HOŞ GELDİNİZ

maden ve madenciliğe ilişkin yazı, fotoğraf, belge ve bilgilerin paylaşılması amacıyla hazırladığım bu sayfaya isteyen herkes katkı sunabilir. bilgi örgütlendikçe anlam kazanır, insan öğrendikçe...

madenci etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
madenci etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Aralık 2013 Cuma

fahri bozbaş/ nostalji (sen aziz şehrim)

04.12.2013'te kandilli (kdz ereğli)'de genel maden işçileri sendikası (gmis) armutçuk şubesi ile kandilli dayanışma evi derneği'nin birlikte düzenlediği dünya madenciler günü kutlamasında çekilmiştir.

Nostalji

"Sen aziz şehrim, 
Uykusuz yaşadığımı bilmelisin. 
Bütün işçilerin
Saçak altında uyuduğu bir saatte, 
Ben mızıka çalarak geçiyorum sokaktan. 

Sen aziz şehrim,
Ellerim gözlerim kadar benimsin.
Ve aziz şehrim,
Şu anda seni terk etmem için
Her şey tamam.
Gemi hazır, yelken fora.
Fakat neden,
Ölülerim bırakmıyor yakamdan.”


Rüştü Onur

YÜREKLER YİNE DAĞLANDI, 4 MADENCİ YAŞAMINI YİTİRDİ

YÜREKLER YİNE DAĞLANDI, 4 MADENCİ YAŞAMINI YİTİRDİ


gazetenin haberine bakınca durum net olarak görülüyor aslında. kaçak ocağın girişinin fotoğrafında ocaktan kömür çıkarmak için kurulmuş ray sistemi göze çarpıyor... yani burada ciddi bir çalışma olduğu açık. üstelik söz konusu yer merkeze de oldukça yakın. yani adı kaçak ocak...

peki nasıl oluyor da, kaçak ocaklar bu kadar rahat çalışabiliyor? nasıl oluyor da, buradan çıkarılan kömürler hiçbir engele takılmadan tüketime (pazara) sunulabiliyor? nasıl oluyor da türkiye taşkömürü kurumu (ttk)'nun imtiyaz sahasında veya rödövans sözleşmesiyle buralarda işletme hakkını almış olan şirketlerin alanlarında bu kadar kolay kaçak ocaklar kurulabiliyor...?

o kadar çok soru var ki sorulması gereken... örneğin, hava kirliliğini önlemek gibi bir görevi olan belediyelere, şehircilik bakanlığı'nın, sağlık bakanlığı'nın taşra teşkilatlarına rağmen kaçak ocaklardan çıkarılan bu kömürlerin nem, kol, karbonmonoksit oranları, lavvarlanıp lavvarlanmadığı gibi denetimlerden nasıl kurtulabiliyor bu ocaklardan çıkarılan kömürler?

maliye'nin taşra denetçileri, trafik polislerinin yol denetimleri sırasında hiç mi bu ocaklardan çıkarılan kömürleri taşıyan araçlar denk gelmez? yani yasal gereklilikler, taşıma irsaliyesi, kömürün çıkarıldığı ocak, kg. miktarı, satış bedeli, ödenen vergi vb.birçok alanı ve kurumu ilgilendiren kaçak ocaklardan çıkarılan kömürleri hiçbir göz görmüyorsa... ölen madencileri kim görür?

bu yüzden valilik ve milletvekilleri sıradan bir bilgilendirme açıklaması yapmanın ötesine de geçmiyorlar. oysa valiliğin ve milletvekilinin görevi ölenlerin adlarını sıralayıp "ölenlere allah rahmet eylesin, yaralılara acil şifalar diliyoruz" demek değildir... önce insanların ölmeyecekleri koşulları ve denetimleri sağlamak, ardından da ttk'nın, yani kamunun malı olan taşkömürüne sahip çıkmaktır.

zonguldak işsizlik ve ölüm arasına sıkıştırılmış bir kent. dolayısıyla önce işsizliği çözme yönünde adımlar atıp, insanların 3-5 kuruş için ölmeyecekleri koşulların, olanakların sağlanması gerekiyor. geçtiğimiz yıllarda gördük, 1200 kişinin, 2000 kişinin kazmacı olarak ttk'ya alındığı mülakatlara 40 bin kişi başvurmuştu. kısacası zonguldak taşkömürüne mahkum... ne yazık ki, bu mahkumiyet 20 yıla yakın bir zamandır özel- kaçak ocaklara yönlendirilmiş durumda... ya işsizlik ya ölüm riskine rağmen ekmek parası...

06.12.2013
salim çalık

9 Mayıs 2013 Perşembe

GENEL MADEN İŞ NEREYE 3


            Genel Maden İş (GMİS) 2012 yılı Ocak ayında Hema Endüstri A.Ş’nin işlettiği Kandilli ve Amasra Kömür İşletmelerinde örgütlenmiş, uzunca bir yetki bekleme sürecinin ardından 2013 Ocak ayında sözleşmeye oturmuştu.

            Hema Kandilli İşletmesi’nde 2011 Aralık ayında yapılan eylem sırasında AKP Zonguldak Milletvekili Ercan Candan işyerine gelerek; işçiler açısından iki önemli söz etmişti. Ercan Candan işçilerin sosyal yardım olarak kömür taleplerine hak vererek; “mısır tarlasına mısırı eken çiftçiye mısır vermiyorum denemez. Haziran ayına kadar bununla ilgili bir gelişme olacağını umuyorum.” demişti. Ardından; “Sendikaya üye olun. Taleplerinizi bu biçimde savunun. Şimdi çalışmayı kabul edenler ocağa işe gitsin. Yoksa burası kapanır. O zaman hiç biriniz benim yanıma iş için gelmeyin” demişti.

            Hema Kandilli ve Amasra İşletmelerinde çalışan maden işçileri 2013 Ocak ayında başlayan sözleşme görüşmelerinden (geçmişte yaşananların da etkisiyle) 1 ton yakımlık kömür yardımı, en az 1 ikramiye, geçmiş ücret kayıplarını da telafi edecek bir ücret artışı umarken; Hema Endüstri A.Ş; 2 mayıs 2013 tarihinde işçi servislerini kaldıracağını açıklamış, işçilerin tepkisi ve bazı sendika yöneticilerinin telefon trafiği ile 15 günlük bir erteleme sağlanmıştı.

            09 mayıs 2013 tarihinde yapılan bir duyuru ile; 13 mayıs 2013’te servislerin kaldırılacağı, herkesin buna göre başının çaresine bakması, işe gelmeyenlerin işten çıkarılacağı söylendi. Bu arada Kandilli İşletmesi yetkililerinin de taşıma işini yapan araç sahipleri ile işçiler adına ücret pazarlığı yaptığı söylendi.   
            Tam da bu süreçte işverenin sendikaya üye olmalarını istenmediği şef, postabaşı statüsündeki işçilerin sendikaya üye olmaları konusunda sendika ve işveren arasında anlaşmaya varıldı ve 09 mayıs 2013’te işyerine noter çağrıldı.

UYUŞMAYAN TALEPLER
            İşçiler 2011 aralık ayındaki eylemleri sırasında dile getirdikleri ikramiye, yakımlık kömür yardımı, ücretlerinin hiç olmazsa TTK’da 2006’da işe girenlerin düzeyine çıkarılması gibi taleplerinin sendika tarafından masaya getirilmesini ve ısrarla savunulmasını bekliyorlar haklı olarak.

            Ancak sözleşmeleri yürüten GMİS Genel Merkez Yöneticilerinin %20- 25 aralığında bir zam alarak ikramiyeden, kömür yardımından vazgeçeceği, ortalama 80-90 TL’lik taşıt yardımı ile de ücretsiz taşımacılıkta ısrar etmeyeceği sızan bilgiler arasında. Bu arada TİS’de idari maddeler, iş güvenliği işçi sağlığı ile ilgili maddeler, diğer sosyal haklarla ilgili neler talep edildiğini bilen yok.

İŞÇİLER DE HESAP YAPIYOR
            İşçilerin talepleri ile sendika yöneticilerin talepleri örtüşmüyor. Hema Kömür İşletmelerinde ücretler yapılan işin niteliğine göre (ortalama) 750-1000 TL. arasında değişiyor. Sendika yöneticileri alınacak %20-25’lik zammın yıllık toplamına bakıldığında 1 ton kömürü ve 1 ikramiyeyi karşıladığını düşünüyor. (Bu arada işverenin % 15-18 dolayında bir zam düşündüğü, daha önce verilen %4 iyileştirmeyi de yapılacak ücret artışına dahil etmek istediği söyleniyor.)

Fakat taşımacılığın paralı olmasıyla; uzak köylerden gelen işçiler aldıkları taşıt yardımının üzerine en az 30-40 TL. koymak zorunda kalacaklar. Buna bir de sözleşme sonrası sendikanın alacağı (brüt) 1 yevmiye (30-40 TL arasında) sendika aidatı da eklendiğinde alınan %20-25’lik zammın yarısı gitmiş olacak.
Yalnızca servis için işçilerinden çıkacak olan 30-40 TL ve sendika aidatının yıllık toplamı 720-960 TL. arasında olacak. Dolayısıyla alınacağı umulan sözleşme zammından geriye 1100-1300 TL. kalacak. GMİS yönetimi geriye kalan 1100-1300 TL.nin hem ücret artışını, hem de 1 ikramiye ve 1 ton kömür talebini karşıladığını nasıl düşünüyor anlaşılmış değil.

Bunlarla birlikte sözleşmedeki diğer talepler veya geri adımlar neler olacak bilinmiyor. Şu ana kadar GMİS Genel Merkez Yönetimi sözleşmelerle ilgili doyurucu ve ikna edici bilgi vermemişken, bir de işverenin servisleri kaldırması karşısındaki suskunlukları ve “sözleşmenin imzalanması bekleyin. Şu anda yapacağımız eylem yasal olmaz” biçimindeki tavrı yalnızca Hema’da değil TTK’da da sözleşmenin iyi gitmeyeceğinin sinyalleri olarak okunmalı.

EMEĞE SAYGI’DAN İŞEVERENE SAYGIYA
Öyle görünüyor ki; 27 Ocak 2013’te Zonguldak’ta yapılan ve son 15 yıl içerisindeki en kitlesel eylem olan Emeğe Saygı mitinginde dile getirilen talepler ve eleştiriler kitlelerin gazını almak için yapılmış. TTK’da işe giriş çıkış saatlerinin düzenlenmesiyle ilgili değişikliklerde (Karadon’da) eylem yapan işçilerin yanında yer alan sendika yönetimi; Hema’da servislerin kaldırılması karşısında işçilerin eylem yapmaması için uğraşıyor.

15 gündür gündemde olan ve 13 Mayıs tarihinde resmen kaldırılacağı ilan edilen servisler konusu başta olmak üzere, arabulucuya giden sözleşme konusunda da işçilere sağlıklı bilgi verilmezken (şu ana kadar 1 kez bilgilendirme yapıldı) , Genel Başkan Eyüp Alabaş’ın Hema işyerlerine gitmeyişi, Armutçuk ve Amasra Şubeleri’nin Hema ile yapılan TİS görüşmelerinin dışında tutulması ayrı bir sorun. İşyerindeki uygulamalar veya TİS hakkında bilgi almak için şubelere giden işçilerle şube yönetimleri karşı karşıya gelirken, sürecin dışında tutulan şube yöneticileri resmen kendilerine bağlanmayan Armutçuk ve Amasra Hema İşletmelerinde çalışan işçiler için karar almakta, girişimde bulunmakta etkisiz kalıyorlar.

Böyle bir süreçte GMİS Genel Merkezi önümüzdeki günlerde Hema Holding’in sahibi Mehmet Hattat ile görüşeceklerini, şu an yapılacak eylemin yasal olmayacağını belirtmekten öte geçmiyor. Oysa daha sözleşme sürerken işverenin servisleri kaldırması ve işçilere “başınızın çaresine bakın” demesi iyi niyet kurallarına aykırı. Kaldı ki; yazılı olmasa bile fiili uygulamada var olan işçi taşımacılığının kaldırılması (sözlü veya uygulamayla yürürlükte olan) sözleşmenin ihlali anlamına gelmez mi? 

GMİS yönetimi içinde bulunduğu durumu gözden geçirmek zorunda. Emeğe Saygı mitinginde ve 1 Mayıs’ta kürsüden söylediklerine sahip çıkıp, sınıf örgütü olduğunu göstermelidir. Bu haliyle Hema  ve TTK işyerlerinde sürdürdüğü sözleşmelerden başarıyla çıkması olası değildir.

 salim çalık

Bir de işin siyasi yanı var. Aralık 2011'deki eylemin bitirilmesi için çaba gösteren, işçilerin taleplerinin yerine getirilmesi için 2012 haziran ayına gün veren AKP Zonguldak Milletvekili Ercan Candan'ın 19.12.2011 tarihinde Hema Kandilli İşletmesi'nde (Kdz Ereğli) eylem sırasında işçilere hitaben yaptığı konuşmadan bir bölümünü içeren video aşağıda...


ilgili yazılar için;

1 Mayıs 2013 Çarşamba

zonguldak'ta 1 mayıs


Zonguldak'taki 1 mayıs kutlamaları geçmiş yıllara oranla daha yoğun katılım ve coşkuyla gerçekleşti....

akp halka hesap verecek,
madenler halkındır satılamaz,
faşizme karşı omuz omuza,
gün gelecek devran dönecek, akp halka hesap verecek
madenlere uzanan eller kırılsın
parasız eğitim parasız sağlık
ankara şaşırma sabrımızı taşırma

sloganlarının yoğun olarak atıldığı alanda; GMİS Genel Baskanı Eyüp Alabaş ve Sanatçı Hilmi Yarayıcı yaptıkları konuşmalarda Taksim'de yaşanan şiddeti ve devlet baskısını kınadılar.

GMİS Armutçuk Şubesi kortejinin taşıdığı ve Karadon'daki grizu sonrası Çalışma Bakanı'nın "çok güzel öldüler.", Tayyip Erdoğan'ın "mesleğin kaderinde" var sözlerine gönderme yapan, üzerinde "MADENCİ, ÇOK GÜZEL ÖLDÜ" yazan tabut dikkat çekiciydi.

CHP korteji alana girerken AKP il binasına dönerek "burasi faşist yuvası" sloganı attı.

Geçmiş yıllara oranla en kitlesel 1 mayıs kutlamasını yaşayan Zonguldak; özel ocaklarda ve (Çatalağzı Termik Santralı) ÇATES'te çalışan taşeron işçilerinin katılımıyla birlikte, madenlerin sahiplenildiği, akp'nin yoğun olarak eleştirildiği, uyarıldığı sloganlar geleceğe ilişkin mücadelenin ip uçlarını da veriyordu.


Bununla birlikte Zonguldak'taki en büyük işçi örgütü olan Genel Maden İş (GMİS)'in Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) ve Hema'da sözleşme sürecinde olmasına ve görüşmelerin uyuşmazlıkla sonuçlanmasına rağmen; 1 Mayıs için yeterince örgütlenmediği, üye sayısına göre katılımının düşük olduğu, 1 Mayıs'ın olası bir grev ve eylem için hazırlık olarak düşünülmediği  izlenimi yarattı...

salim çalık
















daha fazla resim için;
https://plus.google.com/u/0/photos/108518469492470099989/albums/5873092866427222817

10 Nisan 2013 Çarşamba

ÖFKELİYİZ !!!!


bilmezsiniz ki

tek başına bir bakış mıdır
                kapılarda asılı duran
bu gözler

siz bilmezsiniz ki
                içinde ölüm de olan
                               kafeslere binmeden
sevdiğinden bir parça alır
                yanlarında taşır madenciler

tek başına bir veda mıdır
                dudaklara kazınmış
                               bu hoşça kal
siz bilmezsiniz ki
kocası eve dönemeyen bu kentin kadınlarını
babası ocakta kaldığında ölümü öğrenen çocukları

siz bilmezsiniz ki
ışığınıza ve ısınıza
                kaç can karıştığını 
                                              
                                                                              19.01.2012 / salim çalık

07 nisan 2013 Vicdan ve Adalet Nöbeti basın açıklamasından;
"...
ÖFKELİYİZ,
iş cinayetlerini kader deyip geçiştirenlere,
..."




..."ÖFKELİYİZ, aynı işyerinde iki defa, iş güvenliği olmadığı gerekçesiyle iş bıraktıkları halde işçilerin sözlerini, endişelerini dinlemeyenlere,
..."



 zonguldak merkezindeki madenci şehitliğinde 1848'den günümüze kadar iş cinayetlerine kurban edilen 5000 madencinin adları yazılı... iş cinayetlerinde yaşamını yitirenlerin adlarının yazıldığı ve adına şehitlik denilen anıtların bulunduğu başka kaç kent var ülkemizde...
adlarını unutmamak, unutturmamak için yapıldığı varsayılan madenci şehitliğinde 1848'den bugüne ölenlerin adlarının yazıldığı bronzların çakıldığı duvarların yanında 2 tane de boş duvar var. sanki ölümler devam edecek der gibi...(s.çalık)






 "...
Nihat Zeybekci adlı adlı AKP'li vekil "iş kazaları"nı "medeniyet göstergesi" olarak niteleyen bir twit atmakta...
Çalışma Bakanı, cinayet yerini daha önce denetlediklerini, eksiklikler bulduklarını ve para cezası kestiklerini anlatmakta kameralar karşısında...
..."


"... ÖFKELİYİZ, Mart 1992'de 263 işçinin, Nisan 1983'te 10 işçinin hayatını kaybettiği Kozlu'da, Ocak 2013'te 8 kardeşimizin hayatını kaybetmesine göz yumanlara,
..." 
ÖFKELİYİZ, Mayıs 2010'da Karadon'da 30 işçi, Şubat 2010'da Dursunbey'de 13 işçi, Aralık 2009'da Mustafakemalpaşa'da 19 işçi, Haziran 2006'da yine Dursunbey'de 17 işçi, Nisan 2005'te Gediz'de 18 eşçi, Eylül 2004'te Küre'de 19 işçi, Mart 1983'te Armutçuk'ta 103 işçi, Mart 1995'te Sorgun'da 37 işçi, Kasım 2003'te Karaman'da 10 işçi, Ağustos 2003'te Aşkale'de 8 işçi, Temmuz 2010'da Keşan'da 3 işçi, Temmuz 1983'te Yeni Çeltek'te 5 işçi, 3 Mart 1992'de yine Kozlu'da 263 işçi hayatını kaybetti ve daha niceleri..."

                    ÖFKELİYİZ !!!

15 Mart 2013 Cuma

TTK ve İSTİHDAM POLİTİKASI


(not: bu yazı 2005 yılında 3 bölüm olarak ereğli gündem gazetesinde yayımlanmıştır. bugün  aynı şeyleri tartışıyor olmamız kentimizin içinde bulunduğu durumu göstermesi açısından önemli, bir o kadar da üzücü...)

TTK ve İSTİHDAM POLİTİKASI 1

             Son günlerde TTK’ ya işçi alınacağı yönünde yoğun ve güçlü bir beklenti oluştu. Bölgemizdeki işsizler başta milletvekilleri olmak üzere birçok yetkilinin açıklamaları nedeniyle haklı olarak iş beklentisi içine girmişlerdir.

            TTK’ nın üretim işçisi açığı olduğunu başta kurum yöneticileri olmak üzere herkes bilmekte, zaman zaman bu yönde açıklamalar da yapmaktadır. Taşkömürünün uluslararası piyasalarda 130 dolara çık-ması da düşünüldüğünde bölgemizin ve ülkemizin taşkömürüne ihtiyacı doğrultusunda TTK’ ya üretim işçisi alınması kaçınılmaz olmuştur. Şimdi hükümete ve bölge milletvekillerine düşen; ekonomik olarak da gerekliliği ortaya çıkan işçi açıklarını gidermektir.

         Ülkemiz 10 milyon tondan fazla taşkömürü ithal etmektedir. İthalata harcanan dövizin kazanılması için harcanan emek ve ürün değeri göz önüne alınarak, bu para Zonguldak toprakları altında yatan 1,3 milyar ton taşkömürünün çıkarılması için yatırıma, Zonguldak’ta İşçi Bulma Kurumu’na kayıtlı 44 bin işsize iş olanağı yaratmak için istihdama aktarılmalıdır. Ekonomi politikası açısından da akılcı yol budur. Çünkü ekonomi yalnızca kar zarar mantığı ile yönetildiği zaman; ekonomi bilimi içinde yer alan, ekonomik faaliyetin sosyal faydayı gözetme anlayışı terk edilmiş olur.

         Taşkömürü gibi yan ürün alanları geniş olan bir alana alınacak 1 işçi ile enaz 10 kişiye istihdam yaratmak olanaklıdır. Taşkömürü politikası yalnızca yakımlık ya da enerji ihtiyacı üzerinden değil, ilaç ve kimya sanayisine kadar uzanan tüm alanları gözetilerek oluşturulmalıdır. Böylece coğrafi yapıdan kaynaklanan üretim zorluğu ve maliyeti bu alanlardan elde edilecek kar ile dengelenecek ve kömür üretimi maliyeti dengelenecektir.

           Asıl konumuz olan TTK’ nın (hatta diğer kamu kurumlarının) istihdam politikasının bugüne kadar olduğu gibi yanlışlıklar yapılmadan gerçekleştirilmesi herkesi beklentisidir.2000 yılında yapılan tombala (kura) yöntemi işe alımlarda torpili önlemek amacıyla daha öncekilere göre iyi gibi görülse de, yer yer olumsuz sonuçları da olmuştur. Kamu kurumlarında işe almanın temel ölçüsü gereksinim olmalıdır. Yapılacak işin zorluğuna uyum sağlayabilecek fiziki ve sağlık koşullarıyla birlikte ilk ölçü geçim sorunu yaşa-ma düzeyi olmalıdır. Devlet kurumları, belediye başkanları, muhtarlar ve gerek duyulan diğer yetkililerden alınacak HANE GELİR DURUMU ve HANE NÜFUSU göz önüne alınarak en yoksullardan başlayarak yapılacak bir işçi alımı hem adil, hem insani, hem de sosyal devlet ilkesine uygun olacaktır.

         Hane gelir durumu ve hane nüfusu ölçü alınarak yapılacak bir işçi alımına kasıtlı davranma alışkanlığı olmayan hiç kimsenin itirazının olmayacağı açıktır. Ayrıca siyasetçiler, kurum yetkilileri, etkili çevresi olanlar kendilerine yapılacak “beni işe aldır” biçimindeki baskılara daha az maruz kalacaklardır. Ayrıca bu yöntemin iyi anlatılması durumunda fazla da bir baskı oluşmayacaktır.

            Başvuruların çok yoğun olacağını 2000 yılındaki başvuru sayısının çok olmasından anlamak ve beklemek gerek. Bunun için de hane gelir durumu ve hane nüfusu ölçüsü Devlet İstatistik Enstitüsü’nün belirlediği asgari standarda göre belirlenmelidir. Belki yasal olarak böyle bir yöntemin olamayacağı söylenebilir. Ancak Zonguldak 10 yıldır çok zor ve inanılması güç sosyal travma yaşamaktadır. Geçmişteki işçi alımlarında en fazla ilkokul mezunu olma, Zonguldak köylerinde ikamet etme gibi özel koşullar arandığı bilinmektedir. Gerekiyorsa yasal düzenlemeler de yapılarak en yoksulların ilk önce iş sahibi yapılması bir devlet politikasına dönüştürülmelidir.

       Bir başka çözüm de geçmişte olduğu gibi gruplu (münavebeli) işçi çalıştırma yöntemine geri dönmek olabilir. 6 ay çalışıp 6 ay köyünde, beldesinde dinlenmesi, böylece alınacak işçi sayısının iki katına çıkması sağlanacaktır. İşe giren bir işçi (sosyal güvenceye) sigortaya kavuşacak, piyasanın üzerinde alacağı ücret sayesinde de (çünkü asgari ücretle ve sigortalı bir iş bulmak mucize) asgari ücretin üzerinde bir aylık gelire kavuşacaktır.

    Tüm yetkililerin Zonguldak’ta yaşananlardan yola çıkarak gelecekte neler yaşanabileceğini iyi görmeleri gerekmektedir. Bu konuda valiliğin 200 yılında ODTÜ’ye yaptırdığı çalışma yol gösterici olabilir düşüncesindeyim.Ülke sınırları içinde yaşayan yurttaşların örgütlenmiş biçimi olan devlet, tüm insanların mutluluğunu,geçimini,sosyal güvenliğini,eğitimini düşünmek zorundadır. Bunlar ancak sürekli ve güvenceli bir iş ile mümkündür. Zonguldak insanının da TTK ve Erdemir dışında güvenceli, sürekli bir işe sahip olma şansı bulunma-maktadır. Zonguldak insanını iki sektöre bağımlı bırakmakla, TTK’ya yatırım yapmayarak kömür üretimini düşürmekle devlet Zonguldak’ı göç veren bir kent olmaktan kurtaramaz. Göçle kurulmuş bir kenti yeniden göçe zorlamanın maliyeti alınacak işçilerin maliyetinden fazla olacaktır.

TTK ve İSTİHDAM  2

       Her geçen gün TTK’nın işçi açıkları artıyor. Artan işçi açıklarıyla birlikte kömür üretimi de düşüyor. (4,5 milyon tondan 1,9 milyon tona düştü kömür üretimi) Zonguldak’ta TTK’nın işçi açığının artması demek işsizliğin de artması demek. Bunu 20 yıldır uygulanan özelleştirme, kapatma ve daraltma politikalarının bir sonucu olarak hep birlikte görüyor ve yaşıyoruz.

      Daha önce de belirttiğim hane gelir durumu ve nüfusu belirlenerek işçi alınması önerime ek olarak, bölgemizde (ve tüm dünyada) en fazla ayrımcılığa uğramış olan Çingene vatandaşlarımızın işe alınmasında pozitif (olumlu) ayrımcılık yapılması zorunludur. İster özel olsun ister kamu olsun tüm kurumların insanlara eşitlikçi yaklaşım sergilediğinin göstergelerinden biri de Çingene vatandaşların iş sahibi olmasında aldıkları tutumdur.

          TTK’nın işçi açıklarının giderilmesinde bölgelerin ve köylerin nüfus yapıları mutlaka dikkate alınmalıdır. Kontenjanların nüfus yoğunluklarına göre belirlenmesi bir dengenin oluşmasını da sağlayıp bölgesel eşitsizlikleri önleyecektir.

          Bundan önceki işçi alımlarında Kandilli ve Gökçeler’den nüfus yoğunluklarına göre yeterince işçi alınmadığı herkesçe bilinmektedir. Bu nedenle bu iki beldemizdeki işsiz sayısı birçok köyümüzdeki işsiz sayısından daha fazladır. Bu beldelerimizin nüfusları her geçen gün azalmaktadır. Böyle sürerse belediye olan bu beldeler köye dönüşecektir.

VERİLEN SÖZLER

            Özellikle yerel seçimler sürecinde Yalnızca Kandilli için 500-700 kişi arasında işçi alınacağı sözü verildi. Bu sözleri verenler, iktidar partisinin il,ilçe başkanları ve milletvekilleriydi. Eğer bu sözler seçim almak için verilmiş tutulmayacak sözler ise, çıkıp açıklanmalıdır. Üzerinden 1 yıl geçmiş olmasına rağmen işçi alınması konusunda adım atılmış değil. Fakat halen daha aynı sözler verilmeye devam ediyor.

            İktidarın dolayısıyla devletin güvenilirliği bu sözlerin tutulup tutulmamasıyla test edilecek. TTK’ nın işçi açığı gerçeği ile verilen sözler yanyana getirildiği zaman hemen yarın işçi alınması gerekiyor. “Hazırlıklar yapılmalı” , “Yeni alanlar yaratılmalı” gibi sözlerin bu andan sonra açıklayıcılığı yoktur. Çünkü verilen sözlerin üzerinden geçen zaman, bütün hazırlıkların yapılması için yeterlidir.

            İşçi alınmamasının bir tek açıklaması olabilir: Gerçekte TTK bitirilmek isteniyorsa işçi alınmaz. 5 Nisan Kararları ile hedeflenen, ancak işçilerin ve bölge insanının yoğun tepkisiyle zamana yayılan TTK’nın Karadon-Üzülmez merkezli bir yapıya kavuşturulması gibi bir niyet varsa işçi alınmaz. Böyle bir daralmanın yaşama geçirilebilmesi için 6-7 bin işçi kalıncaya dek işten atmaların (Re’sen emeklilik), işçilerin kendiliğinden emekli olmalarının sürmesi ve işçi alınmaması gerekiyor. 5 Nisan Kararları böyle bir taktiği önüne koymuştu. Termik santralı besleyecek kadar bir üretim yeterli görülmüştü.

       TTK’nın kömür üretmesi ve bölge insanının iş sahibi yapılması isteniyorsa işçi alınmasının acil bir durum olduğunu herkes görüyordur sanırım. Hane gelir durumu, hane nüfusu ve Çingeneleri gözeten bir işçi alımı  Zonguldak Halkı, ülke ekonomisi ve madenler için ertelenemez  bir durumdur.

KÖMÜR GEREKSİNİMİ

          Ülkemizin 10 milyon ton taşkömürü ithal ettiği gerçeği acıdır. Son 1 yıldır kömür fiyatlarının 130 dolar ve üzerine çıkmış olması hükümetin önlem almasını zorunlu kılmaktadır. Demir çelik sektörünün ihtiyacı olan 2,5 milyon ton kömür ihtiyacının dışa bağımlı duruma gelmesi tehlikelidir. Çin’in talep artışının bu hızla sürmesi durumunda kömür fiyatlarının daha da yükseleceği kesindir. Petrolde yaşanan artışın kömürde olmayacağını söylemek ve beklemek bilimsel bir davranış değildir.

         Yapılacak bir düzenlemeyle demir çelik sektörünün taşkömürü ihtiyacını iç pazardan karşılaması sağlanmalıdır. Bunun için de TTK’nın kömür üretimini 5 milyon ton ve üzerine çıkarması zorunludur. Coğrafi yapısı gereği Zonguldak madenlerinde kömür çıkarmak için insan gücü (emek yoğun çalışma) zorunludur. Almanya veya İngiltere’nin teknolojisini bizim ocaklarımızda kullanma olanağı yoktur. Bununla birlikte kömür çıkarma yöntemleri, çalışma koşulları, kömürün yan ürünlerine dönük alanların öne çıkarılmasıyla verimliliği artırmak ve sözde zararı düşürmek olanaklıdır.

        Ayrıca hammadde durumundaki maddelerin üretiminden elde edilen gelirin işlenmiş ara ve son ürünlerden daha düşük olduğu gerçeği unutulmamalıdır. Dolayısıyla en akılcı yöntemlerden birisi de termik santralın TTK’ya devri olacaktır. Kömürü çıkaran kurum zarar ederken, çıkan kömürü elektriğe dönüştürüp satan kurum kar ediyorsa düşünmek gerekir. Santralın TTK’ya devri ile elektrikten sağlanan kar TTK’nın zararının azalmasını sağlayacaktır. Dünyadaki örnekleri de böyledir. 
TTK ve İSTİHDAM  3

       Bu konuda daha önce yazdığım iki yazıda, hane nüfusu ve gelir durumuna göre en yoksuldan başlayarak işçi alınması gerektiğini belirtmiştim. Bir de Çingene yurttaşlara öncelik verilmesi yönünde pozitif (olumlu) ayrımcılık yapılmasının bugüne kadarki dışlayıcı yaklaşımın telafisi için zorunlu olduğunu yazmıştım.

      Katılır veya katılmazsınız. Ancak ekonomik faaliyetin üretim, pazarlama, yatırım gibi temel gereklilikleri arasında "sosyal fayda" nın da olduğunu unutmamak ve/veya anımsamak gerekiyor. Çünkü herkesin ülke kaynaklarından emeği ve bilgisi ölçüsünde yararlanma hakkını vermek ve tanımak gerekiyor. Nasıl ki işsizlik kişilerin kendi seçimi değilse ve uygulanan ekonomik politikalar en önemli etken olarak belirleyici oluyorsa; iktidarlar bu gerçek doğrultusunda "en mağdur" olanları  koruyucu uygulamalara gitmek  zorunda.

      TTK' ya işçi alımının bir de teknik yanı var. Bilindiği gibi madencilik ağır bir iş kolu. Üretimin yapıldığı (-400 , -600 metre) yerin altındaki ısı, basınç, hava (solunum) durumu yer üstüne benzemiyor. Bunlara çalışma koşullarının ağırlığı da eklenince herkesin madencilik yapamayacağı gerçeği kendiliğinden ortaya çıkıyor.

       Bundan önceki işçi alımlarından sonra yaşanan sanat değişikliği, raporlu olarak yer üstüne çıkma, yan (daha kolay) servislere geçme gibi olumsuzluklar unutulmamalıdır. (Bu arada hemen belirtmeliyim ki, bu olumsuzluklar TTK -KİT- düşmanlarının propagandasını yaptığı ölçülerde olmadı hiçbir zaman. Çünkü birçok sanatın kadro açığı giderilmediği için zorunlu yer değişiklikleri yapıldı...yapılıyor. Birileri de bunu kullanarak TTK -KİT- düşmanlığı yapıyor.)

YÖNTEM ÜZERİNE

            TTK' ya yapılacak işçi alımında; (en yoksullar belirlendikten sonra)  sağlık muayeneleri ocak içi koşullara göre yapılmalıdır. Geçen dönemden örnekleri var; epilepsi (sara), şizofreni, gece körlüğü, tansiyon sorunu... olanlar işe alındı. Bir kısmı daha sonra doktor raporuyla yer üstüne çıktı. Elbette bu tür rahatsızlıkları olanlar da işe alınmalı. Ancak madenci olarak değil...

            Öyleyse 400-600 metre yer altının basınç, ısı, hava (solunum), hatta çalışma koşulları yer üstünde oluşturulmalı; işe alınacaklar burada belirli bir süre tutulduktan sonra nabzı, tansiyonu, psikolojisi gibi doktorların belirleyeceği ölçütlere göre gözlenmeli ve sağlık  durumu uygun olanlar seçilmelidir. Gerekiyorsa İş Yasası'ndaki deneme süresine ilişkin uygulama yaşama geçirilmelidir. 2 aylık çalışma sonrası verimli olamayanlar işe alınmayarak, yerlerine yedektekiler çağrılmalıdır.

            Madenciler arasında da espri konusu olan; kendisi 50 kg. gelen bir adamı işe alıp 10 tane direk taşıtamaz, 3 tane tonluk araba dayandıramazsanız işi yürütemezsiniz. Bir de işe aldığınız adamın sağlığı uygun değilse hiç verim alamazsınız.

            Yani; işe işçi almış olmak için değil, işyerinde verimli olabilecek işçi almak için yola çıkılırsa kurum-lar ve ülke ekonomisi kazanır. Bu yöntem torpilin, rüşvetin, dedikodunun en aza inmesini sağlayacaktır. Ve herkes rahat hareket edecektir.

Kurum Yöneticilerinin, Sosyal Hizmet uzmanlarının, Yerel Yönetim temsilcilerinin, Sendikanın,  İşçi Bulma Kurumu yetkililerinin ve Meslek Odalarının oluşturacağı bir komisyon işçi alımları konusunda görevlendirilmeli, siyasetçilerin müdahale etmemeleri sağlanmalıdır.

            Bunların dışındaki her uygulama ve tutum şaibeli olarak algılanacaktır. Kurumun ve yerel siyasetin rahatlaması için böyle bir yaklaşım gereklidir. 

İŞÇİ AÇIĞI BÜYÜYOR

            İşçi açığı her geçen gün büyüyor. Gününü dolduran emekli oluyor. TTK' da işçi açığı üretimin düşmesi anlamına gelmektedir. Bir zamanlar 4,5-5 milyon ton olan üretim 1,9 milyon tona düştü. Herkes bunu görmek zorunda. İşçi açığı demek 130 dolar ve üzerinde fiyatlarla kömür ithalatı demek. Zonguldak' ın altında çıkarılmayı bekleyen 1,3 milyar ton kömür hem ilimizi hem de ülkemizi rahatlatacaktır. Yani sorunun ekonomik yanı gözardı edilemeyecek noktalara gelmiştir.

            Yılda 10 milyon ton taşkömürü ithalatı üzerinde siyaset yapılamayacak kadar önemli bir durum olarak karşımızda durmaktadır. İthalata verdiğimiz döviz ve kullanmadığımız yer altı kaynaklarımız bizim daha nesnel ve toplumsal çıkarları gözeterek düşünmemiz gerektiğinin kanıtıdır.

salim çalık



9 Mart 2013 Cumartesi

Armutçuk Grizusu’nun 30.Yılında İş Kazaları ve Güvenliği




07 mart 1983 yılında TTK Armutçuk Müessesesi’nde 103 kişinin ölümüyle sonuçlanan grizunun yıldönümünde iş kazaları (cinayetleri) ile iş güvenliği ve işçi sağlığı tartışıldı.
Kandilli Dayanışma Evi Derneği’nin düzenlediği Genel Maden İş (GMİS) Armutçuk Şubesi’nin destek verdiği ve TTK Armutçuk Müessesesi misafirhanesinde düzenlenen söyleşiye konuşmacı olarak İstanbul İşçi Sağlığı İş Güvenliği Meclisi’nden İbrahim Sarıkaya ve                      Avukat Ceren Uysal katıldı.
            Avrupa’da taşkömürü üretiminin düşmesine paralel olarak başta Çin olmak üzere bazı ülkelerde kömür üretiminin yükseldiği; Türkiye’de ise TTK’nın kömür üretiminin düşmesine rağmen kömür üretimi ve tüketiminin yükseldiği, Türkiye’nin Avrupa’nın Çin’i yapılmak istendiğinin vurgulandığı söyleşide;

            Dünyada kömür madenciliğinin dünü ve bugününe ilişkin bilgiler veren İbrahim Sarıkaya; çalışma yaşamının esnekleştirilmesi, özelleştirmeler gibi sermaye lehine yapılan düzenleme ve politikalarla TTK’nın kömür üretimi düşürülürken özel sektörün kömür üretiminin artırıldığını, bu süreçte Türkiye’nin kömür tüketiminin de arttığına dikkat çekti. Dünyada en büyük kömür üreticisi ve tüketicisi olan Çin’de madenlerdeki iş kazaları ve ölümlerinin sayısının bilinmediğini, ülkemizin Avrupa’nın Çin’i yapılmak istendiğini anlatan Sarıkaya; 1960’lı 70’li yıllarla kıyaslandığında 1990’ların sonundan itibaren 100 bin ton kömür üretimine karşılık olarak ölümlü kazalarda 3 kat artış olduğu, bunun da devletin kömür üretiminden çekilerek rödovans, işletme hakkı devri ve kaçak ocaklara göz yumulmasının sonucu olduğuna vurgu yaptı.  
 
            Avukat Ceren Uysal ise; iş kazası yerine iş cinayeti demenin daha doğru olacağını belirterek; son yasal düzenlemelerle az da olsa işçilerin kullanabileceği bazı alanlar olduğunu, iş güvenliği ve işçi sağlığı açısından risk bulunan durumlarda işçilerin çalışmama haklarının olduğunu vurguladı. Bu hakkın kullanılmaması durumunda herhangi bir kaza sonrası işverenlerin; “İşçi bile bile çalışmaya devam etmiş. Bizi de bilgilendirmedi” diyerek tüm sorumluluğu işçilerin sırtına yıkabileceklerini, bu durumun gözden kaçırılmaması gerektiğini belirtti. İşçilerin hukuki metinlerden önce, yaşama ve çalışma haklarına sahip çıkmaları gerektiğini, meşruluğun temel hakların korunması ve geliştirilmesi üzerinden aranıp bunun için örgütlü davranılmasının gerekli olduğunu çeşitli örneklerle açıkladı. Uysal; maden işkolu dışında hiçbir sektörde şehitlik kavramı bulunmadığını, şehitlik kavramıyla insanların madenlerde ölme nedenlerinin ve sorgulamasının önüne geçildiğini; yaşama hakkı ve sorumluların cezalandırılabilmesi için buna karşı çıkmak gerektiğini, emeklilik sonrası meslek hastalığı sonucu ölümlerin de izlenmesi gerektiğini söyledi.
 
            GMİS Şube Başkanı İsa Mutlu katılımcılara teşekkür ederek başladığı konuşmasında; sermayenin her geçen gün yeni bir saldırısıyla karşılaştıklarını, yeni sendikalar kanunu ile 30 kişiden az çalışanın bulunduğu işyerlerinde sendikal üyeliğinin engellendiğini bu yolla da 5 milyona yakın kişinin örgütlenme haklarının ellerinden alındığını, kıdem tazminatının ortadan kaldırılmak istendiğini belirttiği konuşmasında; özel istihdam büroları, esnek çalışma, taşeronlaştırma gibi uygulamalarla bir yandan sendikal örgütlenmeler engellenirken bir yandan da iş kazaları ve meslek hastalıklarına zemin hazırlandığını anlattı. Mutlu; “1970’li yıllarda yalnızca Türk İş’in 2 milyonu aşkın üyesi varken, bugün üç konfederasyonun toplam üyesinin 700 binin altına düştüğünü belirtti.
 
Kandilli Dayanışma Evi Derneği yönetim kurulu üyesi Salim Çalık; 1983 yılında 103 maden işçisinin yaşamına mal olan Armutçuk Grizusu sırasında bölgede görev yapan 2 doktor zor bulunmuştu. Herkes doktor arıyordu. 30 yılın sonunda hem TTK Armutçuk Müessesesi’nde işyeri hekimi, hem de saat 16:00’dan sonra belde de doktor bulunmadığını, yıllardır gelir vergisi, sigorta primi ödemiş olan işçilerin ve bugün Hema Kandilli İşletmesi ve TTK Armutçuk Müessesesi’nde çalışan 2000’i aşkın madenciye 1 doktorun çok görüldüğünü anımsattı. Yeni iş cinayetlerinin önlenmesi için başta sendikalar olmak üzere tüm kurum ve kişilerin aşağıdan yukarı zorlanması gerektiğini belirten Çalık; yürürlükteki mevzuatın bile uygulanmadığı koşullarda üretimden, işçi maliyetlerinden söz etmenin doğru olmadığını, iş kazası ve meslek hastalığı sonucu ölen insanların bulunduğu işyerinde işçilerin canlarının hangi hesaba sığacağının sorulması gerektiğini söyledi.

1)      Tartışmalar bölümünde ise; işyerlerindeki iş güvenliği birimlerinde çalışan elemanların maaşını aldığı işverene karşı yaptırım uygulayamayacakları, aksi durumda işten atılacakları, görevden alınacakları; bu nedenle tüm iş güvenliği elemanlarının Çalışma Bakanlığı’na bağlı ve bakana karşı sorumlu olmaları, ücretlerinin görev yaptıkları işveren tarafından bakanlık hesabına yatırılması gerektiği;

2)      Bakanlık, Bölge Çalışma Müdürlüğü ve kurum içi denetimleri sırasında; işçi ve memur sendikalarından birer kişinin, meslek odası temsilcisinin, denetlenen işyerinin türüne göre bir tabip odası temsilcisinin de içinde yer alacağı bir komisyonun tam yetkili olarak denetimlere katılması gerektiği;

3)      İşyeri ve iş kolu ayrımlarının bir kenara bırakılarak işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri başta olmak üzere emeğin meşru haklarının savunulması için ortak mücadele zeminlerinin oluşturulması gerektiği;

4)      Var olan yasal hakların sonuna kadar kullanılmasının yanında, yaşama ve çalışma hakkının her şeyin üzerinde olduğundan hareketle, sermayenin kuralsızlığı karşısında emekçilerin başta yaşama ve çalışma hakkı olmak üzere kendilerine yönelik her türlü saldırıyı emekten yana bakış açısıyla değerlendirmeleri gerektiği; konularında ortak görüş oluşturuldu.

mart 2013 / salim çalık

YEDİ MART SEKSENÜÇ ÜÇ MART DOKSANİKİ VE TÜM MADEN ŞEHİTLERİNE

hangi köyün yüreği / hangi ananın gözyaşları / tutabilir yasınızı // bilmem kaç yedi kat altında / yatarken yerin / okuttular kur’an’ınızı / yatış şeklinizi bile bilmeden // ilk size kuruldu/ cenazesiz gömütlükler/ -dünyada yüreğim gömüt size-// bilmem kaç yedi kat altında yerin / yatarken sizler / yemin ettim böylesinin sürmeyeceğine // yemin ettim/ yatış şeklinizi bilmeden// bilin ki dostlarım / dimdik ve ayaktasınız / yüreğim gömüt size...// Armutçuk-Kozlu 10/03/92 / salim çalık / GÜLMEKLE AĞLAMAK ARASI (sf.36)

geleceğe dikiliyor gömüt taşları



biliyorum
kendisini kirleterek tükeniyor
umutla süslenmiş gelecek günler

şimdi
bir bir içime gömülüyor
yaşamda alacağı kalan çocuklar
ömrü metaya değişilen işçiler
içime gömülüyor
töreye kurban edilen kadınlar
ve karşılıklı dağlara sürülüyor gençler
gömüt taşları geleceğe dikiliyor
gömüt taşları iki parça yüreğime

şimdi
tepeden tırnağa utançla
__ipe çekiyorum mutluluk düşlerimi
acı ve hüzün ötesi yaralı duygularla
__tenime gömüyorum gülüşlerimi

………………kasım-aralık 2007
salim çalık