dünyanın en ağır işkollarından biri olan madencilik tarihine, madencilerin günlük yaşamlarına ilişkin olarak yazı, şiir, belge vb. paylaşmak, madencinin sesine ses vermek... çünkü; insanlığın toprağa saldığı köktür madenci ................................salim çalık
HOŞ GELDİNİZ
maden ve madenciliğe ilişkin yazı, fotoğraf, belge ve bilgilerin paylaşılması amacıyla hazırladığım bu sayfaya isteyen herkes katkı sunabilir. bilgi örgütlendikçe anlam kazanır, insan öğrendikçe...
4 Ekim 2015 Pazar
yazılamamış, adresine varamamış madenci mektupları
sevgili hana;
...
martı çığlıkları sardı her yanımızı. balıkçı olsam bu çığlıkları balık bolluğuna işaret sayar, sevincin, çağrının dışa vurumu derdim.
oysa; burada herkes sevdiğinden, ailesinden, köyünden, yurdundan ayrı. osmanlılar bile kırkbeş günlük özlem tutsaklar...
bu martı çığlıkları bizim isyanımızı dile getiriyorlar sanki; hüzünlü şarkılarımızı, iş kazalarında ölenler için içimize attığımız ağıtlarımızı ve korkularımızı;
birbirimizden gizleyerek cesaretimizi korumaya çalıştığımız korkularımızı martı çığlıkları dile getiriyor. ve ocağa girerken duyduğumuz, kömüre saldırınca unuttuğumuz tedirginliklerimizi anımsatan bu çığlıklar, insan olduğumuzu unutmamızı da engelliyor...
hana'm benim, küçüğüm;
madencilik hep gece, hep karanlık. gün ışır ışımaz girilen maden karanlık; günbatımı çıkılan yeryüzü de karanlık. madende de, dışarıda da bir senin yüzün aydınlık, bir senin sesin ve gülüşündeki soyluluk, sözlerindeki ululuk aydınlık...
az ileride bir çocuk uzanmış; kederli gözlerle gökyüzüne bakıyor. elinden gelse kanatlanıp uçacakmış gibi öykünerek bakıyor bulutlara. altı gün boyunca madenin derinliklerinden yeryüzüne küfeyle taşıdığı bütün kömürün ağırlığı küçücük bedenine yapışmış gibi uzanmış çimenlerin üzerine. ailesini özlediğini anlatmak ister gibi yanık ezgili bir akıyor dudaklarından. belki çocukça bile olsa sevdiği bir kız vardır, dudaklarından ağıt gibi dökülen ıslık özlediğine armağandır...
senin bedenin kadar küçük. küfe taşımaktan çok, anne babasının sevmesi, dedesinin ninesinin şımartması için yaratılmış gibi görünen bu çocuk; madenin karanlığı, yükünün ağırlığı ve çalınan çocukluğuyla yaşadığı ayrılığı bakışlarıyla dünylanın yüzüne vuruyor sanki... elleri senin ellerin kadar hana; ağırlığı taşıdığı küfe kadar. çocuk sesinde isyan, çevresine ilgisizliğinde firar var...
sevgili hana;
geleli çok olmasa da anlatacak o kadar çok şey gördüm yaşadım ki, ileride yazmaya çalışırım.
...
salim çalık
(osmanlı döneminde avrupa'nın çeşitli ülkelerinden zonguldak madenlerine çalışmaya gelen işçi ve mühendislerin yazamadığı, yazsalar da sevdiklerine ulaştıramadıkları ne mektuplar vardı kim bilir... bu onlardan birinin yerine 100 yıl sonra benim yazdığım bir mektubun küçük bir bölümü... hana, düşsel bir kişilik, olaylar gerçek...)
3 Ekim 2015 Cumartesi
kaza da, kader de değil...
bugün (02.10.2015) 16:00-24 vardiyasında türkiye taşkömürü kurumu (TTK) armutçuk müessesesi'nde (zonguldak/ ereğli) meydana gelen göçükte maden işçisi erkan seyhan yaşamını yitirdi...
erkan seyhan 36 yaşında evli ve 2 çocuk babasıydı. 2009 yılında 39 bin kişinin başvurduğu işçi alımında mülakat sonrası işe girmişti...
kaza mı diyeceğiz şimdi? tamam kaza; peki neden?
ttk, yıllardır işçi açığı giderilmeyen bir kurum. kurum genel müdürü 4 yıla yakın zamandır, yani kurumda 11 bin kişi çalışırken "işçi açığı var. en az 3 bin kazı işçisi alınması gerekli" diyerek enerji bakanlığı'ndan talepte bulunuyor. bu yıl maden işçileri düzenlediği bir imza kampanyasıyla kurumdaki işçi açıklarını gündeme getirerek işçi alınmasının önemini vurgulamışlardı...
herkes bilir ki; madencilik dahil emek yoğun üretim yapılan işyerlerinde işçi açığı yalnızca üretimi etkilemez... üretimden daha çok işçi sağlığı ve iş güvenliğini etkiler. kurum genel müdürünün 11 bin işçi varken "3 bin işçi açığı var" dediği tarihten bugüne işçi sayısı 8 bin'lere düştü. yani ttk en az 5 bin işçi açığı ile çalıştırılmaya çalışılıyor...
5 bin işçi açığı... bir maden işçisinin 2 kişilik çalıştığı, bir çok yan işin yeterince yapılamadığı koşullarda dikkat, yeterli zaman, gereken önem nasıl sağlanabilir...? kaza mı şimdi bu...?

ttk'ya işçi alımını engelleyen hazine (maliye bakanlığı), kendine bağlı bir kurumun işletmecilik açısından gerekli ödeneklerini, işçi sayısını dikkate almayan eneri bakanlığı, işçi açıklarının önemini basın açıklamalarının ötesine taşımayan sendikacılar... o kadar çok suçlu var ki, "kaza" diyen desin... benim açımdan bu bir cinayet...
personel rejimi, ödenek, yatırım programı, verimlilik gibi süslü iktisat sözcüklerinin arkasına saklanarak işçi açıklarına rağmen madencileri ocağa sokanlar bu ölümün (bundan öncekilerin) ve ne yazık ki bundan sonraki ölümlerin de sorumluları olacaklardır...
erkan seyhan, 36 yaşında; bir eş, 2 çocuk bıraktı geride... bir de yaşayamadığı bir ömür... gruplu ve düşük ücretle çalışıyordu erkan seyhan. ve yıllardır daimi statüye geçmeyi, ücretlerinin eski işçilerin ücretleri düzeyine çıkarılmasını bekleyen binlerce maden işçisinden biriydi... daha düne kadar, yasaya rağmen 2 asgari ücret tutarındaki maaşı, daimi statüde çalışmayı çok görenler, bu uğurda yeterince savaşım vermeyenler, yarın "bürokratik gözyaşı" dökecekler erkan'ın mezarı başında. madenci güzellemeleri yapacaklar...
ya geride kalanlar...? bugüne kadar madenlerde yaşamlarını yitiren 5 binden fazla madencinin eşleri, çocukları, ana-babaları ne yapacaklar...? ya arkadaşları... göçüğün yaşandığı 2 (no'lu) ocakta ve diğer ocaklarda çalışan arkadaşları, birlikte işe gidip geldiği, aynı yolları yürüdüğü arkadaşları...
bu kadar ölüm, bu kadar yetimlik, bu kadar evlat ve arkadaş acısı yetmez mi bu kente...?
salim çalık
26 Ağustos 2015 Çarşamba
çatışmalar 90'lara benziyor da, ekonomi farksız mı?

10 temmuz 2014'te 1 dolar 2,12 tl.
25 ağustos 2014'te 1 dolar 2,93 tl.

1 yıl içinde türk lirası 80 kruş'tan fazla değer yitirmiş (devüle olmuş). bu hafta çin'in düşük büyüme açıklamasıyla başlayan ve asya ve avrupa borsalarını sarsan durum, dünya genelinde bir krize yol açacak gibi görünüyor. buna altın fiyatlarının (özellikle türkiye'de) son yıllardaki en büyük yükselişini, petrol fiyatlarının ise en düşük değerlerini görmesini eklemek gerekiyor.
akp iktidarının hükümet ve seçimden başka bir şeyi gözünün görmediği açık. çünkü 4 gün önce ekonomiden bakanı nihat zeybekçi; "“Türkiye büyük, güçlü bir ülke. ’Vay şu olmazsa kriz gelir’. Gelmez arkadaşlar. Allah aşkına ben söylüyorum” dedikten 1 gün sonra dolar 3.tl'yi gördü.

demek istediğim çok şey var aslında; fakat artık kişi başı gelir nutukları atanlar 10.000 $'dan söz etmeseler iyi olur. yalnızca 7 haziran seçimlerinden sonra tl.nin 30 kuruş değer yitirmesi; ücretlerin dolara karşı %12 değer yitirdiği anlamına geliyor. yani akp iktidarının verilerini dikkate alırsak kişi başı gelir 9000 dolara düştü...
belirsizlik, çin ekonomisinin küçülmesi, gelişmekte olan ülkelerde sıcak paranın "kazandırmaması", dünya genelinde tüketicilerin tüketecek kadar gelirlerinin olmayışı, ülkelerin ve kişilerin borçlarının çevrilemeyecek noktalara ulaşması vb. onlarca etken 1994 ve 1999'da yaşadığımız krizlere benzer bir krizin kapıda olduğunu gösteriyor. 1999'daki kriz de asya'dan başlamış ve ülkemizi de vurmuştu...
ekonomi bakanı "kriz olmaz, allah aşkına ben söylüyorum" dese de, kapitalizmin krizsiz yaşayamayacağını ve her krizde önce emekçileri, sonra da kendi kendine yetemeyen ülkeleri vurduğunu biliyoruz...
1. altı ay %6, 2 altı ay %5 zammı yerlere göklere sığdıramayan sendikacılar "aldıkları" zammın ücretlilerin cebine girmeden buharlaştığını görüyorlardır sanırım... elbette önemli olan bizim, ücretlilerin görmesi...
türkiye'nin dönemsel olarak içinde bulunduğu durum şimdi tam da 90'lara benzedi. (çatışmaların düzeyinin daha çok 1970'lere benzediğini düşünsem de) bir yandan yoğunlaşan çatışmalar ve siyasi kriz, bir yandan yine asya'dan başlayan ekonomik küçülme ve krize evrilme olasılığı... akp sürekli diline doladığı 1999 ekonomik krizinin neredeyse tıpa tıp aynısını yaşıyor şu an ve seçimlerin YSK'yı beklemeden 1 kasım olarak açıklanmasının bir nedeni de bu diye düşünüyorum...
hiçbir iktidar eksikliğini kolay kolay kabul etmez. örneğin merkez bankası rezervi 120 milyar dolar açıklanıyor ya, gerçekte kullanılabilir net döviz rezervi 42 milyar $ düzeyinde. (120 milyar rezerv altın dahil tüm rezervlerin brüt miktarıdır.)

ithalatın düşürülemeyişi, ara mal ithalatının sanayideki ağırlığı, sermayenin dış borçlarının dövizdeki artışla birlikte katlanması ve ödeme güçlüklerinin ortaya çıkması, net döviz rezervlerinin spekülatörler tarafından paradan para kazanma fırsatı olarak görülmesi (hatta zorlanması), muktedirin faizlerin yükseltilmesine karşı çıkması, üretmeye bir ekonomi ve dış ticaret açığı...
istediğiniz gibi yorumlayın... hepimizin koalisyon tiyatrosunu izlediğimiz, (haklı ve kaçınılmaz olarak) çatışmalara yoğunlaştığımız, son olarak doğu karadeniz'deki sel (rant) felaketine baktığımız bir dönemde ekonominin durumu bu...
emeğin örgütlülük durumu "nerede bizim dolarlarımız" sorusunu sormaktan uzak... barıştan yana tavrımız ve kararlılığımız 1 kasım seçimleri kadar, ekonomik bölüşüm ilişkilerini de hesaba katmalı...
şu anda üretilen tüm mal ve hizmetler karşılığı elde ettiğimiz toplam gelirin %60'ını en varsıl %1'lik kesim alıyor, geri kalan %40' da kalan %99 arasında bölüştürüyorlar... unutmayalım ki; bu ülkede dünya milyarderler listesine girmiş (türkiye ölçeğinde) 35 süper varsıl (zengin) var...
salim çalık
Etiketler:
çağdaş kölelik,
ekonomik kriz,
emek sömürüsü,
eşitlik adalet özgürlük,
kamu toplu iş sözleşmeleri,
özelleştirmeye hayır,
sendikal bürokrasi,
vahşi kapitalizm
22 Ağustos 2015 Cumartesi
ne dersiniz...?
medyada yeterince yer almadığı, kendi önceliklerimiz unutturulduğu ve yavaş yavaş taraf olmaya zorlandığımız için gözümüzden kaçıyor...
geçtiğimiz hafta akp iktidarı madenlerde işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili patlamalara karşı önlemleri içeren düzenlemeyi 31.12.2019 tarihine kadar erteledi. yani maden işletmecileri 4 yıl daha şu anki güvenliksiz koşullarda işçi çalıştırma hakkını aldı. birşey daha olacak; soma'dan sonra gelişen duyarlılık ve tepkiler sonucu önlemler açısından yetersiz görülen 60 maden ocağı kapatılmıştı. şimdi bu erteleme ile bu ocaklar da açılabilecek...
ne dersiniz...?
aynı akp iktidarı 37 yerleşim yerini güvenlik bölgesi ilan etti. huzurun ve güvenliğin sağlanması için yapıldığı söylenen bu düzenlemede geçtiğimiz hafta yapıldı. bu 90'lı yıllardan bildiğimiz olağanüstü hal rejiminin yeni adı... güvenlik bölgesi... ve aynı sırada iç güvenlik paketi doğrultusunda vali ve kaymakamlara gözaltına aldırma yetkisi verildi/ anımsatıldı.
ne dersiniz ..?
bir de şöyle düşünsek diyorum; aynı iktidar 11 yılda 15.000'den fazla insanın ölümüne yol açan işçi sağlığı iş güvenliği ile ilgili olarak düzenleme yapmadığı gibi, madenlerle ilgili yaptığı düzenlemenin uygulamasını da 2019 yılı sonuna erteledi...
eğer söz konusu olan insan canı ise, huzur ise iki farklı uygulama aynı iktidar tarafından nasıl yapılabilir? yerleşim yerlerinin özel güvenlik bölgesi ilan edilmesini haklı buluyorsak, madenlerde patlamaları (grizu- toz patlaması vb) önleyecek düzenlemenin ertelenmesine nasıl karşı çıkabiliriz? ya da işçilerin ölümüne, öldürülmesine göz yummak anlamına gelen bu ertelemeyi yapacak kadar sermaye sever bir iktidarın güvenlikli bölge ilanı kuşku doğurmaz mı?
kendi sermaye gruplarını düşünerek madenlerde güvenlik önlemleri için gerekli işçi sağlığı iş güvenliği harcamalarından kurtaran akp iktidarının; ilk (erken/ yeniden) seçimde tek başına iktidar olabilmek için böylesi güvenlik uygulamalarına ve çatışmayı körükleyen politikalara yönelebileceği çok mu abartılı...?söz konusu olan insan yaşamı ve huzur ise; sokaklarda aldığın önlemleri işyerlerinde de alırsın; en basit bir işçi-memur eylemine katılanlara bile terörist muamelesi yaparken işçilerin ölümüne yol açan patronlara da katil dersin ve gereğini yaparsın... o zaman belki inanırız samimiyetinize...
ne dersiniz...?
yani; armutçuk, kozlu, mustafakemalpaşa, karadon, dursunbeyli, soma, ermenek, afşin-elbistan, torunlar inşaat, yollarda öldürülen mevsimlik işçiler vd. unuttuk mu? peki faili meçhulleri, madımak'ı, diyarbakır cezaevi'ni, uludere'yi, hayata dönüş operasyonlarını, ergenekon-balyoz-kck davalarındaki saçmalıkları, pozantı cezaevi'nde çocuklara yapılanları, gezi eylemlerinde öldürülenleri vd. unuttuk mu? peki son 30 yılda bütün bunların yaşandığı bir ülkede ve rejimde, şu an yaşadıklarımıza kuşkuyla bakmamız gerekmez mi?

daha suriye var... ab-d ile yeniden geliştirilen "sıcak" ilişkiler ve üslerin kullanılmasına izin verilmesi var... iki gündür bazı alevi dernek yöneticilerine yönelik silahlı saldırılar var... ve bütün bunlar karşısında bir de haber kanalları var? kaçını duydunuz...? duymadıysanız daha da kuşkulu değil mi...?ne dersiniz...?
salim çalık
7 Ağustos 2015 Cuma
31.12.2019 tarihine kadar ölmeyeceğiz inşallah
22 Temmuz 2015 Çarşamba
DüşÜnSel: ayaklanın ey insanlar
DüşÜnSel: ayaklanın ey insanlar: işliklerde ölüm üretiliyor ölüm dikiliyor tarlalara sokaklara ölüm döşeniyor ve korkuyla tüketiliyor yaşam ey işçiler ayaklanın ey köylüle...
DüşÜnSel: alışmayın başkaldırın
DüşÜnSel: alışmayın başkaldırın: kardeşler ölüm yorgunuyuz saysak eksik kalık yazsak kalem kağıttan utanır kardeşler ölümler birikiyor kısacık ömrümüzde alışmayın ba...
10 Temmuz 2015 Cuma
(ermenek raporu) öldürülen madenciler var, maden yok
ermenek'te 18 madencinin katledildiği olayla ilgili dava sürüyor. bu arada enerji bakanlığı da bir rapor hazırlıyor. rapora göre;
1) 18 işçinin katledildiği "numune" adlı ocaktan enerji bakanlığı'nın haberi yok.
2) bu ocağı işleten has şekerler şirketi'nin ne zaman üretime başladığı bilinmiyor.
3) devlet arşivleri genel müdürlüğü'nden migem tarafından gönderilen belgeler isteniyor. ancak 1983- 1997 yılları arasına ait belgeler çıkmıyor.
4) "1994- 1997 yıllarına ait imalat haritaları dışında madenle ilgili belgelere ulaşılamamıştır" deniyor.
5) eneri bakanlığı kendisinin ve elemanlarının kusuru olmadığını belirterek savcılığın soruşturma izni istediği 20 bürokrat için soruşturma izni vermiyor...
daha fazla söze gerek var mı? unutanlar olabilir; hani ayakkabısı olmayan, ayağındaki yırtık lastikle gündem olan recep dayı var ya... onun ayağındaki lastiğe dikkat çekip "benim oğlan öldüyse saklaman" sözünü gözlerden kaçırmaya çalışmışlardı.
"oğlum yüzme bilmezdi" diyen,
ocaktan boşaltılan suyu koklayıp "oğlumun kokusu sinmiştir" diyen
ana-babaların yaşadığı ermenek...
bir de enerji bakanı vardı, soma'dan sonra oraya da giden ve "kime uzanırsa uzansın, hesabını soracağız" yalanıyla piyasa yapan, maden şirketlerinin memuru gibi çalışan..,
yalakaların konut yardımlarının dağıtılması sırasında salondaki acılı ana- babaları unutacak kadar kendilerinden geçip ak bakan ve vekiller için "türkiye sizinle gurur duyuyor" sloganlarının atıldığı ermenek... yukarıdaki rapor oranın raporu yani...
salim çalık
8 Temmuz 2015 Çarşamba
ÖZELLEŞTİRME ve KÖLELEŞTİRME ÖRNEĞİ OLARAK TTK- HEMA
(Ya da Sınıf Sendikacılığı)
Son günlerde metal, otomotiv ve maden işkollarındaki eylemlilikler ücret eksenli gibi görünse de, 12 eylül hukukunun, ekonomik düzeninin ve siyasi yapısının sorgulanması anlamı da geldiği için özü itibarıyla sınıfsal nitelikler de taşımaktadır. Verili ve dayatılan ekonomik işleyişe (ücret politikalarına), sendikal yapılara (teslimiyete), bu ikisini düzenleyen ve kollayan siyasi yapıya bir itiraz olarak da okunmak zorunda…
Hema (Amasra) Maden İşletmesi’ndeki madencilerin 2 gün önce başlattıkları eylemi de böyle görmek ve düşünmek gerektiği kanısındayım. Hema (Kandilli) Zonguldak ve Amasra’ya (Bartın) büyük vaatler, iktidar desteği ve Batı Karadeniz’i enerji üssüne dönüştürme iddiasıyla geldi (getirildi). 2005 yılında Hema Kandilli Kömür İşletmesi’nin açılışını dönemin başbakanı, Hattat Holding’in sahibi, dönemin GMİS (Genel Maden İşçileri Sendikası) başkanı ve enerji bakanının birlikte yaptığını (sermaye, siyaset, sendika- 3 S) anımsamak gerekir.
Sonrasında enerji bakanının 2 kez işletmeyi ziyaret ettiği, Kandilli ve Amasra’da termik santral kurmak için ruhsat aldığını, rödevansa yönelik olarak süre uzatma isteklerinin hemen kabul edildiğini, bazı ekipman desteklerinin verildiğini de unutmamak gerek.
KANDİLLİ HEMA MADEN İŞÇİLERİ DENEYİMİ
Böylesine iddialarla ve görkemli açılışla bölgeye gelen (getirilen) Hattat Holding (Hema Maden İşletmeleri)’de ilk eylem 2007 yılında Kandilli İşletmesi’nde yaşandı. İşçilerin talepleri arasında asgari ücret tutarındaki ücretlerinin artırılması, işyerine yasal zorunluluk olan işyeri hekimi ve ambulans alınması, koruyucu malzemelerin uygun standartta olması vb. vardı. Daha sonra Kandilli Hema Kömür İşletmesi’nde her yıl, bazen 1 yılda 2-3 eylem oldu. Bu eylemlerin çoğunda işçiler yalnız bırakılmalarına rağmen taleplerini kabul ettirdiler. Örneğin 2009 yılında işyerindeki taşeron şirketlerin ücretleri düzenli ödememeleri, şirketler arasındaki ücret farklılıkları nedeniyle “TAŞERONA SON” diyebileceğimiz bir eylem sonucu, işyerindeki taşeronların kovulması ve tüm çalışanların Hema İşletmesi kadrosuna alınması, ücretlerin ve kıdem tazminatlarının ödenmesini Hema İşletmesi’ne kabul ettirdiler. (Bu eylemler sırasında sendika üyesi olmadıklarını, GMİS’e üye olma isteklerinin sendika tarafından geri çevrildiğini anımsamakta yarar var.)
Tüm eylemleri yalnız başlarına yaptılar desek abartı olmaz. En son 2014 yılında Hema İşletmesi’nin 2 asgari ücret ödememek ve rödevans sözleşmesindeki haklarını genişletmek için TTK ve Enerji Bakanlığı’nın tutumunu gerekçe yaparak işten çıkarmalara başlaması sonrasında Zonguldak’a yürümek, kendilerini ocağa kapatmak dahil çeşitli eylemler denediler. 2013 yılında sendika üyesi olan işçiler 2014 yılı temmuz ayından itibaren işten çıkarmalar sonrası gerçekleştirdikleri eylemlerde de sendika genel merkezi, bölgedeki stk’lar ve siyasi partiler tarafından yalnız bırakıldılar… bugün işletme kapalı, 800 dolayındaki madenci işsiz. Bir kısmı da ülkenin değişik yerlerindeki madenlerde çalışmak için bölgelerini terk etmek zorunda kaldılar…
TTK’DAKİ ÜCRET POLİTİKASININ ANLAMI
Maden Kanunu’nda yapılan değişiklikler ve madenlerin “işletme hakkı devri” ile özel şirketlere açılmasına paralel olarak 2006 yılında (Türkiye Taşkömürü Kurumu) TTK’na işçi alımı öncesi iktidar ve GMİS yeni işe alınacak işçilerin ücretlerini düzenleyen bir protokol imzaladılar. Bu porotokole göre yeni alınacak işçilerin ücretleri eski işçilerin ücretlerinin %60’ı olacak, daha sonraki yıllarda işçi alımı olması durumunda 2006 esas alınmak üzere her yıl için 2 puan düşürülecektir. Aynı ücretlendirme KPSS ile işe alınan işçilere de uygulanacaktır. Yani iktidar devlet eliyle ücretlere müdahale ederek, özel sektöre de emsal olabilecek yüksek ücret uygulamasına son vermiş oldu. Elbette sendikayla birlikte…(3 S)
VE AMASRA
Bugün Amasra / Hema Maden İşçileri’nin yasal olarak 2 asgari ücret olması gereken ücretleri ödenmiyor. Yasa öncesindeki ücretlerden maaş ödeniyor hala ve burada çalışan arkadaşlar sendika üyesi aynı zamanda... Hema “ben galeri ve kuyu işimi bitirmedim ve kömür çıkarmıyorum; bu nedenle 2 asgari ücret ödeme yükümlülüğüm yok.” diyor. Torba Kanun’daki (Ek: 10/9/2014-552/9 md.) “Bu Kanunun 2 nci maddesinde sayılan 4. Grup madenlerden “Linyit” ve “Taşkömürü” çıkarılan işyerlerinde, yer altında çalışan işçilere ödenecek ücret miktarı 4857 sayılı Kanunun 39 uncu maddesi uyarınca belirlenen asgari ücretin iki katından az olamaz.” düzenlemesinde bulunan “çıkarılan” ifadesine sarılıyor. Daha doğrusu işçilere bunu gerekçe gösteriyor, yani “ben şu an kömür çıkarmadığım için beni bağlamaz” diyor. Oysa düzenleme açık; “taşkömürü ve linyint çıkarılan işyerlerinde, yeraltında çalışan işçilere” diyerek yeraltında çalışan tüm işçileri kapsadığını belirtmekle kalmıyor, yeraltında çalışıyor olmayı 2 asgari ücret tutarında ücrete hak kazanmak için yeterli görüyor.
Hema böyle diyor; peki devlet kurumu olan TTK…? TTK’da “ben ödediğim ikramiye vd. yan ödemelerle 2 asgari ücretin üzerinde ödeme yapıyorum. Dolayısıyla bu yasa beni bağlamaz” diyor. TTK’nın tutumu da önemli ve belirleyici. Çünkü yukarıda belirttiğim protokol doğrultusunda 2006 yılından bu yana TTK’da işe alınan 5500 dolayında işçinin de ücret sorunu var. Çıplak ücretler üzerinden bakıldığında maaşı 2 asgari ücretin altında olan işçiler var. Ücretle ilgili davalarda “ikramiye, sosyal hak vb. ödemelerin ücrete esas sayılamayacağı” yönünde mahkeme kararları da orta yerde duruyor.
Amasra Hema İşletmesi’ndeki durumun yalnızca ücretlerle ilgili olmadığını düşünüyorum. Çünkü Hema Kandilli ve Amasra’daki taahhütlerini yerine getiremedi. Termik santral kurma girişimleri bölge halkının, çevrecilerinin girişimleri sonucu (şu ana kadar) engellendi. Kandilli’deki ocaklarla ilgili olarak TTK ile mahkemelik ve kaybetmesi durumunda ciddi maliyetleri olacak. Yani Hattat Holding Zonguldak ve Bartın’a gelirken planladığı işlerin ve kazancın düşündüğü, beklediği kadar kolay olamayacağını gördü. Ancak kendisi “kapatıp, çıkıyorum” diyemediği, (şimdilik) isteklerini de TTK ve Enerji Bakanlığı’na kabul ettiremediği için, işçiler üzerinden bir zorlama, işçileri kullanma düşüncesi olabilir.
İLLE DE SINIF SENDİKACILIĞI
Yukarıda da belirttiği gibi; hem TTK hem de Hema İşletmesi’nde benzer sorunlar yaşanıyor. İki işletmenin çalışanları da GMİS üyesi; iki işletme de çıkarılan kanuna, anayasadaki eşitlik ilkesine uymamakta ısrar ediyor. İki işletme de iktidar gücüne güveniyor ve KANUNA UYMUYOR. İki işletmede de sendika izleyici ve günü kurtarmanın derdinde…
Kandilli’de Hema Maden İşçileri’nin eylemleri ne kadar öğreticiyse, sendikanın, iktidarın, yerel güç odaklarının, stk’ların tutumları da o kadar öğretici olmak zorunda. Şu anda TTK işyerleri için sözleşme sürüyor ve büyük olasılıkla işçiler “2 gün hafta tatilini kurtardık, ikramiyeleri, kömür hakkımızı kurtardık vb.” söylemlerle kandırılacak, ücretlerdeki eşitsizlik, uygulanmayan kanun, çalışma yaşamına ve iş güvenliğine ilişkin maddeler işverenin (iktidarın) istediği gibi geçecek.
Zonguldak ve Bartın (TTK) sınıf mücadelesi açısından deneyimler barındırıyor. 1965 Kozlu direnişi, 1990 grevi ve 1991 Ankara yürüyüşü, 5 nisan (1994) kararlarına karşı gerçekleştirilen eylemler, Hema Kandilli İşçilerinin 2007- 2014 yılları arasındaki sayısız eylemi bir tek şeyi gösteriyor; işçiler kendi kaderlerini ellerine aldıklarında başarılı oluyorlar, taleplerini kabul ettiriyorlar. Bunun için; işyerinde tüm çalışanların görüşlerinin, önerilerinin tartışılıp ortak karara dönüştürüldüğü, sendikayla (veya sendikaya rağmen) bu kararlar doğrultusunda mücadele edildiği, işçilerin “söz ve karar sahipliği”ni esas alan bir örgütlenme zorunludur.
Birçok yerde (ve Amasra’da da) atılan ve işçiyle sendikayı ayrı ayrı konumlandıran “işte madenci, işte sendika” sloganı yerine “söz yetki karar çalışanlara” sloganını öne çıkarmak; işimiz, geleceğimiz ve haklarımız için sendika yönetimlerini yetkili ve karar alıcı olmaktan çıkarıp, tüm çalışanların kararını uygulayan, sözcülük yapan bir konuma taşımak zorundayız. TTK’da 9 yıldır çözülmeyen ücret ve gruplu işçi sorunu, 800 işçinin işsiz kaldığı Hema Kandilli İşletmesi’nde yaşananlar, yaklaşık 10 aydır kanuna rağmen TTK ve Hema’da eksik ödenen ücretler… tüm bu süreçte her eylemde, her mitingde atılan “işte sendika işte madenci” sloganı… bu yüzden ille de sınıf sendikacılığı, ille de birlikte mücadele…
salim çalık
31 Mayıs 2015 Pazar
toplu iş sözleşmesi çerçeve anlaşması üzerine (2015) – 2
türk iş ile kamu iş (ve iktidar)
arasında imzalanan çerçeve anlaşmanın ayrıntıları üzerinden de bakmamız
gerektiğini düşünüyorum. 30.05.2015 günü bültenlere yansıdığı kadarıyla
çalışanların haklarını karşılamadığını belirttiğim çerçeve anlaşmada, ücret
dışındaki ödemelere ilişkin de bazı hükümler geçmişte olduğu gibi, çalışanların
zararına biçimde imzalanmış.
nasıl olmalı?
anlaşmanın 3. maddesinde
düzenlenen maktu ödemelere ilişkin olarak; “sosyal yardım, giyim yardımı ve
denge ödeneği hariç toplu iş sözleşmesinde yer alan maktu ödemeler (ücrete
bağlı olmayan ödemeler, doğum, ölüm, evlenme, yemek ve yol yardımları ile prim
ve tazminat gibi ödemeler) toplu iş sözleşmesinin ücret zamları oranında ve
ücretin zamlandığı tarih itibarıyla artırılarak ödenir…”
oysa burada sözü edilen
yardımların yaşam içerisinde karşılığı var. yıllardır, her tis hazırlıkları
sırasında sendikada görev alan arkadaşlara önerdiğim şeylerden bazıları; 1)
yemek yardımı ttk misafirhanesi’nin günlük yemek ücretleri üzerinden, 2) yol
yardımının belediye taşıma ücretlerinin ortalaması veya işçilerin araçlara ödediği ücret
üzerinden, 3) kuru katık bedelinin gerçek ücretleri üzerinden, 4) evlenme ve
doğum yardımlarının da gerçekçi olması gerektiğidir. (ki insan bir kez
evleniyor, çalıştığı sürede 2 veya 3 çocuğu oluyor- yani sürekli bir ödeme
değil bunlar)
ücret artışlarında yıllardır alım
gücümüz düşüyor. her keresinde enflasyon oranında artış aldığımız söylense de
gerçekte temel tüketim maddeleri üzerinden bakınca durum hiç de iyi değil…
yukarıdaki gibi önermelerimi ücret artışlarında da yaptım. maden işçilerinin ve
ailelerin günlük yaşamlarında en fazla tükettiği 100 dolayında ürün seçilmeli
ve bunların artış oranları istenmelidir.
örneğin 2014 yılında madenci 1 aylık
ücretiyle kaç kg. et, kaç kg. peynir, kaç kg. zeytin, kaç ekmek, kaç tüp, kaç
kilo deterjan, kaç ayakkabı, kaç
pantolon vb. alabiliyorsa 2015 yılı tis görüşmelerinde bu istenmeliydi… ya da
şöyle diyeyim; tüik ve merkez bankası açıklamalarına göre nisan 2015 itibarıyla
YILLIK GIDA ENFLASYONU 14,31 olarak gerçekleşmiştir. o zaman bizim aldığımız
enflasyon oranındaki ücret artışı anlamsızlaşıyor…
ücreti etkileyen maddeler
çerçeve anlaşmaya devam edelim…
çok dikkat çeken denge ödeneğiyle ilgili olarak 5.maddede; “müktesep hak
olmamak üzere ve başka bir ödemeyi etkilememek kaydıyla yılda bir defa ve eylül
ayında 500 tl. brüt denge ödeneği ödenir…” diyor… başbakanın açıklamasında “gelir
vergisinden kaynaklanan kayıpların karşılığı olarak” dendiği için, yeraltı
işçilerine ödenip ödenmeyeceği bence kuşkulu. verilecek diyen arkadaşlar,
yeraltına 2 asgari ücret ödenmesiyle ilgili KANUNUN ttk tarafından
uygulanmadığını unutmasınlar derim. burada en önemli tanım MÜKTESEP HAK olmamak
üzere… ne demek? kazanılmış hak değildir anlamına geliyor. yani ileriki
yıllarda işveren ödemiyorum diyebilir ve sözleşme gereği itiraz edilemeyebilir…
diğer önemli tanım; DİĞER BAŞKA ÖDEMEYİ ETKİLEMEMEK KAYDIYLA tanımı… ücrete
doğrudan yansımayacağı için ücrete bağlı olan istirahat ücreti, kıdem
tazminatı, prim vb. hesaplamalarda bu 500 tl. etkili olmayacak. yani denge
ödeneği çok dengesiz… ve geleceği belirsiz; sanki bu dönemi atlatmak için
veriliyor gibi…
sosyal yardım; sözleşmenin 1.yılında 220 tl. brüt, 2. yılında 235
tl. brüt olarak ödenecek… “süresi biten toplu iş sözleşmelerinde bu miktarın
altında olan sosyal yardımlar, yukarıdaki rakamları geçmemek üzere 1. yılda %9,
2. yılda zam oranı kadar artırılır.” deniyor.
giyim yardımı 1. yılda 150 tl., 2. yılda ücret zammı kadar
yükseltilerek ödenir diyor. 150 tl.ye giymek için ne alabiliriz…? (eskiden bu
bir takım elbiselik kumaş olarak veriliyordu.)
farkların ödenmesi “işletmelerin bütçesi göz önüne alınarak en kısa
sürede ödenir” deniyor. eski sözleşmelerde zaman zaman tarih verilir, farkları
ne zaman alacağımızı bilirdik. şimdi bu tarih de kaldırılmış ve işletmelerin
inisiyatifine bırakılmış…
taşeronlaştırma niye var bu çerçevede?
hizmet alımları (taşeronlaştırma)
da yer bulmuş çerçeve sözleşmede. ihale kanununa atıf bulunarak, asıl işlerin
dışındaki işlerin yaptırılması için; “hizmet türlerinin bakanlar kurulunca
tespit edilerek yayınlanmasını müteakip hizmet alımı suretiyle kamu kurum ve
kuruluşlarına ait asıl işlerde alt işverenin işçileri çalıştırılmayacaktır. asıl
işte çalıştırılan alt işveren işçilerinin kadroya alınmasına ilişkin işlemler
başlatılacaktır.” ilk bakışta madde göze hoş görünse de, asıl iş niteliğinde
olmayan işlerin taşeronlara verilmesi de kabul edilmiş oluyor… sendikacıların
bu sakıncayı görmemiş olmaları olası değil…
ne yapmalı?
buraya kadar gördüğümüz ve
elimizdeki tutanaktan anladığımız şey; ücretlerle ilgili tüm maddeler
bağıtlanmış durumda. sendikalar idari maddeleri görüşürken bu rakamların
dışına/ üzerine çıkacak bir yürekliliği ve direnci gösterebilirler mi
bilmiyorum… fakat çerçeve anlaşmaya imza atan sendikaların bundan sonraki
görüşmelerde düzeltme yapabileceklerini, bu yönde teklifte bulunabileceklerini
sanmıyorum…
madenciye ve bu çerçeve
anlaşmadan etkilenecek 210 bin işçiye düşen tek görev, hak gasplarının önüne
geçmek için işyeri işyeri, şube şube direnç göstermek, itirazları yükseltmek ve
genel merkez üzerinde basınç uygulayarak 2 ay önce verdikleri sözleri
anımsatmaktır…
bir şey daha yapmalıyız; tüm
sendikacıların ücret, sosyal hak, ikramiye ve tazminatlarının kazı işçisi
düzeyine düşürülmesi için baskı oluşturmalıyız… yıllık en az 100 bin tl.nin
üzerinde geliri olan sendikacıların gruplu işçilerin durumunu da, işten atılan
hema işçilerinin durumunu da, yerüstünde çalışan işçilerinin durumunu da,
kpss’den işe giren düşük ücretli işçilerin durumunu da anlamaları imkansızdır…
seçildikten sonra yaşam biçimleri, ekonomik refahları ve değiştirdikleri
çevreleriyle madencilikten, işçilikten kopanların işçilerin ekonomik-
demokratik hak örgütü olan sendikalarda işçileri temsil etmeleri mümkün
değildir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
YEDİ MART SEKSENÜÇ ÜÇ MART DOKSANİKİ VE TÜM MADEN ŞEHİTLERİNE
hangi köyün yüreği /
hangi ananın gözyaşları /
tutabilir yasınızı //
bilmem kaç yedi kat altında /
yatarken yerin /
okuttular kur’an’ınızı /
yatış şeklinizi bile bilmeden //
ilk size kuruldu/
cenazesiz gömütlükler/
-dünyada yüreğim gömüt size-//
bilmem kaç yedi kat altında yerin /
yatarken sizler /
yemin ettim böylesinin sürmeyeceğine //
yemin ettim/
yatış şeklinizi bilmeden//
bilin ki dostlarım /
dimdik ve ayaktasınız /
yüreğim gömüt size...//
Armutçuk-Kozlu 10/03/92 /
salim çalık /
GÜLMEKLE AĞLAMAK ARASI (sf.36)
geleceğe dikiliyor gömüt taşları
biliyorum
kendisini kirleterek tükeniyor
umutla süslenmiş gelecek günler
şimdi
bir bir içime gömülüyor
yaşamda alacağı kalan çocuklar
ömrü metaya değişilen işçiler
içime gömülüyor
töreye kurban edilen kadınlar
ve karşılıklı dağlara sürülüyor gençler
gömüt taşları geleceğe dikiliyor
gömüt taşları iki parça yüreğime
şimdi
tepeden tırnağa utançla
__ipe çekiyorum mutluluk düşlerimi
acı ve hüzün ötesi yaralı duygularla
__tenime gömüyorum gülüşlerimi
………………kasım-aralık 2007
salim çalık








