HOŞ GELDİNİZ

maden ve madenciliğe ilişkin yazı, fotoğraf, belge ve bilgilerin paylaşılması amacıyla hazırladığım bu sayfaya isteyen herkes katkı sunabilir. bilgi örgütlendikçe anlam kazanır, insan öğrendikçe...

taşeronlaştırma ve köleliğe son etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
taşeronlaştırma ve köleliğe son etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mayıs 2015 Pazar

toplu iş sözleşmesi çerçeve anlaşması üzerine (2015) – 2

türk iş ile kamu iş (ve iktidar) arasında imzalanan çerçeve anlaşmanın ayrıntıları üzerinden de bakmamız gerektiğini düşünüyorum. 30.05.2015 günü bültenlere yansıdığı kadarıyla çalışanların haklarını karşılamadığını belirttiğim çerçeve anlaşmada, ücret dışındaki ödemelere ilişkin de bazı hükümler geçmişte olduğu gibi, çalışanların zararına biçimde imzalanmış.

nasıl olmalı?

anlaşmanın 3. maddesinde düzenlenen maktu ödemelere ilişkin olarak; “sosyal yardım, giyim yardımı ve denge ödeneği hariç toplu iş sözleşmesinde yer alan maktu ödemeler (ücrete bağlı olmayan ödemeler, doğum, ölüm, evlenme, yemek ve yol yardımları ile prim ve tazminat gibi ödemeler) toplu iş sözleşmesinin ücret zamları oranında ve ücretin zamlandığı tarih itibarıyla artırılarak ödenir…”

oysa burada sözü edilen yardımların yaşam içerisinde karşılığı var. yıllardır, her tis hazırlıkları sırasında sendikada görev alan arkadaşlara önerdiğim şeylerden bazıları; 1) yemek yardımı ttk misafirhanesi’nin günlük yemek ücretleri üzerinden, 2) yol yardımının belediye taşıma ücretlerinin ortalaması  veya işçilerin araçlara ödediği ücret üzerinden, 3) kuru katık bedelinin gerçek ücretleri üzerinden, 4) evlenme ve doğum yardımlarının da gerçekçi olması gerektiğidir. (ki insan bir kez evleniyor, çalıştığı sürede 2 veya 3 çocuğu oluyor- yani sürekli bir ödeme değil bunlar)

ücret artışlarında yıllardır alım gücümüz düşüyor. her keresinde enflasyon oranında artış aldığımız söylense de gerçekte temel tüketim maddeleri üzerinden bakınca durum hiç de iyi değil… yukarıdaki gibi önermelerimi ücret artışlarında da yaptım. maden işçilerinin ve ailelerin günlük yaşamlarında en fazla tükettiği 100 dolayında ürün seçilmeli ve bunların artış oranları istenmelidir. 

örneğin 2014 yılında madenci 1 aylık ücretiyle kaç kg. et, kaç kg. peynir, kaç kg. zeytin, kaç ekmek, kaç tüp, kaç kilo deterjan,  kaç ayakkabı, kaç pantolon vb. alabiliyorsa 2015 yılı tis görüşmelerinde bu istenmeliydi… ya da şöyle diyeyim; tüik ve merkez bankası açıklamalarına göre nisan 2015 itibarıyla YILLIK GIDA ENFLASYONU 14,31 olarak gerçekleşmiştir. o zaman bizim aldığımız enflasyon oranındaki ücret artışı anlamsızlaşıyor…

ücreti etkileyen maddeler

çerçeve anlaşmaya devam edelim… çok dikkat çeken denge ödeneğiyle ilgili olarak 5.maddede; “müktesep hak olmamak üzere ve başka bir ödemeyi etkilememek kaydıyla yılda bir defa ve eylül ayında 500 tl. brüt denge ödeneği ödenir…” diyor… başbakanın açıklamasında “gelir vergisinden kaynaklanan kayıpların karşılığı olarak” dendiği için, yeraltı işçilerine ödenip ödenmeyeceği bence kuşkulu. verilecek diyen arkadaşlar, yeraltına 2 asgari ücret ödenmesiyle ilgili KANUNUN ttk tarafından uygulanmadığını unutmasınlar derim. burada en önemli tanım MÜKTESEP HAK olmamak üzere… ne demek? kazanılmış hak değildir anlamına geliyor. yani ileriki yıllarda işveren ödemiyorum diyebilir ve sözleşme gereği itiraz edilemeyebilir… diğer önemli tanım; DİĞER BAŞKA ÖDEMEYİ ETKİLEMEMEK KAYDIYLA tanımı… ücrete doğrudan yansımayacağı için ücrete bağlı olan istirahat ücreti, kıdem tazminatı, prim vb. hesaplamalarda bu 500 tl. etkili olmayacak. yani denge ödeneği çok dengesiz… ve geleceği belirsiz; sanki bu dönemi atlatmak için veriliyor gibi…

sosyal yardım; sözleşmenin 1.yılında 220 tl. brüt, 2. yılında 235 tl. brüt olarak ödenecek… “süresi biten toplu iş sözleşmelerinde bu miktarın altında olan sosyal yardımlar, yukarıdaki rakamları geçmemek üzere 1. yılda %9, 2. yılda zam oranı kadar artırılır.” deniyor.

giyim yardımı 1. yılda 150 tl., 2. yılda ücret zammı kadar yükseltilerek ödenir diyor. 150 tl.ye giymek için ne alabiliriz…? (eskiden bu bir takım elbiselik kumaş olarak veriliyordu.)

farkların ödenmesi “işletmelerin bütçesi göz önüne alınarak en kısa sürede ödenir” deniyor. eski sözleşmelerde zaman zaman tarih verilir, farkları ne zaman alacağımızı bilirdik. şimdi bu tarih de kaldırılmış ve işletmelerin inisiyatifine bırakılmış…

taşeronlaştırma niye var bu çerçevede?

hizmet alımları (taşeronlaştırma) da yer bulmuş çerçeve sözleşmede. ihale kanununa atıf bulunarak, asıl işlerin dışındaki işlerin yaptırılması için; “hizmet türlerinin bakanlar kurulunca tespit edilerek yayınlanmasını müteakip hizmet alımı suretiyle kamu kurum ve kuruluşlarına ait asıl işlerde alt işverenin işçileri çalıştırılmayacaktır. asıl işte çalıştırılan alt işveren işçilerinin kadroya alınmasına ilişkin işlemler başlatılacaktır.” ilk bakışta madde göze hoş görünse de, asıl iş niteliğinde olmayan işlerin taşeronlara verilmesi de kabul edilmiş oluyor… sendikacıların bu sakıncayı görmemiş olmaları olası değil…

ne yapmalı?

buraya kadar gördüğümüz ve elimizdeki tutanaktan anladığımız şey; ücretlerle ilgili tüm maddeler bağıtlanmış durumda. sendikalar idari maddeleri görüşürken bu rakamların dışına/ üzerine çıkacak bir yürekliliği ve direnci gösterebilirler mi bilmiyorum… fakat çerçeve anlaşmaya imza atan sendikaların bundan sonraki görüşmelerde düzeltme yapabileceklerini, bu yönde teklifte bulunabileceklerini sanmıyorum…

madenciye ve bu çerçeve anlaşmadan etkilenecek 210 bin işçiye düşen tek görev, hak gasplarının önüne geçmek için işyeri işyeri, şube şube direnç göstermek, itirazları yükseltmek ve genel merkez üzerinde basınç uygulayarak 2 ay önce verdikleri sözleri anımsatmaktır…

bir şey daha yapmalıyız; tüm sendikacıların ücret, sosyal hak, ikramiye ve tazminatlarının kazı işçisi düzeyine düşürülmesi için baskı oluşturmalıyız… yıllık en az 100 bin tl.nin üzerinde geliri olan sendikacıların gruplu işçilerin durumunu da, işten atılan hema işçilerinin durumunu da, yerüstünde çalışan işçilerinin durumunu da, kpss’den işe giren düşük ücretli işçilerin durumunu da anlamaları imkansızdır… seçildikten sonra yaşam biçimleri, ekonomik refahları ve değiştirdikleri çevreleriyle madencilikten, işçilikten kopanların işçilerin ekonomik- demokratik hak örgütü olan sendikalarda işçileri temsil etmeleri mümkün değildir.

salim çalık







toplu iş sözleşmesi çerçeve anlaşması üzerine (2015)



not: bu yazı toplu iş sözleşmesi çerçeve anlaşması sonrası ttk dikkate alınarak yazılmıştır.

çerçeve anlaşması öncesi (kısa değerlendirme)

kamu kurumlarında çalışan işçilerin toplu iş sözleşmesi görüşmeleri epeyce tartışma yaratacak, yaratmalı da… diğer kurumların durumunu kesin olarak bilmemekle birlikte türkiye taşkömürü kurumu’nda çalışan işçilerin ücretleri bazı kurumların altında kalmakla birlikte; 2006 yılından bu yana uygulanan ücret politikası nedeniyle aynı işi yapan işçiler arasında da ciddi farklar oluştu…

2006 ve 2009 yılındaki işçi alımı gruplu (münavebeli) olarak gerçekleştiği için bu arkadaşlar işverenin çağrısı olmazsa 2 ay çalışıp 1 ay dinlendiriliyorlar ve bu 1 aylık dinlenme karşılığı ücret almıyorlar. yine bu arkadaşlar 2006 yılında sendika ve iktidar (yani iktidar adına kamu iş) arasında düzenlenen bir ek protokolle düşük ücretle iş başlatıldılar… o gün bugündür bu protokol kaldırılmadığı gibi, gruplu işçiler resmi olarak daimiye de geçirilmediler…

aynı protokole göre kpss ile işe alınan işçi ücretleri de emsallerinin altında ki; eski işçilerin ücretlerinin %57’sine kadar düştü… bu işçi arkadaşlar da ücretlerinin eski işçilerin düzeyine çıkarılmasını bekliyorlardı. Görünen o ki; ttk (Türkiye taşkömürü kurumu)’nda örgütlü genel maden işçileri sendikası yeni yönetimi niye seçildiklerini anlamadıkları gibi, eski yöneticilerin gerisine düşmeye başladıklarını görememişler… şu an yönetimde bulunanların delege seçimleri ve genel kurul’da “gruplu işçilerin daimiye geçirilmesi, ücretlerinin iyileştirilmesi” yönünde verdikleri sözlerin üzerinden iki ay geçti…

işte rakamlar

gelelim ücretleri kapsayan çerçeve anlaşmaya… 2015 yılı 1. ayı için %6; 2. ayı için %5; (bu satırları yazdığım sırada haberlerde belirtilmediği için) 3. ve 4. altı aylarda da enflasyon oranında zam olduğunu sanıyorum.

bu altışar aylık zamlarla birlikte; brüt ücreti 2.150 tl.nin altında olan işçilerin ücretlerine 2.150 tl.yi geçmemek koşuluyla 50- 100 tl arası iyileştirme;

brüt ücreti 2.151 tl. ile 2.250 tl. arasında olan işçilere 2.250 tl.yi geçmemek üzere 75. Tl. iyileştirme;
brüt ücreti 2.151 tl. ile 2.350 tl. arasında olan işçilere 2.350 tl.yi geçmemek üzere 50 tl iyileştirme yapılacak.

bunlara ek olarak gelir vergisinden kaynaklanan kayıpların karşılığı (diye) yılda 1 kez 500 tl. denge ödeneği öngörülüyor…

nasıl görmeliyiz?

burada iki temel sıkıntı var; 1) eğer 500 tl.lik denge ödeneği gelir vergisinden kaynaklı ücretlerdeki erimenin karşılığı ise, gelir vergisinden muaf olan yeraltı işçilerine ödenmeyebilir… 2) tüm bu iyileştirmeler ve yılda bir kez ödenecek 500 tl. yevmiyeye doğrudan yansıtılmadığı için, sonraki yıllardaki ücret artışlarında etkisi olmayacak…

iyileştirmelere fazla takılmamak gerektiğini düşünüyorum. çünkü birçok işçinin ücretine buradan bir şey yansımayacak. dikkat edilirse iyileştirme yapılacak alt sınır ile üst sınır rakamları arasında 100 tl. var. zaten çalışma bakanı imza sonrası yaptığı açıklamada “yaklaşık 40 bin işçinin ücretlerde %16’nın üzerinde artış sağlandı” diyerek beni doğruluyor… 210 bin kişiyi kapsayan toplu iş sözleşmesi’nde yalnızca 40 bin kişiye %16 dolayında ücret artışı sağlanmıştır…

ttk’da çalışan gruplu işçilerin daimiye geçirilmemiş olması, (idari maddelerde belki geçirilebilirler), gruplu ve kpss’den işe yerleştirilen işçilerin ücretlerinin eski işçilerin ücretlerinin düzeyine çıkarılarak arada %40’a varan farkın giderilmemiş olması ciddi bir haksızlık ve sömürüyü derinleştiren bir uygulama… ayrıca çalışma barışını bozması, eşit işe eşit ücret ilkesinin bile hiçe sayılmaya devam edilmesi ekonomik- demokratik hak örgütü olan sendikaların içine düştükleri duyarsızlığı ve iktidara teslimiyetlerini göstermesi açısından önemlidir.

imza öncesi (türk iş ne istiyordu?)

gelelim türk iş ve koordinasyon kurulu’nu oluşturan sendikaların masaya oturdukları zaman istediklerine… türk iş’in sayfasında aynen aşağıdakiler yazıyor. (kısaltmalar yaptım yalnızca)

iyileştirmeler; 2.350 TL/ay altındaki ücretler 2.350 TL/ay’a yükseltilecektir.

ücret zammı; 31.12.2014 tarihinde işyerinde çalışan işçilerin ücretlerine 01.01.2015 tarihinden geçerli olacak biçimde %15 yapılacaktır.

31.12.2015 tarihinde işyerinde çalışmakta olan işçilerin ücretlerine 01.01.2016’dan itibaren 2015 yılında gerçekleşen enflasyonun üzerine 4 puan ilave edilerek bulunacak oran kadar zam yapılır…

toplu iş sözleşmesinin 1. ve 2. Yıllarında işçilerin ödeyecekleri gelir vergisi % 15’tir. %15’i aşan vergiler işveren tarafından karşılanır. Enflasyon oranının belirlenmesinde 2003=100 tüik türkiye geneli tüketici fiyatları endeksi kullanılır…

sosyal yardımlar:
sosyal yardım :275 tl/ ay
yemek parası : 10 tl/ gün
aile-çocuk yardımı: devlet memurlarına verilen miktarda
giyim yardımı: 150 tl/ yıl

yukarıda yer alan sosyal yardımlardan yüksek olanlar aynı miktarda artırılır.
yukarıda yer almayan sosyal yardımlara ücret zamları oranında zam yapılır.
bu sosyal yardımlar 2. yılda ücret zamları oranında aynı tarihte artırılır.

utanmaları gerekir (mi?)

masaya bunlarla oturuldu. şu an yalnızca ücret artışlarıyla ilgili çerçeve anlaşmayı (kısmen) biliyoruz. sosyal haklar ve idari maddelerdeki durum netleştiğinde kayıplarla karşılaşmak şaşırtıcı olmayacaktır. örneğin işçi sağlığı iş güvenliğine ilişkin düzenlemeler ölmeden çalışmamız için ücret kadar önemli. işyerlerindeki taşeron uygulamaları ve özelleştirmenin önünü açan fiili durumlar kurumun ve kentimizin geleceği açısından önemli… ttk özelinde norm kadroyu tamamlayacak bir işçi alımının sözleşmede gündeme getirilmeyişi önemli…

metal sektöründe (imzalanmış bir sözleşmeye rağmen) bir direniş ve kazanım elde etmiş işçiler de mi örnek olmadı gmis yönetimine…? Peki her mikrofon bulduklarında “direniriz, biz büyüğüz, geleneğimiz var, Ankara yürüyüşümüz var…” gibi sözlerle 25 yıldır yedikleri büyük madenci grevi ve yürüyüşü mirası ve yürüyüşü  yapan abilerinden de mi utanmıyorlar… ? daha bu yıl başından bu yana köy köy, kahve kahve dolaşıp işçiden oy isterken verdikleri sözler akıllarına geldiğinde utanmayacaklar mı? tam da bir genel seçim öncesi, akp’nin bile 1 oyun hesabını yaptığı, “çerez” parasının tartışıldığı bir dönemde…

ve yine türk iş’in sayfasından bir notla bitireyim: yukarıdaki rakamlara imza atan türk iş’e göre mayıs 2015’te;
 türkiye’de 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 1.349 tl., yoksulluk sınırı 4.395 tl. iyi mi?

bu rakamları bilgi olsun diye mi sitelerine koyuyorlar yoksa iktidarla, işverenlerle pazarlık yaparken ölçü almak için mi…?

30 Mayıs 2015 Cumartesi

resmimiz bu kadardır işte

sermaye ve iktidar parasal verileri açıklayarak sömürüyü haklı göstermeye, bizi de teslimiyete ikna etmeye çalışıyorlar...

emekçilerin, köylülerin, küçük esnafın bilançolarında ekmek dilimleri, "bugün de ölmedim anne" diyebilecek kadar soluk almak var...

çocuğa verilememiş harçlık, dışarıdan görülmediği için giyilmeye devam edilen tabanları delik ayakkabılar, gidilememiş memleket, 25 krş. ucuz olduğu için bir gün öncesinin ekmeğinin alındığı kuyruklar var...
sigortasızlık var, mevsimlik işçi denerek tarla tarla, diyar diyar işe koşulmak var...
ekmek arası ölümler var...
şairin dediği gibi "fukara ölümü" geldim geliyorum demeyen...

sermaye paracıklarını sayarken yorulur biz ölülerimizi taşırken...
iktidar sermayeyi ve çerez parasını korurken terler, biz madenlerde, tezgah başlarında ay sonunu beklerken...

resmimiz bu kadardır işte, dünyamız da... yıldan yıla artan ölümler, yarım kalmış yaşamlar...
resmimiz bu kadardır işte ...

salim çalık

20 Mart 2015 Cuma

madencilerden basın açıklaması

BASINA ve KAMUOYUNA


Bizler TTK (Türkiye Taşkömürü Kurumu)’nda çalışan maden işçileri olarak, çalıştığımız kurumun ve yaşadığımız kentin içinde bulunduğu sorunlara dikkat çekmeyi ve duyarlılık oluşturmayı sorumluluk olarak görmekteyiz. Bu bilinçle,

Biz diyoruz ki;TTK’ya bir an önce işçi alınmalıdır. Çalışan sayısı 9000’in altına düşmüş bir TTK kömür üretememekte, şu an çalışmakta olan arkadaşlarımızın çoğu işçi açıklarına bağlı olarak fiziki olarak zorlanmakta, bu durum işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından riskler oluşturmaktadır.

Zonguldak bir işsizler ve emekliler kentine dönüşmüştür. TTK Genel Müdürlüğü’nün norm kadrosuna göre TTK’da 4000 dolayında işçi açığı, İş Kur kayıtlarına göre ise Zonguldak’ta 40.000 dolayında işsiz vardır. 2002 yılında 18.500 kişi çalışırken o dönem TTK’ya 5000 işçi alacağını vaad eden iktidar partisi ve milletvekili adayları seçimden sonra bu sözünü unutmuştur. Aynı verileri esas almamız durumunda şu anda TTK’da en az 20.000 işçinin çalışıyor olması gerektiği açıktır.

Biz diyoruz ki; 2006 yılından bu yana işçi alımlarında uygulanan ücret politikasına son verilmelidir. Şu anda yeraltı işlerinde çalışan eski işçilerle 2006 ve 2009 yılında işe girenler arasında ciddi bir ücret farklılığı bulunmaktadır. Benzer ücret uygulaması KPSS’den işe giren arkadaşlarımız için de geçerlidir. Aynı işi yapan işçiler arasındaki bu ücret farklılığı adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı olmakla birlikte, çalışanlar arasında da ayrışma ve huzursuzluk kaynağıdır.

Biz diyoruz ki; 2006 ve 2009 yılında gruplu olarak işe alınan arkadaşlarımız daimiye geçirilmelidir. İşverenin insafına bağlı olarak 8 ay çalışıp 4 ay ücretsiz olarak dinlendirilme durumu hem çalışanların yıllık ortalama ücretlerinin düşmesine, hem de fiili olarak var olan işçi açığının daha da artması ve üretimin olumsuz etkilenmesi anlamına gelmektedir.

Biz diyoruz ki; Kıdem tazminatı işyerinde geçen yıllarımız karşılığı aldığımız temel haklarımızdandır. Emeklilik sonrası birçok işimizi tazminata bıraktığımız ortadadır. Ayrıca kıdem tazminatı tüm çalışanlar için iş güvencesidir. Fona devredilmesi, aylık olarak yatırılması ve 30 gün olan hesaplama süresinin 15 güne düşürülmesi ekonomik kaybımızla birlikte iş güvencemizi de elimizden alacaktır. Bunun en somut örneği İşsizlik Fonu’dur. Şu ana kadar fonda biriken para 80 milyar TL.yi geçmesine rağmen, yararlananlara yapılan ödeme 11 milyar TL.dir. Bunun yolu fona devretmek değil, kayıt dışılığı önlemek ve kıdem tazminatına devlet güvencesi vermektir.

Biz diyoruz ki; TTK’daki özelleştirme ve rödevans uygulamalarına son verilmelidir. Son 10 yılda yaşanan büyük çaplı iş kazaları kaza olmanın ötesine geçmiş, cinayete dönüşmüştür. Ayrıca TTK ve TKİ’ye ait ocakları işleten patronlar başta çalışanlara olan yükümlülükleri olmak üzere ekonomik, sosyal sorumluluklarını yerine getirmemektedir. Şu an birçok işletmede çıkarılan kanuna rağmen 2 asgari ücret ve günlük 6 saatlik çalışma süresi koşuluna uymamaktadır. Özel sektör işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerini maliyet olarak görmekte ve yerine getirmemektedir. Soma’da, Ermenek’te somut olan gerçek budur. Taşeron uygulaması işyerinde çift başlılığa yol açmakta, yönetim zaafı oluşmaktadır. 2013’te Kozlu’da yaşanan gaz degajı sonrası ortaya çıkan 2011 yılına ait Sayıştay raporunda “Bugüne kadar facia olmaması tesadüftür” denilmektedir.

Her ne kadar bu basın açıklamamız TTK, Zonguldak ve Kıdem Tazminatı üzerine olsa da;

Biz diyoruz ki; Soma’da, Ermenek’te, Zonguldak’ta ve diğer özel ocaklarda çalışmakta iken son düzenlemeleri veya TTK ve TKİ’nin taleplerine yanıt vermediğini gerekçe yaparak binlerce işçiyi işten atan, kıdem tazminatlarını ve ücretlerini ödemeyen işverenlerin sözleşmeleri iptal edilerek, çalışanların hakları ödettirilmelidir.

Kentimizde haziran ayından bu yana işçi çıkaran, işçileri devlet karşısında koz olarak kullanan Hema Kandilli İşletmesi’nde ve diğer özel ocaklarda işten çıkarılan madencilerin çalıştığı işyerleri TTK tarafından devralınmalı bu arkadaşlar yeniden işe başlatılmalıdır. Kapatılan her ocak, çıkarılan her işçi kentimizin ekonomik- sosyal- kültürel olarak gerilemesi, küçülmesi anlamına gelmektedir. Ayrıca madenciliğin deneyim gerektirdiği gerçeği unutulmadan, her biri 8- 10 yıllık madencilik bilgi ve deneyimine sahip bu arkadaşlarımızın bilgi ve deneyimlerinin heba edilmesi, çoğu 30 yaşın üzerindeki bu işçilerin kaderlerine terk edilmesi sosyal devlet anlayışıyla, insan merkezli ekonomi anlayışıyla çelişmektedir.

Biz diyoruz ki; TTK 1980’lere kadar Türkiye’yi sırtında taşımıştır. Cumhuriyet’in ilk il ilan ettiği ve 1980’de Türkiye’nin en gelişmiş 5. Kenti olan Zonguldak’ın bugünkü durumu geçmişine, bu kenti kuranlara, madenlere canını verenlere ve madenciliğe haksızlıktır. 1990’larda 10 milyon ton olan kömür ithalatının bugün 20 milyon tonu geçmiş olması, yeraltında çıkarılacak kömürü, 40 bini aşkın işsizi olan Zonguldak’a haksızlıktır.

Bu kentte yaşayanlar ve TTK’da çalışan madenciler olarak; tüm kamuoyunu, emekten yana duyarlılığı olanları, özelleştirme, taşeronlaştırma, ücretlerdeki eşitsizlik, işsizlik ve kıdem tazminatı konusunda taleplerimize destek vermeye, seslerini sesimizle birleştirmeye çağırıyoruz.


                                                                                              MADEN İŞÇİLERİ

12 Eylül 2014 Cuma

madenciye 2 asgari ücret çok, 6 saatlik çalışma az

kandilli hema işletmesi işçiler için olduğu kadar işverenler için de okul oldu... 2006 yılından bu yana; hema maden işçileri işyerine ambulans alınması için, taşeronların sözleşmelerinin iptali için, ücretlerine zam yapılması için, işten çıkarılan arkadaşlarının geri alınması için 7 kez eylem yaptılar ve genel olarak sonuç aldılar.

hema kandilli işletmesi rödevans sözleşmesindeki koşulları yerine getiremeyeceğini anlayınca ttk (türkiye taşkömürü kurumu) ile sözleşmeyi yenilemek istedi. bu arada soma'daki katliam gerçekleşti; ardından ttk yetkililerinin hema'da yaptığı denetim sonrası hema işyerini kapatacağını duyurdu...
bir yandan da, kendine yakın şef, tekniker, mühendisler aracılığıyla işçileri (sendikaya rağmen) örgütleyerek 16 temmuz 20014 tarihinde zonguldak'a ttk genel müdürlüğü önüne, ardından valiliğin önüne yığdı. öncesinde de 25 kişiyi işten attığını, kapatmayı zamana yayarak peyderpey işçi çıkacağı izlenimini (ve haberini) yaydı...

ağustos ayında bir eylem daha yaptılar... sonra bir grup işçi ve genel maden işçileri sendikası yöneticileri ankara'ya iktidar partisi bölge milletvekilleriyle görüşmeye gittiler... ve hema ile enerji bakanlığı arasında hukuki altyapının oluşturulması için görüşmelerin sürdüğü, sorunun çözüleceği açıklandı.

torba yasa ile; madencilerin ücretinin asgari ücretin 2 katından az olamayacağı, günlük çalışma saatinin 6 saati, haftalık 36 saati geçemeyeceği düzenlemesine özel maden işletmecileri" ocakları kapatıyoruz" diyerek yanıt verdiler. eğer bu kararı uygularlarsa 12 EYLÜL 2014 günü saat 00:00'da işçilere iş vermeyip geri çevirecekler...

hema''nın öğreticiliği burada başlıyor. 2 aydır işçileri işsiz bırakma, işyerini kapatma tehdidi ile işçileri eyleme zorlayan, sendikayı ve yerel yöneticileri köşeye sıkıştıran hema'nın elde ettiği kazanımlar diğer ocak sahipleri için de ders olmuşa benziyor. şimdi onlar da; işçilere, yerel yöneticilere, diğer güç odaklarına iş-aş kapımıza sahip çıkalım diyerek siyasi iktidara ve ttk'ya baskı oluşturmaya çalışacaklar. ayrıca hema'nın zonguldak'ta güç odağı olmasının önüne geçip denge kurmaya çalışacaklar... çünkü zonguldak'ta 22 şirketin yaptığı toplantıda hema kapatma kararına uymayacağını açıklamış durumda...

olan yine emekçiye olacak gibi görünüyor... örgütsüz, kentindeki siyasi çekişmelerden, çates özelleştirmesinin iptalinin sonuçlarından, yapılmak istenen terkim santrallerin yapılamayışı karşısında elini güçlendirme telaşındaki patronlardan haberi olmayan madenciye... 10'ar 10'ar, 100'er 100'er ölen madenciye....

salim çalık

ilgilenenler için linkler

https://www.facebook.com/notes/salim-%C3%A7al%C4%B1k/yer-bizim-i%C5%9F-bizim-a%C5%9F-bizim/1507125086169202

http://www.pusulagazetesi.com.tr/haber.php?

http://demirmedya.net/haber-314424-OCAKLAR_KAPATILDI_5_BIN_KISI_ISSIZ_KALDI.html

17 Temmuz 2014 Perşembe

hema kandilli maden işletmesi işçilerinin eylem görüntüleri

Zonguldak'ta Türkiye Taşkömürü Kurumu'na ait (Kandilli) maden ocağında rödovans sözleşmesiyle kömür işletmeciliği yapan Hattat Holding'e bağlı Hema Kandilli İşletmesi'nin işletmeyi kapatacağını açıklayarak peyderpey işçi çıkarmaya yönelmesi ve ilk etapta 20 işçiye işten atıldıkları yönünde bildirimde bulunması üzerine maden işçileri 16.07.2014 tarihinde TTK Genel Müdürlüğü önünde basın açıklaması ve oturma eylemi yaptılar.
burada sonuç alamayacaklarını görmeleri üzerine valilik önüne yürüyen işçiler yapılan görüşmeler sonrası işten atılmaların durdurulduğu ve atıldığı söylenen işçilerin atılmayacağı sözünün verilmesi üzerine eylemlerine son verdiler...
konuyla ilgili yazı:  http://madencininsesi.blogspot.com.tr/2014/07/yer-bizim-is-bizim-as-bizim.html
































































YEDİ MART SEKSENÜÇ ÜÇ MART DOKSANİKİ VE TÜM MADEN ŞEHİTLERİNE

hangi köyün yüreği / hangi ananın gözyaşları / tutabilir yasınızı // bilmem kaç yedi kat altında / yatarken yerin / okuttular kur’an’ınızı / yatış şeklinizi bile bilmeden // ilk size kuruldu/ cenazesiz gömütlükler/ -dünyada yüreğim gömüt size-// bilmem kaç yedi kat altında yerin / yatarken sizler / yemin ettim böylesinin sürmeyeceğine // yemin ettim/ yatış şeklinizi bilmeden// bilin ki dostlarım / dimdik ve ayaktasınız / yüreğim gömüt size...// Armutçuk-Kozlu 10/03/92 / salim çalık / GÜLMEKLE AĞLAMAK ARASI (sf.36)

geleceğe dikiliyor gömüt taşları



biliyorum
kendisini kirleterek tükeniyor
umutla süslenmiş gelecek günler

şimdi
bir bir içime gömülüyor
yaşamda alacağı kalan çocuklar
ömrü metaya değişilen işçiler
içime gömülüyor
töreye kurban edilen kadınlar
ve karşılıklı dağlara sürülüyor gençler
gömüt taşları geleceğe dikiliyor
gömüt taşları iki parça yüreğime

şimdi
tepeden tırnağa utançla
__ipe çekiyorum mutluluk düşlerimi
acı ve hüzün ötesi yaralı duygularla
__tenime gömüyorum gülüşlerimi

………………kasım-aralık 2007
salim çalık