HOŞ GELDİNİZ

maden ve madenciliğe ilişkin yazı, fotoğraf, belge ve bilgilerin paylaşılması amacıyla hazırladığım bu sayfaya isteyen herkes katkı sunabilir. bilgi örgütlendikçe anlam kazanır, insan öğrendikçe...

sınıf ve kitle sendikacılığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sınıf ve kitle sendikacılığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ekim 2015 Cumartesi

kaza da, kader de değil...



bugün (02.10.2015) 16:00-24 vardiyasında türkiye taşkömürü kurumu (TTK) armutçuk müessesesi'nde (zonguldak/ ereğli) meydana gelen göçükte maden işçisi erkan seyhan yaşamını yitirdi...

erkan seyhan 36 yaşında evli ve 2 çocuk babasıydı. 2009 yılında 39 bin kişinin başvurduğu işçi alımında mülakat sonrası işe girmişti... 

kaza mı diyeceğiz şimdi? tamam kaza; peki neden? 

ttk, yıllardır işçi açığı giderilmeyen bir kurum. kurum genel müdürü 4 yıla yakın zamandır, yani kurumda 11 bin kişi çalışırken "işçi açığı var. en az 3 bin kazı işçisi alınması gerekli" diyerek enerji bakanlığı'ndan talepte bulunuyor. bu yıl maden işçileri düzenlediği bir imza kampanyasıyla kurumdaki işçi açıklarını gündeme getirerek işçi alınmasının önemini vurgulamışlardı... 

herkes bilir ki; madencilik dahil emek yoğun üretim yapılan işyerlerinde işçi açığı yalnızca üretimi etkilemez... üretimden daha çok işçi sağlığı ve iş güvenliğini etkiler. kurum genel müdürünün 11 bin işçi varken "3 bin işçi açığı var" dediği tarihten bugüne işçi sayısı 8 bin'lere düştü. yani ttk en az 5 bin işçi açığı ile çalıştırılmaya çalışılıyor... 

5 bin işçi açığı... bir maden işçisinin 2 kişilik çalıştığı, bir çok yan işin yeterince yapılamadığı koşullarda dikkat, yeterli zaman, gereken önem nasıl sağlanabilir...? kaza mı şimdi bu...?

ttk'ya işçi alımını engelleyen hazine (maliye bakanlığı), kendine bağlı bir kurumun işletmecilik açısından gerekli ödeneklerini, işçi sayısını dikkate almayan eneri bakanlığı, işçi açıklarının önemini basın açıklamalarının ötesine taşımayan sendikacılar... o kadar çok suçlu var ki, "kaza" diyen desin... benim açımdan bu bir cinayet...

personel rejimi, ödenek, yatırım programı, verimlilik gibi süslü iktisat sözcüklerinin arkasına saklanarak işçi açıklarına rağmen madencileri ocağa sokanlar bu ölümün (bundan öncekilerin) ve ne yazık ki bundan sonraki ölümlerin de sorumluları olacaklardır...

erkan seyhan, 36 yaşında; bir eş, 2 çocuk bıraktı geride... bir de yaşayamadığı bir ömür... gruplu ve düşük ücretle çalışıyordu erkan seyhan. ve yıllardır daimi statüye geçmeyi, ücretlerinin eski işçilerin ücretleri düzeyine çıkarılmasını bekleyen binlerce maden işçisinden biriydi... daha düne kadar, yasaya rağmen 2 asgari ücret tutarındaki maaşı, daimi statüde çalışmayı çok görenler, bu uğurda yeterince savaşım vermeyenler, yarın "bürokratik gözyaşı" dökecekler erkan'ın mezarı başında. madenci güzellemeleri yapacaklar...

ya geride kalanlar...? bugüne kadar madenlerde yaşamlarını yitiren 5 binden fazla madencinin eşleri, çocukları, ana-babaları ne yapacaklar...? ya arkadaşları... göçüğün yaşandığı 2 (no'lu) ocakta ve diğer ocaklarda çalışan arkadaşları, birlikte işe gidip geldiği, aynı yolları yürüdüğü arkadaşları...

bu kadar ölüm, bu kadar yetimlik, bu kadar evlat ve arkadaş acısı yetmez mi bu kente...? 

salim çalık

10 Temmuz 2015 Cuma

(ermenek raporu) öldürülen madenciler var, maden yok


ermenek'te 18 madencinin katledildiği olayla ilgili dava sürüyor. bu arada enerji bakanlığı da bir rapor hazırlıyor. rapora göre;

1) 18 işçinin katledildiği "numune" adlı ocaktan enerji bakanlığı'nın haberi yok.
2) bu ocağı işleten has şekerler şirketi'nin ne zaman üretime başladığı bilinmiyor.
3) devlet arşivleri genel müdürlüğü'nden migem tarafından gönderilen belgeler isteniyor. ancak 1983- 1997 yılları arasına ait belgeler çıkmıyor.
4) "1994- 1997 yıllarına ait imalat haritaları dışında madenle ilgili belgelere ulaşılamamıştır" deniyor.
5) eneri bakanlığı kendisinin ve elemanlarının kusuru olmadığını belirterek savcılığın soruşturma izni istediği 20 bürokrat için soruşturma izni vermiyor...


daha fazla söze gerek var mı? unutanlar olabilir; hani ayakkabısı olmayan, ayağındaki yırtık lastikle gündem olan recep dayı var ya... onun ayağındaki lastiğe dikkat çekip "benim oğlan öldüyse saklaman" sözünü gözlerden kaçırmaya çalışmışlardı. 
"oğlum yüzme bilmezdi" diyen, 
ocaktan boşaltılan suyu koklayıp "oğlumun kokusu sinmiştir" diyen 
ana-babaların yaşadığı ermenek... 

bir de enerji bakanı vardı, soma'dan sonra oraya da giden ve "kime uzanırsa uzansın, hesabını soracağız" yalanıyla piyasa yapan, maden şirketlerinin memuru gibi çalışan..,
yalakaların konut yardımlarının dağıtılması sırasında salondaki acılı ana- babaları unutacak kadar kendilerinden geçip ak bakan ve vekiller için "türkiye sizinle gurur duyuyor" sloganlarının atıldığı ermenek... yukarıdaki rapor oranın raporu yani...

salim çalık

8 Temmuz 2015 Çarşamba

ÖZELLEŞTİRME ve KÖLELEŞTİRME ÖRNEĞİ OLARAK TTK- HEMA

(Ya da Sınıf Sendikacılığı)


Son günlerde metal, otomotiv ve maden işkollarındaki eylemlilikler ücret eksenli gibi görünse de, 12 eylül hukukunun, ekonomik düzeninin ve siyasi yapısının sorgulanması anlamı da geldiği için özü itibarıyla sınıfsal nitelikler de taşımaktadır. Verili ve dayatılan ekonomik işleyişe (ücret politikalarına), sendikal yapılara (teslimiyete), bu ikisini düzenleyen ve kollayan siyasi yapıya bir itiraz olarak da okunmak zorunda…

Hema (Amasra) Maden İşletmesi’ndeki madencilerin 2 gün önce başlattıkları eylemi de böyle görmek ve düşünmek gerektiği kanısındayım. Hema (Kandilli) Zonguldak ve Amasra’ya (Bartın) büyük vaatler, iktidar desteği ve Batı Karadeniz’i enerji üssüne dönüştürme iddiasıyla geldi (getirildi). 2005 yılında Hema Kandilli Kömür İşletmesi’nin açılışını dönemin başbakanı, Hattat Holding’in sahibi, dönemin GMİS (Genel Maden İşçileri Sendikası) başkanı ve enerji bakanının birlikte yaptığını (sermaye, siyaset, sendika- 3 S) anımsamak gerekir.

Sonrasında enerji bakanının 2 kez işletmeyi ziyaret ettiği, Kandilli ve Amasra’da termik santral kurmak için ruhsat aldığını, rödevansa yönelik olarak süre uzatma isteklerinin hemen kabul edildiğini, bazı ekipman desteklerinin verildiğini de unutmamak gerek.

KANDİLLİ HEMA MADEN İŞÇİLERİ DENEYİMİ

Böylesine iddialarla ve görkemli açılışla bölgeye gelen (getirilen) Hattat Holding (Hema Maden İşletmeleri)’de ilk eylem 2007 yılında Kandilli İşletmesi’nde yaşandı. İşçilerin talepleri arasında asgari ücret tutarındaki ücretlerinin artırılması, işyerine yasal zorunluluk olan işyeri hekimi ve ambulans alınması, koruyucu malzemelerin uygun standartta olması vb. vardı. Daha sonra Kandilli Hema Kömür İşletmesi’nde her yıl, bazen 1 yılda 2-3 eylem oldu. Bu eylemlerin çoğunda işçiler yalnız bırakılmalarına rağmen taleplerini kabul ettirdiler. Örneğin 2009 yılında işyerindeki taşeron şirketlerin ücretleri düzenli ödememeleri, şirketler arasındaki ücret farklılıkları nedeniyle “TAŞERONA SON” diyebileceğimiz bir eylem sonucu, işyerindeki taşeronların kovulması ve tüm çalışanların Hema İşletmesi kadrosuna alınması, ücretlerin ve kıdem tazminatlarının ödenmesini Hema İşletmesi’ne kabul ettirdiler. (Bu eylemler sırasında sendika üyesi olmadıklarını, GMİS’e üye olma isteklerinin sendika tarafından geri çevrildiğini anımsamakta yarar var.)

Tüm eylemleri yalnız başlarına yaptılar desek abartı olmaz. En son 2014 yılında Hema İşletmesi’nin 2 asgari ücret ödememek ve rödevans sözleşmesindeki haklarını genişletmek için TTK ve Enerji Bakanlığı’nın tutumunu gerekçe yaparak işten çıkarmalara başlaması sonrasında Zonguldak’a yürümek, kendilerini ocağa kapatmak dahil çeşitli eylemler denediler. 2013 yılında sendika üyesi olan işçiler 2014 yılı temmuz ayından itibaren işten çıkarmalar sonrası gerçekleştirdikleri eylemlerde de sendika genel merkezi, bölgedeki stk’lar ve siyasi partiler tarafından yalnız bırakıldılar… bugün işletme kapalı, 800 dolayındaki madenci işsiz. Bir kısmı da ülkenin değişik yerlerindeki madenlerde çalışmak için bölgelerini terk etmek zorunda kaldılar…

TTK’DAKİ ÜCRET POLİTİKASININ ANLAMI

Maden Kanunu’nda yapılan değişiklikler ve madenlerin “işletme hakkı devri” ile özel şirketlere açılmasına paralel olarak 2006 yılında (Türkiye Taşkömürü Kurumu) TTK’na işçi alımı öncesi iktidar ve GMİS yeni işe alınacak işçilerin ücretlerini düzenleyen bir protokol imzaladılar. Bu porotokole göre yeni alınacak işçilerin ücretleri eski işçilerin ücretlerinin %60’ı olacak, daha sonraki yıllarda işçi alımı olması durumunda 2006 esas alınmak üzere her yıl için 2 puan düşürülecektir. Aynı ücretlendirme KPSS ile işe alınan işçilere de uygulanacaktır. Yani iktidar devlet eliyle ücretlere müdahale ederek, özel sektöre de emsal olabilecek yüksek ücret uygulamasına son vermiş oldu. Elbette sendikayla birlikte…(3 S)

VE AMASRA

Bugün Amasra / Hema Maden İşçileri’nin yasal olarak 2 asgari ücret olması gereken ücretleri ödenmiyor. Yasa öncesindeki ücretlerden maaş ödeniyor hala ve burada çalışan arkadaşlar sendika üyesi aynı zamanda... Hema “ben galeri ve kuyu işimi bitirmedim ve kömür çıkarmıyorum; bu nedenle 2 asgari ücret ödeme yükümlülüğüm yok.” diyor. Torba Kanun’daki (Ek: 10/9/2014-552/9 md.) “Bu Kanunun 2 nci maddesinde sayılan 4. Grup madenlerden “Linyit” ve “Taşkömürü” çıkarılan işyerlerinde, yer altında çalışan işçilere ödenecek ücret miktarı 4857 sayılı Kanunun 39 uncu maddesi uyarınca belirlenen asgari ücretin iki katından az olamaz.” düzenlemesinde bulunan “çıkarılan” ifadesine sarılıyor. Daha doğrusu işçilere bunu gerekçe gösteriyor, yani “ben şu an kömür çıkarmadığım için beni bağlamaz” diyor. Oysa düzenleme açık; “taşkömürü ve linyint çıkarılan işyerlerinde, yeraltında çalışan işçilere” diyerek yeraltında çalışan tüm işçileri kapsadığını belirtmekle kalmıyor, yeraltında çalışıyor olmayı 2 asgari ücret tutarında ücrete hak kazanmak için yeterli görüyor.

Hema böyle diyor; peki devlet kurumu olan TTK…? TTK’da “ben ödediğim ikramiye vd. yan ödemelerle 2 asgari ücretin üzerinde ödeme yapıyorum. Dolayısıyla bu yasa beni bağlamaz” diyor. TTK’nın tutumu da önemli ve belirleyici. Çünkü yukarıda belirttiğim protokol doğrultusunda 2006 yılından bu yana TTK’da işe alınan 5500 dolayında işçinin de ücret sorunu var. Çıplak ücretler üzerinden bakıldığında maaşı 2 asgari ücretin altında olan işçiler var. Ücretle ilgili davalarda “ikramiye, sosyal hak vb. ödemelerin ücrete esas sayılamayacağı” yönünde mahkeme kararları da orta yerde duruyor.

Amasra Hema İşletmesi’ndeki durumun yalnızca ücretlerle ilgili olmadığını düşünüyorum. Çünkü Hema Kandilli ve Amasra’daki taahhütlerini yerine getiremedi. Termik santral kurma girişimleri bölge halkının, çevrecilerinin girişimleri sonucu (şu ana kadar) engellendi. Kandilli’deki ocaklarla ilgili olarak TTK ile mahkemelik ve kaybetmesi durumunda ciddi maliyetleri olacak. Yani Hattat Holding Zonguldak ve Bartın’a gelirken planladığı işlerin ve kazancın düşündüğü, beklediği kadar kolay olamayacağını gördü. Ancak kendisi “kapatıp, çıkıyorum” diyemediği, (şimdilik) isteklerini de TTK ve Enerji Bakanlığı’na kabul ettiremediği için, işçiler üzerinden bir zorlama, işçileri kullanma düşüncesi olabilir.

İLLE DE SINIF SENDİKACILIĞI

Yukarıda da belirttiği gibi; hem TTK hem de Hema İşletmesi’nde benzer sorunlar yaşanıyor. İki işletmenin çalışanları da GMİS üyesi; iki işletme de çıkarılan kanuna, anayasadaki eşitlik ilkesine uymamakta ısrar ediyor. İki işletme de iktidar gücüne güveniyor ve KANUNA UYMUYOR. İki işletmede de sendika izleyici ve günü kurtarmanın derdinde…

Kandilli’de Hema Maden İşçileri’nin eylemleri ne kadar öğreticiyse, sendikanın, iktidarın, yerel güç odaklarının, stk’ların tutumları da o kadar öğretici olmak zorunda. Şu anda TTK işyerleri için sözleşme sürüyor ve büyük olasılıkla işçiler “2 gün hafta tatilini kurtardık, ikramiyeleri, kömür hakkımızı kurtardık vb.” söylemlerle kandırılacak, ücretlerdeki eşitsizlik, uygulanmayan kanun, çalışma yaşamına ve iş güvenliğine ilişkin maddeler işverenin (iktidarın) istediği gibi geçecek.

Zonguldak ve Bartın (TTK) sınıf mücadelesi açısından deneyimler barındırıyor. 1965 Kozlu direnişi, 1990 grevi ve 1991 Ankara yürüyüşü, 5 nisan (1994) kararlarına karşı gerçekleştirilen eylemler, Hema Kandilli İşçilerinin 2007- 2014 yılları arasındaki sayısız eylemi bir tek şeyi gösteriyor; işçiler kendi kaderlerini ellerine aldıklarında başarılı oluyorlar, taleplerini kabul ettiriyorlar. Bunun için; işyerinde tüm çalışanların görüşlerinin, önerilerinin tartışılıp ortak karara dönüştürüldüğü, sendikayla (veya sendikaya rağmen) bu kararlar doğrultusunda mücadele edildiği, işçilerin “söz ve karar sahipliği”ni esas alan bir örgütlenme zorunludur.

Birçok yerde (ve Amasra’da da) atılan ve işçiyle sendikayı ayrı ayrı konumlandıran “işte madenci, işte sendika” sloganı yerine “söz yetki karar çalışanlara” sloganını öne çıkarmak; işimiz, geleceğimiz ve haklarımız için sendika yönetimlerini yetkili ve karar alıcı olmaktan çıkarıp, tüm çalışanların kararını uygulayan, sözcülük yapan bir konuma taşımak zorundayız. TTK’da 9 yıldır çözülmeyen ücret ve gruplu işçi sorunu, 800 işçinin işsiz kaldığı Hema Kandilli İşletmesi’nde yaşananlar, yaklaşık 10 aydır kanuna rağmen TTK ve Hema’da eksik ödenen ücretler… tüm bu süreçte her eylemde, her mitingde atılan “işte sendika işte madenci” sloganı… bu yüzden ille de sınıf sendikacılığı, ille de birlikte mücadele…




salim çalık

31 Mayıs 2015 Pazar

toplu iş sözleşmesi çerçeve anlaşması üzerine (2015)



not: bu yazı toplu iş sözleşmesi çerçeve anlaşması sonrası ttk dikkate alınarak yazılmıştır.

çerçeve anlaşması öncesi (kısa değerlendirme)

kamu kurumlarında çalışan işçilerin toplu iş sözleşmesi görüşmeleri epeyce tartışma yaratacak, yaratmalı da… diğer kurumların durumunu kesin olarak bilmemekle birlikte türkiye taşkömürü kurumu’nda çalışan işçilerin ücretleri bazı kurumların altında kalmakla birlikte; 2006 yılından bu yana uygulanan ücret politikası nedeniyle aynı işi yapan işçiler arasında da ciddi farklar oluştu…

2006 ve 2009 yılındaki işçi alımı gruplu (münavebeli) olarak gerçekleştiği için bu arkadaşlar işverenin çağrısı olmazsa 2 ay çalışıp 1 ay dinlendiriliyorlar ve bu 1 aylık dinlenme karşılığı ücret almıyorlar. yine bu arkadaşlar 2006 yılında sendika ve iktidar (yani iktidar adına kamu iş) arasında düzenlenen bir ek protokolle düşük ücretle iş başlatıldılar… o gün bugündür bu protokol kaldırılmadığı gibi, gruplu işçiler resmi olarak daimiye de geçirilmediler…

aynı protokole göre kpss ile işe alınan işçi ücretleri de emsallerinin altında ki; eski işçilerin ücretlerinin %57’sine kadar düştü… bu işçi arkadaşlar da ücretlerinin eski işçilerin düzeyine çıkarılmasını bekliyorlardı. Görünen o ki; ttk (Türkiye taşkömürü kurumu)’nda örgütlü genel maden işçileri sendikası yeni yönetimi niye seçildiklerini anlamadıkları gibi, eski yöneticilerin gerisine düşmeye başladıklarını görememişler… şu an yönetimde bulunanların delege seçimleri ve genel kurul’da “gruplu işçilerin daimiye geçirilmesi, ücretlerinin iyileştirilmesi” yönünde verdikleri sözlerin üzerinden iki ay geçti…

işte rakamlar

gelelim ücretleri kapsayan çerçeve anlaşmaya… 2015 yılı 1. ayı için %6; 2. ayı için %5; (bu satırları yazdığım sırada haberlerde belirtilmediği için) 3. ve 4. altı aylarda da enflasyon oranında zam olduğunu sanıyorum.

bu altışar aylık zamlarla birlikte; brüt ücreti 2.150 tl.nin altında olan işçilerin ücretlerine 2.150 tl.yi geçmemek koşuluyla 50- 100 tl arası iyileştirme;

brüt ücreti 2.151 tl. ile 2.250 tl. arasında olan işçilere 2.250 tl.yi geçmemek üzere 75. Tl. iyileştirme;
brüt ücreti 2.151 tl. ile 2.350 tl. arasında olan işçilere 2.350 tl.yi geçmemek üzere 50 tl iyileştirme yapılacak.

bunlara ek olarak gelir vergisinden kaynaklanan kayıpların karşılığı (diye) yılda 1 kez 500 tl. denge ödeneği öngörülüyor…

nasıl görmeliyiz?

burada iki temel sıkıntı var; 1) eğer 500 tl.lik denge ödeneği gelir vergisinden kaynaklı ücretlerdeki erimenin karşılığı ise, gelir vergisinden muaf olan yeraltı işçilerine ödenmeyebilir… 2) tüm bu iyileştirmeler ve yılda bir kez ödenecek 500 tl. yevmiyeye doğrudan yansıtılmadığı için, sonraki yıllardaki ücret artışlarında etkisi olmayacak…

iyileştirmelere fazla takılmamak gerektiğini düşünüyorum. çünkü birçok işçinin ücretine buradan bir şey yansımayacak. dikkat edilirse iyileştirme yapılacak alt sınır ile üst sınır rakamları arasında 100 tl. var. zaten çalışma bakanı imza sonrası yaptığı açıklamada “yaklaşık 40 bin işçinin ücretlerde %16’nın üzerinde artış sağlandı” diyerek beni doğruluyor… 210 bin kişiyi kapsayan toplu iş sözleşmesi’nde yalnızca 40 bin kişiye %16 dolayında ücret artışı sağlanmıştır…

ttk’da çalışan gruplu işçilerin daimiye geçirilmemiş olması, (idari maddelerde belki geçirilebilirler), gruplu ve kpss’den işe yerleştirilen işçilerin ücretlerinin eski işçilerin ücretlerinin düzeyine çıkarılarak arada %40’a varan farkın giderilmemiş olması ciddi bir haksızlık ve sömürüyü derinleştiren bir uygulama… ayrıca çalışma barışını bozması, eşit işe eşit ücret ilkesinin bile hiçe sayılmaya devam edilmesi ekonomik- demokratik hak örgütü olan sendikaların içine düştükleri duyarsızlığı ve iktidara teslimiyetlerini göstermesi açısından önemlidir.

imza öncesi (türk iş ne istiyordu?)

gelelim türk iş ve koordinasyon kurulu’nu oluşturan sendikaların masaya oturdukları zaman istediklerine… türk iş’in sayfasında aynen aşağıdakiler yazıyor. (kısaltmalar yaptım yalnızca)

iyileştirmeler; 2.350 TL/ay altındaki ücretler 2.350 TL/ay’a yükseltilecektir.

ücret zammı; 31.12.2014 tarihinde işyerinde çalışan işçilerin ücretlerine 01.01.2015 tarihinden geçerli olacak biçimde %15 yapılacaktır.

31.12.2015 tarihinde işyerinde çalışmakta olan işçilerin ücretlerine 01.01.2016’dan itibaren 2015 yılında gerçekleşen enflasyonun üzerine 4 puan ilave edilerek bulunacak oran kadar zam yapılır…

toplu iş sözleşmesinin 1. ve 2. Yıllarında işçilerin ödeyecekleri gelir vergisi % 15’tir. %15’i aşan vergiler işveren tarafından karşılanır. Enflasyon oranının belirlenmesinde 2003=100 tüik türkiye geneli tüketici fiyatları endeksi kullanılır…

sosyal yardımlar:
sosyal yardım :275 tl/ ay
yemek parası : 10 tl/ gün
aile-çocuk yardımı: devlet memurlarına verilen miktarda
giyim yardımı: 150 tl/ yıl

yukarıda yer alan sosyal yardımlardan yüksek olanlar aynı miktarda artırılır.
yukarıda yer almayan sosyal yardımlara ücret zamları oranında zam yapılır.
bu sosyal yardımlar 2. yılda ücret zamları oranında aynı tarihte artırılır.

utanmaları gerekir (mi?)

masaya bunlarla oturuldu. şu an yalnızca ücret artışlarıyla ilgili çerçeve anlaşmayı (kısmen) biliyoruz. sosyal haklar ve idari maddelerdeki durum netleştiğinde kayıplarla karşılaşmak şaşırtıcı olmayacaktır. örneğin işçi sağlığı iş güvenliğine ilişkin düzenlemeler ölmeden çalışmamız için ücret kadar önemli. işyerlerindeki taşeron uygulamaları ve özelleştirmenin önünü açan fiili durumlar kurumun ve kentimizin geleceği açısından önemli… ttk özelinde norm kadroyu tamamlayacak bir işçi alımının sözleşmede gündeme getirilmeyişi önemli…

metal sektöründe (imzalanmış bir sözleşmeye rağmen) bir direniş ve kazanım elde etmiş işçiler de mi örnek olmadı gmis yönetimine…? Peki her mikrofon bulduklarında “direniriz, biz büyüğüz, geleneğimiz var, Ankara yürüyüşümüz var…” gibi sözlerle 25 yıldır yedikleri büyük madenci grevi ve yürüyüşü mirası ve yürüyüşü  yapan abilerinden de mi utanmıyorlar… ? daha bu yıl başından bu yana köy köy, kahve kahve dolaşıp işçiden oy isterken verdikleri sözler akıllarına geldiğinde utanmayacaklar mı? tam da bir genel seçim öncesi, akp’nin bile 1 oyun hesabını yaptığı, “çerez” parasının tartışıldığı bir dönemde…

ve yine türk iş’in sayfasından bir notla bitireyim: yukarıdaki rakamlara imza atan türk iş’e göre mayıs 2015’te;
 türkiye’de 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 1.349 tl., yoksulluk sınırı 4.395 tl. iyi mi?

bu rakamları bilgi olsun diye mi sitelerine koyuyorlar yoksa iktidarla, işverenlerle pazarlık yaparken ölçü almak için mi…?

24 Şubat 2015 Salı

meslek olarak "sendikacılık" örneği / türkiye maden iş

Genel Başkan: Her ay net 8815 TL
Genel Başkan Yardımcısı: Her ay net 8750 TL
Genel Sekreter: Her ay net 8750 TL
Genel Mali Sekreter: Her ay net 8750 TL
Genel Teşkilat.Sekreteri: Her ay net 8750 TL
Genel Toplu İş Söz. Ve Mev.Sek.: Her ay net 8750 TL
Genel Eğitim ve Araştırma Sek.: Her ay net 8750 TL

Şubede 5 profesyonel sendika yöneticisi varsa, her birine her ay net 8445 TL.
Şubede 4 profesyonel sendika yöneticisi varsa, her birine her ay net 8380 TL.
Şubede 3 profesyonel sendika yöneticisi varsa, her birine her ay net 8330 TL.
Şubede 2 veya 1 profesyonel sendika yöneticisi varsa, her birine her ay net 8260 TL... Bu net aylıklar, 2011 yılı Haziran ayındaki miktarlar.

2011 haziran ayından bugüne kadar enflasyon oranında zam aldıklarını varsaysak şu an yaklaşık olarak 10 BİN TL. aylık ücret alıyorlar.

genel başkan her ay 6 BİN TL net sosyal yardım.
diğer tüm yöneticilere her ay 4.500 TL. net sosyal yardım.

tüm profesyonel yöneticiler sosyal yardımların dışında maaşları tutarında yılda 4 ikramiye.... yurtdışı gezilerde günde 350 euro harcırah...

iş ilanından değil bu yazdıklarım. türkiye maden iş sendikası yöneticilerinin yaptıkları (yani yapmadıkları) sendikacılığın karşılığında aldıkları ücretlerin dökümü...

yanarak, boğularak ölen 301 madencinin üyesi oldukları sendika yöneticilerinin ücretleri bunlar... işten çıkarılan 3000 madencinin üyesi olduğu;
türkiye maden iş sendikası'nın yöneticilerinin...

genel kuraldır; insanlar ya yaşam biçimlerine göre düşünür ve eylemde bulunur, ya da düşündüğü gibi yaşar ve davranır. türkiye sendikal hareketinin en büyük açmazlarından biridir bu. sendikalar rahat etmenin, fiziki olarak çalışmaktan kurtulmanın yanında varsıllaşmanın da kaynağına dönüştürülüyor...

işyerinde örgütlülük olmadığında, sendika yöneticisi olarak seçilenler seçenler tarafından denetlenmediğinde sendikal bürokrasiyle birlikte bir soygun da beraberinde geliyor...
1500- 2000 TL. ücret karşılığında ölümle kol kola yerin altına inen madenciden kesilen aidatlarla (yaklaşık) 10 BİN tl. maaş, yıllık 40 BİN tl. ikramiye, yıllık 55 BİN - 72 BİN tl. arasında sosyal yardım almak; nedir bunun adı? bildiğimiz klasik anlamda sarı sendikacılık nitelemesi bile çok bunlara ve benzerlerine...

yine sendikaların genel kurulları yapılıyor. delegelerin hiç olmazsa faaliyet raporlarıyla birlikte gelir gider tablolarını da okumaları ve sormaları gerekiyor. yerin altında ölüm pahasına kömür kazanla yerüstünde sıcak koltuklarında SENDİKACILIK yapanların ücretleri arasındaki uçurumu sorgulamalılar... ve "hiçbir sendikacı en yüksek işçi maaşından fazlasını almamalıdır." diyerek İSYAN etmeliler...

salim çalık



YEDİ MART SEKSENÜÇ ÜÇ MART DOKSANİKİ VE TÜM MADEN ŞEHİTLERİNE

hangi köyün yüreği / hangi ananın gözyaşları / tutabilir yasınızı // bilmem kaç yedi kat altında / yatarken yerin / okuttular kur’an’ınızı / yatış şeklinizi bile bilmeden // ilk size kuruldu/ cenazesiz gömütlükler/ -dünyada yüreğim gömüt size-// bilmem kaç yedi kat altında yerin / yatarken sizler / yemin ettim böylesinin sürmeyeceğine // yemin ettim/ yatış şeklinizi bilmeden// bilin ki dostlarım / dimdik ve ayaktasınız / yüreğim gömüt size...// Armutçuk-Kozlu 10/03/92 / salim çalık / GÜLMEKLE AĞLAMAK ARASI (sf.36)

geleceğe dikiliyor gömüt taşları



biliyorum
kendisini kirleterek tükeniyor
umutla süslenmiş gelecek günler

şimdi
bir bir içime gömülüyor
yaşamda alacağı kalan çocuklar
ömrü metaya değişilen işçiler
içime gömülüyor
töreye kurban edilen kadınlar
ve karşılıklı dağlara sürülüyor gençler
gömüt taşları geleceğe dikiliyor
gömüt taşları iki parça yüreğime

şimdi
tepeden tırnağa utançla
__ipe çekiyorum mutluluk düşlerimi
acı ve hüzün ötesi yaralı duygularla
__tenime gömüyorum gülüşlerimi

………………kasım-aralık 2007
salim çalık