iktidarı maden şirketlerinin taleplerini kabul etme yolunda. yani devlet destekli özel maden işletmeciliği... yani kamuyu kambur gören iktidar özel sektörü milletin- devletin sırtına bindirecek... bunun için de işçilerin ikna edilmesi gerekiyor. zonguldak'ta, soma'da, ermenek'te, aydın'da vd. işten çıkarmaların, çıkarma listelerinin asılarak işçilerin tedirgin edilmesinin arkasında yatan gerçek budur. BİZLER ÖLÜMÜ GÖRÜP SITMAYA RAZI OLURKEN, DEVLETİN ÖZEL MADEN PATRONLARINA KAYNAK AKTARMASININ DA GEREKÇESİ OLACAĞIZ... " İSTİHDAM ve İŞÇİLERİN EKMEK PARASI "

bu nedenle sınıf eksenli bir örgütlenme ve savaşım kaçınılmazdır. özel maden patronlarına devletin kasasından kaynak aktarılması yerine tüm madenlerin çalışanlarıyla birlikte kamulaştırılmasını, iş cinayetlerinde sorumluluğu olanların cinayetten yargılanmalarını sağlayacak bir örgütlenme... patronla işbirliği yapan sendikaları yerle bir ederek, söz yetki ve karanın çalışanlarda olduğu; üreten biziz yöneten de biz olacağız şiarına uygun bir örgütlenme... tabanın tavanın olmadığı, yönetenin yönetilenin olmadığı bir sınıf örgütlenmesi...

bunu başaramazsak 4 aralık dünya madenciler günü kutlamaları yerine anmalarına tutsak oluruz...

salim çalık


30 Ekim 2014 Perşembe

ss'ler

ermenek'teki ocağın (görünen) sahibi; "bu olay önlenemez bir kaza. trafik kazası gibi"
akp'li burhan kuzu "sel felaketi"

SERMAYE- SİYASET- (SARI) SENDİKA- TERÖRÜ (ve İŞBİRLİKÇİ MEDYA)

salim çalık





kara düzen yönetim, kara düzen işletmecilik

maden işçilerinin ücretlerinin 2 asgari ücret tutarından az olamayacağı ve günlük çalışma saatinin 6 saati geçemeyeceğini düzenleyen torba yasa sonrası; zonguldak, aydın, soma vb. birçok maden işletmesinde olduğu gibi; eremenek'teki bu ocağın patronu da maliyetleri gerekçe yaparak işçileri eve gönderdi ve eyleme zorladı...

bu ocakta 1 ay üretim yapılmadı, çalışılmadı. madencilikten az çok anlayan herkes bilir ki; 10-15 gün çalışılmayan, yeterince bakım yapılmayan (suyu dışarı basılmayan, gazı ölçülmeyen, tahkimatları ocak içi direkleri kontrol edilmeyen vb.) ocaklarda risk artar.

bu ocağın yakınlarında bir baraj olduğu, konya havzasının yeraltı su yapısı dikkate alındığında ocak içi çalışmalarda 25 metrelik kontrol sondajlarıyla gaz ve suyun durumunun ölçülmesi gerekirdi. bunun yapılmadığı kesin görünüyor... bu kontrol sondajları madenciliğin olmazsa olmazlarındandır. ister18 işçinin sular altında kaldığı ocağın yanındaki terk edilmiş ocakta biriken suyun, ister yeraltı su kaynaklarının sonucunda olsun; bu sondajlar yapılmış olsaydı çalışma yapılan yer ile su arasındaki duvar kalınlığı da görülebilirdi.

kozlu'da yapılmayan bu sondajlar metan degajına yol açıp 8 madencinin göçükte kalarak ölümüne yol açmıştı, sanırım ermenek'te de boğulmalarına yol açacak...

ermenek’te ocak içindeki suyun tahliye edilmesi için bahçe sulamakta kullanılan hortumlardan az daha büyük hortumlar kullanılıyor. oysa 1992 yılındaki kozlu grizusu sonrası ocaklardaki yangını söndürmek için bütün ocak suyla doldurulmuş, sonra su tekrar dışarı tahliye edilmiştir. buradaki su miktarı bin ton değil, milyon tonla ifade edilebilecek miktardaydı ve günde 30 bin tona yakın su tahliye edilebiliyordu. anlayamadığım enerji bakanlığı ttk’nın bu araç gereçlerini neden kullanmıyor; dönemin yönetici ve teknik elemanlarından bilgi almıyor?

İktidar bir yasa çıkarıyor, işveren görünümlü sermaye teröristleri uygulamıyor; kimse de “kardeşim herkes yasalara uymak zorundadır” diyemiyor… birileri bakıyor madencilikte iyi para var, iktidar gelecek yılların elektrik üretimini termik santrallere bağlamış, %40’a çıkarma kararı almış; bakkal dükkanı açar gibi maden ocağı açmış… devlet memur, işçi alımlarında diploma, branş şartları koyarak yoksulların imanını gevretirken; maden şirketi kuruyorum diyenlere deneyim, bilgi, sermaye birikimi, yeterlilik gibi soruları sormadan ruhsat veriyor.

sonuç; ermenek, soma, mustafa kemal paşa, dursunbeyli, afşin elbistan, kozlu, karadon…. yani kara düzen yönetim, kara düzen işletmecilik...

salim çalık

canlarımızdır bizim maliyetimiz

Osman Çoksöyler
Hüsnü Çolak
Ali Haznedar
Kerim Haznedar
Mehmet Tokat
Hüseyin Çolak
İsa Gözbaşı
Bahri Üzer
Kamil Yaman
Tezcan Gökçe
Uğur İlhan
Hüseyin Gültekin
İsmail Gürses
Mehmet Baha
Mehmet Özcan
Hasan Tuncer
Recep Çiloğlu ,
Ömer Cansu

her zaman olduğu gibi hepsinin adı UMUT şimdi. "umut fakirin ekmeği ye babam ye" demekten vazgeçip, UMUT'un yanına kavgayı, bilimi, dayanışmayı eklemek zorundayız. sözleşmeyle, savaşımla alınamayan ücret artışları, emeklilik yaşının düşürülmesi, çalışma sürelerinin düzenlenmesi gibi haklar 301 MADENCİNİN BEDELİ olarak verildi bize. 

umut olmamakla birlikte, yeniden ocak başlarında çakılı kalmamak için, yaşama hakkımız için, sevdiklerimiz için, insan olduğumuz için İŞÇİ SAĞLIĞI ve İŞ GÜVENLİĞİ düzenlemeleri ve denetimlerin bağımsız, özerk (içinde emek örgütlerinin de olduğu) kurullar tarafından yapılması için ayağa kalmak zorundayız.

bizi işsizlikle tehdit edip, kendileri hesabına eyleme zorlayan patronlar için değil can güvenliğimiz için ayağa kalkmak zorundayız.

patronların maliyetleri için yeni düzenlemeler yapan iktidara; İŞÇİLERİN MALİYETİ CANLARI OLUYOR ! MALİYETLERİMİZİ EN AZA İNDİRECEK (CAN GÜVENLİĞİMİZİ SAĞLAYACAK) DÜZENLEMELER İSTİYORUZ DİYEREK AYAĞA KALKMA ZAMANIDIR...


salim çalık

suçluyuz, suçlusunuz, suçlular

"...
MÜJDEYİ KAYMAKAM VERDİ
İşçilerin Uşak'ta bekleyişi sürerken müjdeli haberi Soma Kaymakamı Bahattin Atçı verdi. Kaymakam Atçı yaptığı açıklamada, “İŞKUR Genel Müdürü ile gece görüştük. Perşembe günü paraların ödeneceği söylendi. Paralar İŞKUR'dan ödenecek. Ardından kurum ödemeyi şirketten tahsil edecek. İşçilerimiz şu an Ankara yolunda. Arayıp kendilerini bilgilendireceğiz. Hayırlısı olsun” dedi.
Uşak'a giden işçilerin Uşak ve Manisa Valisi ile görüştüğü, taleplerinin gerekli yerlere iletileceğinin belirtilmesi üzere otobüslerle Soma'ya hareket ettiği öğrenildi."

2 gün önce "soma'lı madenciler haklarını almak için ankara'ya yürüyorlar" şamatası böyle sonuçlandı. bu alıntı kendisine sol'cu süsü veren bir gazeteye ait. fakat yürüyüş başladıktan sonra bir çok çevre, parti, "sınıf" adına söz söylediğini iddia eden gazete, site ve kişi benzer bir abartıyla haber geçtiler...


ilk sözüm tv.lere bağlanıp "dönmeyeceğiz" iddiasıyla açıklama yapan işçi ve sendikacılara (genel olarak işçilere)... nazım'ın söylediği gibi..."akrep gibisin kardeşim..."

ikinci sözüm bu yürüyüş oyununu araştırmadan, incelemeden haber yapanlara; kitle kuyrukçuluğu yapıyorsunuz. yanlarına bile uğramadığınız, halini hatırını ancak büyük katliamlarda sorduğunuz işçilerin kullanıldığını görmeniz için ne gerekiyordu? yaptığınız-verdiğiniz haberle toplumu, yüzünü işçilere dönmüş olanları yanıltmaya, (hatta) umutlandırmaya ne hakkınız vardı? işçilerin soma'ya dönüşlerini niye haber yapmadınız?

üçüncü sözüm partilere; soma'da veya ermenek'te oy aldığınız seçmenlerden, üyelerinizden ölenler olmadı mı? neden idari-adli süreçlerde resmen müdahillik talebinde bulunmuyorsunuz? başka konu ve olaylarda onbinlerle alanlara çıkıyorsunuz da, işçiler onar onar, yüzer yüzer ölürken nerelerdesiniz?

dördüncü sözüm meslek örgütlerine; siz neden bu katliamların fikri takibi ve raporlama işinin bir adım ötesine geçip, mahkemelerde müdahil olmuyorsunuz? tamam üyeleriniz de töhmet altında. iki arada bir derede kalmış gibisiniz; iyi de insanlar ölüyor, katlediliyor...

beşinci sözüm sermayeye ve iktidara; bu ülkede terörün her türünü (pkk, trafik, erkek vb.) yaratıyor, haberlerini yaptırıyorsunuz. önlem almayarak, hazırladığınız yasa ve yönetmeliklere uyulmasını sağlamayarak, iç ve bakanlık denetimlerini yapmayarak, rant ve kar uğruna ölümlere göz yumarak, umursamayarak SERMAYE TERÖRÜ yaratıyorsunuz. ve yarattığınız bu terör her yıl yaklaşık 1500 kişinin ölümüyle sonuçlanıyor, suçlusunuz...

salim çalık

20 Mayıs 2014 Salı

SO-R-MA: 6 milyon ton kömür/ çalınan yüzlerce ömür


                soma katliamı… söze nasıl başlayacağımızı bilemediğimiz, ne kadar konuşsak ve yazsak yine de çok eksiklikler bırakacağımızı bildiğimiz bir cinayetle karşı karşıyayız.

                edindiğimiz bilgilerin bir bölümü tartışmaya açık olsa da; inkar edilemez, saklanamaz somut gerçekler de var elimizde. bu gerçekler bile devletin ilgili kurumlarının (çalışma bakanlığı- enerji  bakanlığı ve bu bakanlıklara bağlı alt birimlerin), soma madencilik a.ş’nin, örgütlü sendikanın el birliği ile örgütlü denebilecek biçimde bu cinayeti katliama, neredeyse soykırıma dönüştürdüklerini göstermektedir.

                tüm tanık anlatımları ve şirketin sahibinin cinayet öncesindeki açıklamaları insanlık dışı bir üretim zorlamasının olduğunu gösteriyor. şirket sahibi daha önce yaptığı açıklamaların birinde; söz konusu madende “yıllık 6 milyon ton kömür ürettiğini”, “devletin 130 dolara çıkardığı kömürü 23,80 dolara çıkardığını” övünçle, üstü örtük biçimde diğer maden şirketlerini, en çok da türkiye kömür işletmeleri (tki)’ni küçümseyerek anlatmıştır.

                işçiler ise “ekipbaşı”, “dayıbaşı” gibi adlarla madene işçi (köle) sağlayan gerçekte taşerona karşılık gelen uygulamaların varlığını anlatırlarken; “üretilen kömür oranına paralel prim aldıklarını, bu nedenle ekipbaşıların işçileri zorladıklarını belirtmektedirler. (07 mart 1983’te türkiye taşkömürü kurumu –ttk- armutçuk müessesesi’nde patlayan grizunun temel nedenlerinden biri prim sistemiydi. daha çok prim almak için yapılan ihmaller, alınmayan önlemler 103 kişinin ölümüyle sonuçlanmıştım. daha sonra ttk bu prim sistemini terk etti.)

                her insanın fiziki olarak sürdürebileceği bir çalışma temposu vardır. bu temponun zorlanması bile kazaların hazırlayıcısı olabilir. yeraltı madenciliğinde işçiliğin yanında belirleyici ve ötelenemez durumlar vardır; ve bunlar bilimsel olarak ortaya konmuştur. ocağın tahkimatının nasıl olacağı, havalandırmasında dikkat edilecek unsurlar, elektrik-mekanik araçların kullanımı, gaz ve ısı ölçer sensörlerin yerleştirileceği yerler ve sayıları, acil durumlarda iş sırasını-görevleri-sorumluları gösteren risk planı, tahlisiye istasyonları ve bu istasyonlardaki ekiplerin eğitimi vb.

                soma’da bilirkişi ön raporu da gösterdi ki, bu ocakta günler öncesine dayanan bir yanma, tahkimat eksikliği ve içten yanmanın (büyük olasılıkla) açık aleve dönüşerek çökmeye (göçüğe) yol açması durumu yaşandı. Söylenen iki yalan; hem enerji bakanının “trafo patlaması” (daha ocaktan bilgi gelmeden yaptığı –aceleci ! – açıklaması, hem de şirketin yaptığı “ani karbonmonoksit yükselmesi” açıklaması boşa çıktı. şirket bu açıklamayı yaparken karbonmonoksit gazının yanmayla oluştuğunu ve bir anda yükselemeyeceğini, kömürün oksijenle temas hızı, oranı ve süresine bağlı olarak günler, hatta aylar alabileceğini bilmiyor olabilir mi sorusu anlamlı mı bilmiyorum ! (şirkete göre karbonmonoksit oranı 3 dakikada 500 ppm’e çıkmış. oysa yeraltında lağım atıldığı anlarda bile (barutla patlatma) bu oranın görülmesi olası değil. bu ancak yanma sonucu olabilecek bir orandır.) enerji bakanı bir mühendis olarak bir trafo patlamasının böyle bir yangına yol açmayacağını, açmaması gerektiğini bilmiyor olabilir mi? yeraltı madenciliğinde elektrik trafolarının korunaklı, dış koşullardan etkilenmeyecek, dışarısını da etkilemeyecek biçimde yerleştirilmesi gerektiğini bile bile iki gün boyunca trafo patlaması demesindeki ısrar anlamlı değil mi?

                şu ana kadar ki tüm net bilgiler, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin üretim zorlaması ve yüksek kar hırsına kurban edildiğini gösteriyor. Patronun “devletin 130 dolara çıkardığı kömürü 23,80 dolara çıkarıyorum” sözü gerçekte; enerji-işçilik ve sarf malzemesi dışında hiçbir harcama yapmadığını itirafıdır. yeteri kadar tahkimat malzemesi kullanılmadığı, yeteri kadar sensör (ölçüm cihazı) yerleştirilmediği, yaşam odaları yapılmadığı, mevzuata uygun maske alınmadığı, tahlisiye istasyonu ve ekibinin oluşturulmadığı vb. daha nasıl itiraf edilebilir ki? Sermaye ağzıyla söylersem; en zorunlu, yaşamsal  “yatırımları” yapmadan türkiye’nin en büyük maden üreticisi olmuş bir şirket ve patron var karşımızda.    

                işçiler; “amirler bir hafta önceden müfettiş geleceğini biliyordu” diyorlar. denetimin önceden haber verilmesi ayrı bir tartışma konusu. ancak meslek bilgisi olan her mühendis (hatta deneyimli işçi), bir ocağa girdiği zaman tahkimat durumunu, gaz ve ısı sensörlerinin gerekli yerde ve sayıda olup olmadığını, risk planının hazırlanıp hazırlanmadığını, patlama-göçük-gaz yoğunlaşması durumlarında yeterli düzeyde ekip, araç gereç bulunup bulunmadığını, haberleşme sistemlerini, çalışanların tahliye edilebileceği yerlerin durumunu, havalandırmanın yeterliliğini, tahlisiye istasyonunu ve ekiplerinin olup olmadığını rahatlıkla görebilir. çalışma bakanlığı denetçilerinin soma madencilik’le ilgili raporu söylendiği gibi 1 sayfa ise işçilerin “en lüks otellerde yiyip içip gidiyorlar” sözleri daha da anlamlıdır.

                mevzuat hazırlama ve denetleme sorumluluğu olan çalışma bakanlığı bu katliamın ortağıdır. kaldı ki; yaşam odalarını zorunlu kılan uluslararası sözleşmeyi, çalışma yaşamıyla ilgili avrupa birliği mevzuatını onaylamayan, iç mevzuatta zorunlu yapmayan iktidar bu suçtan kaçamaz,  alt düzey teknik eleman ve işçileri yargı önüne atarak sorumluluktan kurtulamaz.

                soma madenlerinin mülkiyeti t

ürkiye kömür işletmeleri (tki)’ne dolayısıyla enerji bakanlığı’na ait. İhaleye çıkan, şartnameyi hazırlayan, firmaların yeterliliğini değerlendiren, madencilik sektörünü düzenleyen bakanlık; soma madenlerinin sahibi olarak üst (ana) işverendir.

                soma madencilik rödevans (işletme hakkı) sözleşmesiyle aldığı madeni tki hesabına işletmektedir. sözleşmede  devlet adına alım garantisi olması bile tki’nin (enerji bakanlığı’nın) üst işveren olduğunu göstermektedir. bu nedenle ihale sürecinden yüzlerce madencinin katledildiği ana kadar geçen süreçte enerji bakanlığı sorumlu ve suçludur. (kaldı ki, bu madenin açılışını enerji bakanı taner yıldız’ın yaptığını, açılışta ülkenin en güvenlikli madeni olarak sunulduğunu, belki bu nedenle –bile- denetim yapılmadığı, yapılamadığı gözden uzak tutulmamalıdır.)

                katliamın ilk saatlerinde sendikanın yaptığı açıklama ile tayyip erdoğan’ın “fıtrat”, “mesleğin kaderi” vurgulu açıklamaları birbirine ne kadar benziyor. Moda deyimle paralel… sendikayı sonra ne gördük, ne duyduk…

                bir ocakta iş güvenliği, işçi sağlığı önlemleri göz göre göre hiçe sayılırken, “ekipbaşı”, “dayıbaşı” gibi adlarla hiçbir eğitimden geçirilmeyen insanlar ocağa, ölüm-yaralanma pahasına yerin derinliklerine itilirken susan, göz yuman sendika yönetimi de suçludur. yasal olarak suçlanamasa da; ekonomik-demokratik hak örgütü, sınıf örgütü olan sendika üyesi olsun olmasın insanların ölüme gönderilmesine sessiz kalarak cinayete ortak olmuştur. ayrıca işçilerin iş kanunu, toplu iş sözleşmesi, yönetmelik gibi mevzuattan doğan haklarının bilince çıkarılması, meşru hak alma ve direnme yollarının bilince çıkarılması, içselleştirilmesi, savunulması için üzerine düşeni yapmadığı ortadadır. (bu durum ülkemizdeki birçok sendika için geçerlidir.)

                özelleştirme taşeronlaştırma, esnekleştirme konularında çokça yazıldı, çizildi. ancak iş cinayetleri boyutuyla yeni yeni kamuoyu oluşmaya başlamıştır. 10 yıl iş cinayetleri bilançosu 14.000 ölüdür. 1995- 2010 tarihleri arasında maden kazalarında 2915 kişinin yaşamını yitirmesi, 326 bini kişinin yaralanması gerçeğinden hareketle sendikaların, meslek örgütlerinin ve sınıf adına siyaset yapanların politika üretmeleri ve yaşam hakkı üzerinden direniş geliştirmeleri zorunlu ve meşrudur.

                tayyip erdoğan soma’da 19 yüzyıl ingiltere’sinden, 20. Yüzyıl abd’sinden örnek verince kızdık, bizimle dalga geçtiğini söyledik; oysa haklıydı. çalışma yaşamı, işçi sağlığı, iş güvenliği önlemleri sermayenin ve sermayenin bugünkü iktidarı akp faşizminin insan canına- yaşamına verdiği önem 19 yüzyıl vahşi kapitalizminin çok uzağında değildir. örneğin soma’da vardiya değişiminin ayakta (madenin üretim yapılan noktası) yapılması (böylece bir işçinin 7,5 saatlik çalışmasının dışında geliş ve gidişte geçen süreyle birlikte en az 9-10 saati ocak içinde geçmektedir), ücretler düşünüldüğünde çok fark olmadığı görülecektir. kaldı ki, diğer sektörlerde 1 milyona yakın çocuk işçi, aile işlerinde çalışanlarla 8 milyonu aşan çocuk işçi tam da 18.-19. yüzyıl avrupa’sının yansımasıdır.

                tam da bu nedenle bizim 19. yüzyıl avrupa işçi sınıfının başladığı yerden başlayarak örgütlenmemiz; “fıtrat”, “kader” , “yasallık” gibi engelleyici söylemleri, algıyı elimizin tersiyle kenara iterek; “yaşama hakkı”, “insanca çalışma koşulları”, “üretenlerin yönetmesi” gibi meşru ve hukuki taleplerimizi savunmamız gerekmektedir. bunun gerisine düşen her davranış, eylem ve düşünce işçilerin canını, sağlığını, geleceğini yitirdiği, patronların kazandığı, yönetenlerin patronlar için yasalar çıkardığı sömürü düzeninin sürmesi anlamına gelmektedir.


salim çalık

YEDİ MART SEKSENÜÇ ÜÇ MART DOKSANİKİ VE TÜM MADEN ŞEHİTLERİNE

hangi köyün yüreği / hangi ananın gözyaşları / tutabilir yasınızı // bilmem kaç yedi kat altında / yatarken yerin / okuttular kur’an’ınızı / yatış şeklinizi bile bilmeden // ilk size kuruldu/ cenazesiz gömütlükler/ -dünyada yüreğim gömüt size-// bilmem kaç yedi kat altında yerin / yatarken sizler / yemin ettim böylesinin sürmeyeceğine // yemin ettim/ yatış şeklinizi bilmeden// bilin ki dostlarım / dimdik ve ayaktasınız / yüreğim gömüt size...// Armutçuk-Kozlu 10/03/92 / salim çalık / GÜLMEKLE AĞLAMAK ARASI (sf.36)

geleceğe dikiliyor gömüt taşları



biliyorum
kendisini kirleterek tükeniyor
umutla süslenmiş gelecek günler

şimdi
bir bir içime gömülüyor
yaşamda alacağı kalan çocuklar
ömrü metaya değişilen işçiler
içime gömülüyor
töreye kurban edilen kadınlar
ve karşılıklı dağlara sürülüyor gençler
gömüt taşları geleceğe dikiliyor
gömüt taşları iki parça yüreğime

şimdi
tepeden tırnağa utançla
__ipe çekiyorum mutluluk düşlerimi
acı ve hüzün ötesi yaralı duygularla
__tenime gömüyorum gülüşlerimi

………………kasım-aralık 2007
salim çalık