HOŞ GELDİNİZ

maden ve madenciliğe ilişkin yazı, fotoğraf, belge ve bilgilerin paylaşılması amacıyla hazırladığım bu sayfaya isteyen herkes katkı sunabilir. bilgi örgütlendikçe anlam kazanır, insan öğrendikçe...

işçi sağlığı iş güvenliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
işçi sağlığı iş güvenliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ağustos 2015 Cumartesi

ne dersiniz...?


medyada yeterince yer almadığı, kendi önceliklerimiz unutturulduğu ve yavaş yavaş taraf olmaya zorlandığımız için gözümüzden kaçıyor...

geçtiğimiz hafta akp iktidarı madenlerde işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili patlamalara karşı önlemleri içeren düzenlemeyi 31.12.2019 tarihine kadar erteledi. yani maden işletmecileri 4 yıl daha şu anki güvenliksiz koşullarda işçi çalıştırma hakkını aldı. birşey daha olacak; soma'dan sonra gelişen duyarlılık ve tepkiler sonucu önlemler açısından yetersiz görülen 60 maden ocağı kapatılmıştı. şimdi bu erteleme ile bu ocaklar da açılabilecek...

ne dersiniz...?

aynı akp iktidarı 37 yerleşim yerini güvenlik bölgesi ilan etti. huzurun ve güvenliğin sağlanması için yapıldığı söylenen bu düzenlemede geçtiğimiz hafta yapıldı. bu 90'lı yıllardan bildiğimiz olağanüstü hal rejiminin yeni adı... güvenlik bölgesi... ve aynı sırada iç güvenlik paketi doğrultusunda vali ve kaymakamlara gözaltına aldırma yetkisi verildi/ anımsatıldı.

ne dersiniz ..?

bir de şöyle düşünsek diyorum; aynı iktidar 11 yılda 15.000'den fazla insanın ölümüne yol açan işçi sağlığı iş güvenliği ile ilgili olarak düzenleme yapmadığı gibi, madenlerle ilgili yaptığı düzenlemenin uygulamasını da 2019 yılı sonuna erteledi...

eğer söz konusu olan insan canı ise, huzur ise iki farklı uygulama aynı iktidar tarafından nasıl yapılabilir? yerleşim yerlerinin özel güvenlik bölgesi ilan edilmesini haklı buluyorsak, madenlerde patlamaları (grizu- toz patlaması vb) önleyecek düzenlemenin ertelenmesine nasıl karşı çıkabiliriz? ya da işçilerin ölümüne, öldürülmesine göz yummak anlamına gelen bu ertelemeyi yapacak kadar sermaye sever bir iktidarın güvenlikli bölge ilanı kuşku doğurmaz mı?


kendi sermaye gruplarını düşünerek madenlerde güvenlik önlemleri için gerekli işçi sağlığı iş güvenliği harcamalarından kurtaran akp iktidarının; ilk (erken/ yeniden) seçimde tek başına iktidar olabilmek için böylesi güvenlik uygulamalarına ve çatışmayı körükleyen politikalara yönelebileceği çok mu abartılı...?

söz konusu olan insan yaşamı ve huzur ise; sokaklarda aldığın önlemleri işyerlerinde de alırsın; en basit bir işçi-memur eylemine katılanlara bile terörist muamelesi yaparken işçilerin ölümüne yol açan patronlara da katil dersin ve gereğini yaparsın... o zaman belki inanırız samimiyetinize...

ne dersiniz...?

yani; armutçuk, kozlu, mustafakemalpaşa, karadon, dursunbeyli, soma, ermenek, afşin-elbistan, torunlar inşaat, yollarda öldürülen mevsimlik işçiler vd. unuttuk mu? peki faili meçhulleri, madımak'ı, diyarbakır cezaevi'ni, uludere'yi, hayata dönüş operasyonlarını, ergenekon-balyoz-kck davalarındaki saçmalıkları, pozantı cezaevi'nde çocuklara yapılanları, gezi eylemlerinde öldürülenleri vd. unuttuk mu? peki son 30 yılda bütün bunların yaşandığı bir ülkede ve rejimde, şu an yaşadıklarımıza kuşkuyla bakmamız gerekmez mi?




daha suriye var... ab-d ile yeniden geliştirilen "sıcak" ilişkiler ve üslerin kullanılmasına izin verilmesi var... iki gündür bazı alevi dernek yöneticilerine yönelik silahlı saldırılar var... ve bütün bunlar karşısında bir de haber kanalları var? kaçını duydunuz...? duymadıysanız daha da kuşkulu değil mi...?ne dersiniz...?


salim çalık

29 Nisan 2015 Çarşamba

kömür içinde



soluğumun gerisinde an'ın içinde
yürek çatladı çatlayacak
ne çok ölüyoruz/ ne çok kömür içinde
parçaları birbirine yabancı
kırık yaşam öyküleri galerilerde


salim çalık

23 Nisan 2015 Perşembe

madenciye 2 gün hafta tatili (soma katliamının bedeli- unutma ! )


yazmamak için epey direndim... ancak öylesine abartılmış ve nasıl gerçekleştiği unutulmuş ki; MADENCİYE, 2 ASGARİ ÜCRET TUTARINDA MAAŞ ve 2 GÜN HAFTA TATİLİ yasallaştıktan sonra, haklı bir sevinçle birlikte bir haksızlık da yapılıyor bilmeden, ayrımına varılmadan...

arkadaşlar 2 ASGARİ ÜCRET TUTARINDA ÜCRET ve önce 36 saatlik haftalık çalışma süresi (uymayınca) haftalık 37,5 saat çalışma ve 2 GÜN HAFTA TATİLİ NEYİN SONUCU GERÇEKLEŞTİ, UNUTTUNUZ MU?

soma katliamı sonrası 301 madenci katledildikten sonra iktidar tepkileri önlemek ve "vicdanları satın almak için" çalışma süresi, ücretlerde iyileştirme, ölenlerin yakınlarına ev, psikolojik destek, denetimlerin gözden geçirilmesi, mevzuatın yeniden yazılması gibi onlarca söz vermişti... unuttunuz mu?

işte 2 ASGARİ ÜCRET TUTARINDA MAAŞ ve HAFTALIK 37,5 SAATLİK ÇALIŞMA ve 2 HAFTA TATİLİ BİZLERE 301 MADENCİ ARKADAŞIMIZIN CANLARININ BEDELİ OLARAK VERİLDİ... yani ömürleri çalınan, artık gün ışığı göremeyecek olan can'ların bedeli olarak.....

bu yüzden bu yasal düzenlemeyle ilgili yazıp çizerken, sevincimizi ifade ederken;

1) soma'da katledilen arkadaşlarımızı unutmadığımızı gösteren bir iki cümle yazmak, olanak varsa mahkemelerine giderek fiili destek vermek borcumuzdur.

2) iktidar söz verdiği işçi sağlığı ve iş güvenliğine ilişkin yasal düzenlemeleri hala daha yapmış değil. evet insanca bir ücret ve 2 gün hafta tatili hakkımızdır, bunun için sevinilmesi olağandır. FAKAT ALDIĞIMIZ ÜCRETİ HARCAYABİLMEK, 2 GÜN HAFTA TATİLİNİ KULLANABİLMEK İÇİN YAŞAMAMIZ GEREKİYOR. BU NEDENLE DE YAPILAN DÜZENLEMELERDEKİ BU EKSİKLİKLERİ DİLE GETİRMEK, SENDİKALARI ZORLAMAK, BULUNDUĞUMUZ HER ORTAMDA İŞÇİLERİN İŞ CİNAYETLERİNDE ÖLDÜRÜLMEMESİ İÇİN SAVAŞIM VERMENİN ALTINI ÇİZMEMİZ ZORUNLUDUR...

(bu arada kamu kurumu olan ttk dahil bir çok şirketin 2 asgari ücret tutarında maaş vermediğini, verenlerin de bankamatik önünde beklettikleri adamları aracılığıyla işçilerin ellerinden eski maaşlarından fazlasını aldıklarını not olarak düşmemiz gerekiyor.)

salim çalık

3 Aralık 2014 Çarşamba

kaza da kader de değil; CİNAYET


işçi sağlığı iş güvenliği meclisi'nin verilerine göre;

2014 yılı kasım ayında 

İŞ CİNAYETLERİNDE 123 KİŞİ ÖLDÜRÜLDÜ...

öldürülenlerin;

1'i çocuk, 
3'ü göçmen, 
12'si kadın... 
31'i EMEKLİ...



20 Mayıs 2014 Salı

SO-R-MA: 6 milyon ton kömür/ çalınan yüzlerce ömür


                soma katliamı… söze nasıl başlayacağımızı bilemediğimiz, ne kadar konuşsak ve yazsak yine de çok eksiklikler bırakacağımızı bildiğimiz bir cinayetle karşı karşıyayız.

                edindiğimiz bilgilerin bir bölümü tartışmaya açık olsa da; inkar edilemez, saklanamaz somut gerçekler de var elimizde. bu gerçekler bile devletin ilgili kurumlarının (çalışma bakanlığı- enerji  bakanlığı ve bu bakanlıklara bağlı alt birimlerin), soma madencilik a.ş’nin, örgütlü sendikanın el birliği ile örgütlü denebilecek biçimde bu cinayeti katliama, neredeyse soykırıma dönüştürdüklerini göstermektedir.

                tüm tanık anlatımları ve şirketin sahibinin cinayet öncesindeki açıklamaları insanlık dışı bir üretim zorlamasının olduğunu gösteriyor. şirket sahibi daha önce yaptığı açıklamaların birinde; söz konusu madende “yıllık 6 milyon ton kömür ürettiğini”, “devletin 130 dolara çıkardığı kömürü 23,80 dolara çıkardığını” övünçle, üstü örtük biçimde diğer maden şirketlerini, en çok da türkiye kömür işletmeleri (tki)’ni küçümseyerek anlatmıştır.

                işçiler ise “ekipbaşı”, “dayıbaşı” gibi adlarla madene işçi (köle) sağlayan gerçekte taşerona karşılık gelen uygulamaların varlığını anlatırlarken; “üretilen kömür oranına paralel prim aldıklarını, bu nedenle ekipbaşıların işçileri zorladıklarını belirtmektedirler. (07 mart 1983’te türkiye taşkömürü kurumu –ttk- armutçuk müessesesi’nde patlayan grizunun temel nedenlerinden biri prim sistemiydi. daha çok prim almak için yapılan ihmaller, alınmayan önlemler 103 kişinin ölümüyle sonuçlanmıştım. daha sonra ttk bu prim sistemini terk etti.)

                her insanın fiziki olarak sürdürebileceği bir çalışma temposu vardır. bu temponun zorlanması bile kazaların hazırlayıcısı olabilir. yeraltı madenciliğinde işçiliğin yanında belirleyici ve ötelenemez durumlar vardır; ve bunlar bilimsel olarak ortaya konmuştur. ocağın tahkimatının nasıl olacağı, havalandırmasında dikkat edilecek unsurlar, elektrik-mekanik araçların kullanımı, gaz ve ısı ölçer sensörlerin yerleştirileceği yerler ve sayıları, acil durumlarda iş sırasını-görevleri-sorumluları gösteren risk planı, tahlisiye istasyonları ve bu istasyonlardaki ekiplerin eğitimi vb.

                soma’da bilirkişi ön raporu da gösterdi ki, bu ocakta günler öncesine dayanan bir yanma, tahkimat eksikliği ve içten yanmanın (büyük olasılıkla) açık aleve dönüşerek çökmeye (göçüğe) yol açması durumu yaşandı. Söylenen iki yalan; hem enerji bakanının “trafo patlaması” (daha ocaktan bilgi gelmeden yaptığı –aceleci ! – açıklaması, hem de şirketin yaptığı “ani karbonmonoksit yükselmesi” açıklaması boşa çıktı. şirket bu açıklamayı yaparken karbonmonoksit gazının yanmayla oluştuğunu ve bir anda yükselemeyeceğini, kömürün oksijenle temas hızı, oranı ve süresine bağlı olarak günler, hatta aylar alabileceğini bilmiyor olabilir mi sorusu anlamlı mı bilmiyorum ! (şirkete göre karbonmonoksit oranı 3 dakikada 500 ppm’e çıkmış. oysa yeraltında lağım atıldığı anlarda bile (barutla patlatma) bu oranın görülmesi olası değil. bu ancak yanma sonucu olabilecek bir orandır.) enerji bakanı bir mühendis olarak bir trafo patlamasının böyle bir yangına yol açmayacağını, açmaması gerektiğini bilmiyor olabilir mi? yeraltı madenciliğinde elektrik trafolarının korunaklı, dış koşullardan etkilenmeyecek, dışarısını da etkilemeyecek biçimde yerleştirilmesi gerektiğini bile bile iki gün boyunca trafo patlaması demesindeki ısrar anlamlı değil mi?

                şu ana kadar ki tüm net bilgiler, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin üretim zorlaması ve yüksek kar hırsına kurban edildiğini gösteriyor. Patronun “devletin 130 dolara çıkardığı kömürü 23,80 dolara çıkarıyorum” sözü gerçekte; enerji-işçilik ve sarf malzemesi dışında hiçbir harcama yapmadığını itirafıdır. yeteri kadar tahkimat malzemesi kullanılmadığı, yeteri kadar sensör (ölçüm cihazı) yerleştirilmediği, yaşam odaları yapılmadığı, mevzuata uygun maske alınmadığı, tahlisiye istasyonu ve ekibinin oluşturulmadığı vb. daha nasıl itiraf edilebilir ki? Sermaye ağzıyla söylersem; en zorunlu, yaşamsal  “yatırımları” yapmadan türkiye’nin en büyük maden üreticisi olmuş bir şirket ve patron var karşımızda.    

                işçiler; “amirler bir hafta önceden müfettiş geleceğini biliyordu” diyorlar. denetimin önceden haber verilmesi ayrı bir tartışma konusu. ancak meslek bilgisi olan her mühendis (hatta deneyimli işçi), bir ocağa girdiği zaman tahkimat durumunu, gaz ve ısı sensörlerinin gerekli yerde ve sayıda olup olmadığını, risk planının hazırlanıp hazırlanmadığını, patlama-göçük-gaz yoğunlaşması durumlarında yeterli düzeyde ekip, araç gereç bulunup bulunmadığını, haberleşme sistemlerini, çalışanların tahliye edilebileceği yerlerin durumunu, havalandırmanın yeterliliğini, tahlisiye istasyonunu ve ekiplerinin olup olmadığını rahatlıkla görebilir. çalışma bakanlığı denetçilerinin soma madencilik’le ilgili raporu söylendiği gibi 1 sayfa ise işçilerin “en lüks otellerde yiyip içip gidiyorlar” sözleri daha da anlamlıdır.

                mevzuat hazırlama ve denetleme sorumluluğu olan çalışma bakanlığı bu katliamın ortağıdır. kaldı ki; yaşam odalarını zorunlu kılan uluslararası sözleşmeyi, çalışma yaşamıyla ilgili avrupa birliği mevzuatını onaylamayan, iç mevzuatta zorunlu yapmayan iktidar bu suçtan kaçamaz,  alt düzey teknik eleman ve işçileri yargı önüne atarak sorumluluktan kurtulamaz.

                soma madenlerinin mülkiyeti t

ürkiye kömür işletmeleri (tki)’ne dolayısıyla enerji bakanlığı’na ait. İhaleye çıkan, şartnameyi hazırlayan, firmaların yeterliliğini değerlendiren, madencilik sektörünü düzenleyen bakanlık; soma madenlerinin sahibi olarak üst (ana) işverendir.

                soma madencilik rödevans (işletme hakkı) sözleşmesiyle aldığı madeni tki hesabına işletmektedir. sözleşmede  devlet adına alım garantisi olması bile tki’nin (enerji bakanlığı’nın) üst işveren olduğunu göstermektedir. bu nedenle ihale sürecinden yüzlerce madencinin katledildiği ana kadar geçen süreçte enerji bakanlığı sorumlu ve suçludur. (kaldı ki, bu madenin açılışını enerji bakanı taner yıldız’ın yaptığını, açılışta ülkenin en güvenlikli madeni olarak sunulduğunu, belki bu nedenle –bile- denetim yapılmadığı, yapılamadığı gözden uzak tutulmamalıdır.)

                katliamın ilk saatlerinde sendikanın yaptığı açıklama ile tayyip erdoğan’ın “fıtrat”, “mesleğin kaderi” vurgulu açıklamaları birbirine ne kadar benziyor. Moda deyimle paralel… sendikayı sonra ne gördük, ne duyduk…

                bir ocakta iş güvenliği, işçi sağlığı önlemleri göz göre göre hiçe sayılırken, “ekipbaşı”, “dayıbaşı” gibi adlarla hiçbir eğitimden geçirilmeyen insanlar ocağa, ölüm-yaralanma pahasına yerin derinliklerine itilirken susan, göz yuman sendika yönetimi de suçludur. yasal olarak suçlanamasa da; ekonomik-demokratik hak örgütü, sınıf örgütü olan sendika üyesi olsun olmasın insanların ölüme gönderilmesine sessiz kalarak cinayete ortak olmuştur. ayrıca işçilerin iş kanunu, toplu iş sözleşmesi, yönetmelik gibi mevzuattan doğan haklarının bilince çıkarılması, meşru hak alma ve direnme yollarının bilince çıkarılması, içselleştirilmesi, savunulması için üzerine düşeni yapmadığı ortadadır. (bu durum ülkemizdeki birçok sendika için geçerlidir.)

                özelleştirme taşeronlaştırma, esnekleştirme konularında çokça yazıldı, çizildi. ancak iş cinayetleri boyutuyla yeni yeni kamuoyu oluşmaya başlamıştır. 10 yıl iş cinayetleri bilançosu 14.000 ölüdür. 1995- 2010 tarihleri arasında maden kazalarında 2915 kişinin yaşamını yitirmesi, 326 bini kişinin yaralanması gerçeğinden hareketle sendikaların, meslek örgütlerinin ve sınıf adına siyaset yapanların politika üretmeleri ve yaşam hakkı üzerinden direniş geliştirmeleri zorunlu ve meşrudur.

                tayyip erdoğan soma’da 19 yüzyıl ingiltere’sinden, 20. Yüzyıl abd’sinden örnek verince kızdık, bizimle dalga geçtiğini söyledik; oysa haklıydı. çalışma yaşamı, işçi sağlığı, iş güvenliği önlemleri sermayenin ve sermayenin bugünkü iktidarı akp faşizminin insan canına- yaşamına verdiği önem 19 yüzyıl vahşi kapitalizminin çok uzağında değildir. örneğin soma’da vardiya değişiminin ayakta (madenin üretim yapılan noktası) yapılması (böylece bir işçinin 7,5 saatlik çalışmasının dışında geliş ve gidişte geçen süreyle birlikte en az 9-10 saati ocak içinde geçmektedir), ücretler düşünüldüğünde çok fark olmadığı görülecektir. kaldı ki, diğer sektörlerde 1 milyona yakın çocuk işçi, aile işlerinde çalışanlarla 8 milyonu aşan çocuk işçi tam da 18.-19. yüzyıl avrupa’sının yansımasıdır.

                tam da bu nedenle bizim 19. yüzyıl avrupa işçi sınıfının başladığı yerden başlayarak örgütlenmemiz; “fıtrat”, “kader” , “yasallık” gibi engelleyici söylemleri, algıyı elimizin tersiyle kenara iterek; “yaşama hakkı”, “insanca çalışma koşulları”, “üretenlerin yönetmesi” gibi meşru ve hukuki taleplerimizi savunmamız gerekmektedir. bunun gerisine düşen her davranış, eylem ve düşünce işçilerin canını, sağlığını, geleceğini yitirdiği, patronların kazandığı, yönetenlerin patronlar için yasalar çıkardığı sömürü düzeninin sürmesi anlamına gelmektedir.


salim çalık

YEDİ MART SEKSENÜÇ ÜÇ MART DOKSANİKİ VE TÜM MADEN ŞEHİTLERİNE

hangi köyün yüreği / hangi ananın gözyaşları / tutabilir yasınızı // bilmem kaç yedi kat altında / yatarken yerin / okuttular kur’an’ınızı / yatış şeklinizi bile bilmeden // ilk size kuruldu/ cenazesiz gömütlükler/ -dünyada yüreğim gömüt size-// bilmem kaç yedi kat altında yerin / yatarken sizler / yemin ettim böylesinin sürmeyeceğine // yemin ettim/ yatış şeklinizi bilmeden// bilin ki dostlarım / dimdik ve ayaktasınız / yüreğim gömüt size...// Armutçuk-Kozlu 10/03/92 / salim çalık / GÜLMEKLE AĞLAMAK ARASI (sf.36)

geleceğe dikiliyor gömüt taşları



biliyorum
kendisini kirleterek tükeniyor
umutla süslenmiş gelecek günler

şimdi
bir bir içime gömülüyor
yaşamda alacağı kalan çocuklar
ömrü metaya değişilen işçiler
içime gömülüyor
töreye kurban edilen kadınlar
ve karşılıklı dağlara sürülüyor gençler
gömüt taşları geleceğe dikiliyor
gömüt taşları iki parça yüreğime

şimdi
tepeden tırnağa utançla
__ipe çekiyorum mutluluk düşlerimi
acı ve hüzün ötesi yaralı duygularla
__tenime gömüyorum gülüşlerimi

………………kasım-aralık 2007
salim çalık